Türkiye Hapishanelerinde, F Tipi Hapishanelere geçiş ve ağır tecrit koşullarını protesto etmek
amacıyla açlık grevi yapan mahpuslara karşı 19 Aralık 2000 tarihinde, 20 hapishanede eş zamanlı
yürütülen operasyonda, 30 mahpus ile 2 kamu görevlisi yaşamını yitirirken, 300’e yakın mahpus da
yaralanmıştır. İnsan yaşamının gözetilmediği, kimyasal gazların kullanıldığı, dehşetin yaşatıldığı bu
katliama devlet tarafından “Hayata Dönüş” adı verilmişti. Katliamın üzerinden 22 yıl geçmesine
rağmen bugüne kadar söz konusu operasyon emrini verenler, failleri ve siyasi sorumluları hakkında
adaleti sağlayacak etkili bir soruşturma süreci yürütülmeyerek kamu görevlileri açısından bir zırh
kalkanı olarak uygulanan cezasızlık politikasına devam edilmiştir.
İnsan Hakları Derneği, 16-17 Kasım 2002 yılındaki Olağan Genel Kurulunda 19 Aralık Gününü
“Cezaevlerinde İnsan Hakları İçin Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir. Katliama konu
operasyon emrini veren tüm sorumluların yargılanmasını ve adaletin sağlanmasını bir kez daha talep
ediyoruz.

Aradan geçen 22 yıllık süreçte hapishanelerde hak ihlalleri artarak devam etmektedir. Toplum
üzerinde zor aygıtı olan hapsetme sistemi sonucunda 1 Aralık 2022 itibari ile hapishanelerde 336.315
tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Bu kadar kalabalık mahpus sayısı bile tek başına ihlallerin
göstergesidir. Türkiye hapishaneleri, mahpusların sadece özgürlüğünden mahrum bırakıldıkları
mekanlar olmaktan çıkarılmış, sürekli olarak yeni ihlaller üreten, tecridi ağırlaştıran ve insanı sosyal
bir varlık olmanın dışına iten mekanizmalar haline getirilmiştir.
F Tipi Hapishaneler ile başlayan ağır tecrit uygulaması yeni inşa edilen hapishane modelleri ile daha
katı ve ağır sonuçlar doğurmaya başlamıştır. Yeni açılan Yüksek Güvenlikli Hapishaneler ve S Tipi
Hapishaneler ile yeni bir sistem uygulanmaya başlanmış ve mahpuslar çok ağır izolasyon
yöntemlerine maruz bırakılmıştır. Üstelik bu hapishanelerde İnfaz kanununa aykırı bir şekilde sadece
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlüleri değil tutuklu yargılananlar, süreli hapis cezaları
alanlar da tutulmaktadır. Çoğunluğu tek kişilik yerlerde tutulan mahpuslar günde yalnızca 1 saat ile
1,5 saat arasında başka bir ünitede olan havalandırmaya çıkarılmakta, günün geri kalan 23 saatini tek
başına hiç kimse ile konuşmadan, temas etmeden ve kimseyi görmeden geçirmektedir. Burada tutulan mahpuslara kitap, televizyon ve gazetelere erişim konusunda kısıtlamalar getirilmekte ve mahpuslar mutlak bir tecride tabi tutulmaktadırlar.
