Cumhuriyet Halk Partisi Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, 5 Haziran Dünya Çevre Günü hakkında yazılı bir basın açıklaması yaparak “AKP çevreyi tahrip edecek uygulamalar yapıyor”dedi:

ACELE KAMULAŞTIRMALARIN YARISI TEK ADAM REJİMİNDE YAPILDI
Ülkemizde, sivil toplum kuruluşlarının yoğun çalışmaları sayesinde, çevrenin korunmasına yönelik bir duyarlılık oluştuğunu görüyoruz. Bu durum, çevre tahribatının artmasından, iklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha hissedilir hale gelmesinden bağımsız düşünülemez. AKP iktidarı, pek çok meselede olduğu gibi, çevre konusunda da ikircikli bir tutum izliyor. Bir yandan toplumdaki duyarlılığı ve tepkileri yönlendirmeye, yatıştırmaya çalışırken diğer yandan çevreyi tahrip edecek uygulamalara imza atıyor.
İktidar, özellikle acele kamulaştırma kararlarını çevreyi tahrip edecek yatırımları hızlandırmak için kullanmaktadır. Resmi Gazete’de, sadece 2026 yılının ilk 6 ayında 79 tane acele kamulaştırma kararı yayımlandığını görüyoruz. Bu kararların önemli bir bölümü, enerji sektörüyle, özellikle de iletim ve nakil hatlarının inşa edilmesiyle ilgilidir. 2025 yılında yine ağırlıklı olarak enerji yatırımları için 202 acele kamulaştırma kararı alınmış; tüm AKP iktidarı boyunca alınan acele kamulaştırma kararlarının sayısı ise 2 bin 701’e ulaşmıştır. Bu kararların bin 430’u, yani neredeyse yarısı, 2018’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine, tek adam rejimine geçildikten sonra alınmıştır. ‘Ver yetkiyi, gör etkiyi’ politikası, doğal varlıklarımız, ekolojik dengemiz için de yıkıcı olmuştur.
SERA GAZI EMİSYONU ARTARKEN ORMANLAR YETERSİZ KALIYOR
Acele kamulaştırma kararları haricinde, göz boyama amaçlı, çelişkili yasalar çıkartılmaktadır. Örneğin geçen yıl kabul edilen İklim Kanunu bu politikanın ürünüdür: Bir yandan karbon yutak alanlarını artırmaktan, karbon salımını azaltmaktan söz edilmiş, diğer taraftan kurulu güç kapasitesini artırmak için fosil yakıt kullanımının artırılacağı açıklanmıştır: 2022 Ulusal Enerji Planına göre 2030 yılına kadar 1,7 gigavat kapasiteli kömür santralleri, 10 gigavat kapasiteli doğal gaz çevrim santralleri devreye alınacaktır. Enerjide kurulu güç artırılırken fosil yakıtlardan elde edilecek artış, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla maskelenecek.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 7’nci Türkiye Çevre Durum Raporu bile bu karbondioksit emisyonlarındaki büyük artışı gizleyemiyor. Enerji sektöründeki emisyonlar 1990 ve 2022 yılları arasında yüzde 179; endüstriyel üretim kaynaklı emisyonlar da yüzde 208 oranında artmıştır. Buna karşın ormanlarımızın yıllık sera gazı tutumlarının aynı dönemde azaldığı, bakanlıkça da kabul ediliyor: 1990 yılında ormanlarımız 63 bin kiloton karbondioksiti temizlerken 2021’de bu miktar 35 bin kilotona düşmüştür. Sera gazı emisyonu karşısında orman varlığımız yetersiz kalmıştır. 2012-2020 yılları arasında ormancılık dışı uygulamalara tahsis edilen ormanlık alanların büyüklüğü de 342 bin hektardır ki bunların da yüzde 37’si enerji, yüzde 25’i de madencilik sektörüne tahsis edilmiştir.
İKTİDAR TOPRAKLARIMIZA ÇÖPLÜK MUAMELESİ YAPIYOR
Ülkemizde, yukarıda sözü edilen Çevre Durum Raporu’na göre, korunan alanların büyüklüğü yaklaşık 6,5 milyon hektardır. Enerji ve maden şirketlerinin gözünde bu büyüklükte bir alan ‘verimsiz’ olarak nitelenmekte, yatırımlar için bir engel olarak görülmektedir. Bu yıl mart ayında Milli Parklar Kanununda yapılan değişiklikle de korunan alanlarda ‘kamu yararı’ görülürse, elektrik iletim ve nakil hattı, petrol ve doğal gaz iletim hattı gibi enerji altyapılarının inşa edilmesine izin verildi. ‘Kamu yararı’ açısından ‘vazgeçilmez’ olarak nitelenen tesislerin uzun devreli gelişme planı şartı aranmayacağı ilan edildi. Binlerce yılda oluşmuş ekosistemler enerji ve maden şirketlerine açılırken, bu yatırımları denetleme ve böylece itiraz edebilme yolları da büyük ölçüde kapatılmıştır.
Çevreyi kirletecek sektörlerin ve yatırımların teşvik edilmeye devam edilmektedir. AB’den yapılan atık ithalatı 2024 yılında 12 milyon tona ulaştı; 10 yılda ithal edilen atık miktarı da 118 milyon ton oldu. Sadece 2025 yılında 503 bin ton plastik atık ithal edilmiştir. Bu iktidar, topraklarımıza çöplük muamelesi yapmakta, insanlarımızı mikro plastiklerle zehirlemekte bir sakınca görmüyor. Bu esnada Akbelen’de acele kamulaştırmaya karşı ormanlarını korumaya çalışan yurttaşlara kolluk tarafından müdahale ediliyor, hapis cezaları veriliyor.‘Yeşil vatan’ kağıt üzerinde kalmış bir kelime oyunundan ibarettir.
Bu nedenle kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 de bir göz boyamadan öteye gidemeyecektir. Çevrenin korunması; sloganlara, basmakalıp raporlara, iyi dileklere sığdırılamayacak kadar hayati önemdedir. İklim krizinin etkilerini giderek daha çok hissettirdiği bir dönemde büyük bir paradigma değişikliğine ihtiyacımız var: Ekolojiyi ekonomiye feda etmeyen, özellikle enerji ve maden şirketlerinin hoyratlıklarına dur diyecek, sağlıklı ve dengeli bir çevre olmaksızın insanca yaşamın da mümkün olmayacağını, 21’inci yüzyılda geçmiş yüzyılın alışkanlıklarıyla hareket edilemeyeceğini kabul etmek zorundayız.
