Toplumumuzda egemen olan anlayışa göre kadın nedir? Bu anlayışa göre kadın öncelikle annedir, çocuklarını hayata getirir, onları büyütür, yetiştirir. Kadınının görevi eviyle, eşiyle ve çocuklarıyla ilgilenmektir. Kadın bulaşıkları yıkar, çamaşırları serer, yerleri süpürür, ağlayan çocuğu uyutur, kocası eve geldiğinde yemeğini hazır eder. Kısacası kadın erkeğin izin verdiği sınırlar arasında hapsolmuştur, o sınırlardan geri kalanı da erkek halletmelidir çünkü kadının çalışmak için, mali hesaplar yapmak için, dış dünyadaki zorluklarla yüzleşmek için yeterli kapasitesi yoktur. Bu tamamiyle yanlış bir algıdır, kadın sadece bu değildir.
Kadın gerektiğinde başarılı bir iş insanı, bir esnaf, vatanına faydalı bir vatandaş olabilir. Kadın sadece bir ev hanımından ibaret değildir. Kendisi isterse ev hanımı da olabilir, bilim insanı da olabilir, bir ülkeyi de yönetebilir. Peki neden bu gözle görülür gerçeğe rağmen kadının toplumdaki rolü bu kadar kısıtlı? Neden toplumumuzda erkeklerin kadınlardan daha zeki ve üstün olduğu kabul ediliyor? Aslına bakarsanız bunun altında yatan tek bir sebep var o da: Toplumsal kabul.
Toplumda kadının yeri tabii ki de bir günde oluşmadı. Kadının toplumdaki yeri zamanla şu anki halini aldı. Geçmişte kabul edilen düşünceler ve inanışlar şu anki kadın anlayışının temelini oluşturdu. Kadın ve erkeği dışarıdan incelediğimizde kadın ve erkeğin arasındaki en temel farkın onların vücut yapıları olduğunu anlamak pek zor değildir. Erkek daha güçlü ve heybetli bir vücut yapısına sahipken kadınlar vücudu erkeklerinkine göre daha zayıftır. Kadın ve erkeğin arasındaki göze çarpan bu temel fark aslında erkekler kadınlardan üstündür algısının temelidir. Açıkçası bu fazlasıyla yetersiz bir düşüncedir çünkü doğada bulunan varlıkları incelediğimizde insanın diğer canlılardan daha üstün bir varlık olduğunu gözlemleriz. İnsanları diğer canlılardan üstün yapan şey onların fiziksel güçleri değil de akıllarıdır. Örneğin; bir insanı bir ayıdan daha üstün kabul ederiz çünkü insan akıl gücü olarak daha gelişmiş bir varlıktır. Ayının insandan daha cüsseli olması onu üstün kılmaz. Fiziksel gücün zihinsel kabiliyetle çok da güçlü bir bağı yoktur. Buna rağmen bu fiziksel fark bir temel niteliği taşır.
Fiziksel olarak daha güçlü bir konumda olan erkek kadına karşı üstünlüğünü kurmak için bu gücü kullanır ve toplumdaki ilk rollerin temeli atılmış olur.
Size gösterebileceğim iki örnek var.
Gerçekten de geçmişteki bilim insanlarını, filozofları, sanatçıları incelediğimizde neredeyse hepsinin erkek olduğunu gözlemleriz. Peki bu argümana erkeklerin kadınlardan daha zeki olduğunun bir kanıtı gözüyle mi bakmalıyız? O gözle bakmak bizi büyük bir hataya düşürür çünkü toplumda bulunan algı kadını bir adım geride tutar. Kadın hayata gözlerini ilk açtığı andan itibaren toplum tarafından belirlenmiş bir kalıba ayak uydurma süreci içindedir. Toplumun ona biçtiği şeklin dışına her çıkma girişimi engellenir, ayıplanır ve dışlanma sebebidir. Bu katı kurallar dolayısıyla kadının bu toplum anlayışının çıkma şansı olabilecek en az düzeydedir. Kadının bu kısıtlanışı onu erkekten zeka düzeyi olarak daha aşağı seviyede yapmaz. Geçmiş zamanları incelediğimizde kadınların eğitim haklarının olmadığını bu eğitimin sadece erkeklere mahsus olduğunu görebiliyoruz. Tabii ki de bu katı engellere rağmen yetenekleri ve zekalarıyla kendilerini göstermiş olan kadınlarımız var. Nobel ödülüne layık görülmüş 19. Yüzyılda yaşamış olan kadın fizikçi Marie Curie buna harika bir örnektir. Başka bir örnek de 18. Yüzyıl Osmanlı’sında yaşamış bestekar Dilhayat Kalfa’dır. Bu kadınlar toplumlarının baskılarına ve ötekileştirmelerine rağmen tutkularının peşinden gitmiş birçok kadından örnekler sadece.

Tarihin ilk zamanlarından temelini atıp şu anki halini almış olan kadın algısı şu anda bile varlığını bütün gücüyle korumaktadır. Şu an bile kadının kendini belirli alanlarda öne çıkarma çabaları birçok kişi ve topluluk tarafından hor görülmektedir. Kadına verilen önemin en alt düzeyde olduğunu her gün duyduğumuz, belki de şahit olduğumuz kadın cinayetlerinden anlayabiliriz. Sadece kadın cinayetleri de değil toplumun her alanında bir eşitsizlik var. Kadınlar iş hayatında, sosyal hayatta, akademik hayatta da erkeklerden bir adım gerideler.
Özetle toplumda kadın erkek eşitsizliğinin var olduğu reddedilemez ve bu eşitsizliğin de en temel sebebi toplumun kadına biçtiği roldür.
Gizem Kurt
(gizem.kurt_02@metu.edu.tr)