Türkiye’de bulunan tüm hapishanelerde Mahpuslar, yoğun hak ihlallerine uğramakta, sağlığa erişim
hakları engellenmekte ve yaşam hakları çiğnenmektedir. 2022 yılı başından bu yana tespit
edebildiğimiz kadarıyla en az 74 mahpus hapishanelerde yaşamını yitirmiştir. Yaşamını yitiren
mahpuslardan 34’ü sürekli hastalıkları olan kişilerdendir. Hapishanelerde şüpheli ölümler ve intihara
sürüklenenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çoktur. Sürekli bir şekilde dile getirdiğimiz üzere
hapishanelerdeki tüm ölümler önlenebilir ölümlerdir. Türkiye’nin uymakla yükümlü olduğu Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi, yaşam hakkının korunması bağlamında devletlere, hem pozitif hem de
negatif yükümlülükler yüklemektedir. Bunlar; yaşam hakkının korunması noktasında tedbirleri alma
ve hakları ihlal etmekten kaçınma yükümlülüğüdür. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre
“yaşama hakkı” dokunulmaz başat hak olarak kabul edilmektedir. Ancak meydana gelen ölümlere ve
ihlallere bakıldığında, devletin bu yükümlülüklerini yerine getirmediği açıkça görülmektedir.
Türkiye hapishanelerinde mahpuslar işkence ve kötü muameleye uğramakta, çıplak aramaya maruz
kalmaktadırlar. Pek çok hapishanede tek kişi olsalar dahi mahpuslara askeri nizamda ayakta sayım
uygulaması dayatılmaktadır. Mahpuslar ailelerinden binlerce km uzakta bulunan hapishanelere
sürgün edilerek ayrıca bir cezalandırmaya maruz kalmaktadırlar. Mahpusların iletişim haklarının
önündeki engeller hala devam etmekte olup, bu konuda Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin mahpuslar lehine vermiş olduğu kararlar Türkiye tarafından uygulanmamaktadır.
Mahpusların oda ve koğuşlarında bulunan televizyonlarda yalnızca iktidar yanlısı kanallara izin
verilmekte ve çoğu hapishanelerde mahpuslara ait radyolar toplatılmaktadır. Tüm bu ihlallerin yanı
sıra 2021 yılı başından bu yana uygulamaya konulan “İdari ve Gözlem Kurulu” marifetiyle mahpuslar
koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik haklarından mahrum bırakılmakta ve umut etme hakları
ortadan kaldırılmaktadır. İdari ve Gözlem kurulları soyut ve gerçeklikten uzak kararlarla mahpusların
özgürlüğünün önünde bir engel olarak durmaktadır.
19 Aralık Katliamının yıldönümü vesilesiyle bir kez daha;

– Katliamın yaşanmasında sorumluluğu olan faillerin yargılanması ve cezasızlık politikasına son
verilerek gerçek anlamda adaletin sağlanması,
– Mahpuslar üzerinde ağırlaşan tecrit uygulamalarına son verilerek, F Tipi, Yüksek Güvenlikli
ve S Tipi Hapishanelerin kapatılması,
– Mahpuslar üzerinde uygulanan insan onuruna aykırı muamele uygulamalarına son verilmesi,
– Mahpusların özgürlüklerinin önünde engel teşkil eden İdare ve Gözlem Kurullarının
kaldırılması, mahpuslar üzerinde tüm sosyal haklarını ortadan kaldıran “özgürlüğünden
mahrum bırakma” ve ceza üstüne sürekli olarak ceza ekleme uygulamalarına son verilerek
insan onuruna saygılı davranılması,
– Hapishanelerin sivil denetim mekanizmalarına açılması,
– Mahpuslara kötü muamele uygulayan görevliler hakkında etkin soruşturmalar yürütülmesi,
– Mahpusların adil yargılanma, sağlık hizmetlerine erişim, yeterli beslenme, hijyen koşullarına,
kültürel ve sosyal haklara, avukatları ve aileleriyle görüşebilme haklarına erişiminin ayrımsız
bir şekilde sağlanması taleplerimizi yineliyoruz.
İnsan hakları savunucuları olarak 19 Aralık Katliamının sorumlularının peşini bırakmayacağımızı ve
süregelen tüm hak ihlallerine karşı duracağımızı, mahpusların insan onuruna uygun bir yaşam
sürmesi için mücadeleye devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.19.12.2022
Mehtap Sert
İnsan Hakları Derneği
Merkezi Hapishaneler Komisyonu Üyesi
