Yaşadıklarımızın bir şarkısı yok mu sanıyoruz…

Yayım tarihi:  /   Son güncellenme  /   Yorum yapılmamış

Geçtiğimiz pazartesi, Türkiye’ de hükümet sisteminde köklü değişikliklere yol açabilecek Anayasa değişikliği teklifi, Anayasa Komisyonu’ndan geçerek, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’ na geldi. Yani TBMM’ de Anayasa değişikliği sürecine girildi.

 

 


Kamuoyunun büyük bir çoğunluğu bu süreçten bihaber. Geri kalan çoğunluğun ise bu sürecin ne anlama geldiği konusunda kaygı duyduğundan şüpheliyim.
Anayasa değişikliği teklifinin tartışılmasının pek de mana taşımadığı bu ortamda, “yaşadıklarımızın bir şarkısı olduğuna” inanıyor, değişiklik metninin ayrıntılarına girilerek yorum ve eleştiri yapılmasının insanca yaşama çabasının bir parçası olduğunu düşünüyorum. Ve toplumu bu konuda aydınlatma misyonunu üstlenerek görevimi yerine getrmiş olmayı ümit ediyorum.
Dilerim, sağduyulu ve ağırbaşlı tüm hukuk insanları, siyasal ve ideolojik çatışmalara girmeden, nesnel ve tarafsız bir şekilde yazar çizer, üretir anlatır veyahut sürekli ve yüksek sesle konuşabilir…
Aksi halde Montesquieu’ nun teşhisiyle “ o ülkede tek bir insan özgürdür, öbürleri ise köledir.”
***
Ülkede, donuk, hissiz ve çekingen çekingen yaşamaya çalışan halkın, toplumsal tek beklentisi ortak bir paydada ve bir arada insanca yaşayabilmekten öteye geçememektedir.
Halk, demokrasi, laiklik, hak ve özgürlükler, erkler ayrılığı, yargı bağımsızlığı gibi demokratik erdemleri kaygı edecek durumda değil iken; bir anayasal düzen değişikliğini yorumlamayı insanca yaşamından öncelikleyemez iken; Anayasa değişikliği halka rağmen nasıl gerçekleştirilebilir?
***
Toplum sözleşmesi niteliğinde olması gereken Anayasa değişikliği teklifi, bir sözleşme niteliği dahi taşımamaktadır. Bugüne dek toplumsal sorunların kaynağıymış gibi gösterilen, sorunların çözümü önünde engel olduğu şeklinde halka sunulmaya çalışılan Anayasa, yapılmak istenen değişikliklerle değişmeyecektir.
Teklif, yalnızca hükümet gücünün nasıl ve kim tarafından kullanılacağını belirlemek, erkler birliğini kurallaştırmak ve dikta etmek amaçlıdır. Bu, ulusal egemenlik hakkının devri ve demokrasiden vazgeçmek demektir.
“Eğer aynı idarenin kişilik veya yapısında, yasama erki yürütme erkiyle birleşmişse, hiçbir şekilde hürriyet yoktur” der Montesquieu.
***
Hazırlanan bu teklif, kamuoyunda tartışılmadan, toplumun değişik kesimlerinin görüş, eleştiri ve önerileri alınmadan, toplumsal uzlaşı sağlanmadan, halkın demokrasi ve özgürlük talebi başta olmak üzere, geniş halk kitlelerine hiç bir şey sunmadan, siyasal katılım olmadan çıkarılma aşamasına getirilmiştir.
Anayasa değişikliği toplumsal bir gereksinme olabilir.
Ancak bu, halkın her kesiminin temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, parlamento içi ve dışı siyasi partilerin, üniversitelerin katılımı ile oluşturulacak bir kamuoyunun gözetim ve denetiminde,
• Bireyi ve demokrasiyi esas alacak şekilde,
• Erkler ayrılığı ilkesini güvenceye alacak ve yerel yönetimlerin kamusal hizmetlerin yürütülmesinde genel yetkili hale getirileceği
• Merkez ile yerel, meclis ile başkan arasındaki uyuşmazlıkların Anayasa Mahkemesine bırakılacağı,
• Bürokratik atamaların mutlak surette meclisin onayına tabi kılınacağı,
Demokratik bir toplumun tüm gereksinme ve isteklerini kapsayacak bir düzlemde, yapılacak çalışmalar ile toplumsal mutabakatla yapılmalıdır.
Toplumu aydınlatma adına
Saygılarımla.
Av. Ecem DOĞRU

Kategori:
Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>