Aksaray Üniversitesi öğretim görevlisi Hataylı Prof. Dr. Süleyman Yılmaz’dan yeni kitap
O gün, hüzün, gazap, çaresizlik, insan ruhunu derinden sarsan, aciz bedenini çökerten, güne ve düne dair ne varsa harman olmuştu. Geriye kalanlar, yıkık dökük bir coğrafya, dinmeyen acılar ve yarım kalan hikâyelerdi. Sonuç, mekâna bağımlılık gerçeğinde yeni bir depremzede tipolojisi, eskisi gibi olamama kaygısı ve dillerde dolaşan keşkeler…
Yukardaki dize Aksaray Üniversitesi öğretim görevlisi Hatay’lı Prof Dr. Süleyman Yılmaz’ın 7. kitabının arka kapak yazısından
Fay altında Yarım kalan hikayeler6Şubat 2023 ismini taşıyan Kitap 11 deprem ilinde 38 kişi ile birebir görüşülerek hazırlandı
Yılmaz kitabı ile ilgili olarak arka kapak yazısında şunları yazdı

“Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyordu. Hepimiz, 2023 yılı 6 Şubatının tarihi düşülen acı kaydında bunu gördük. Tıpkı, Antakyalı yazar John Malalas’ın, 29 Mayıs 526 yılında yaşanan acı deprem ve korkunç yangının tarihi vesikası gibi.
Derdimiz, rakamların çılgınlığı ve bilimin kehaneti değildi! Belki Akif’in vurguladığı “Geçmişten adam hisse kaparmış, ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? Tarihi tekerrür, diye tarif ediyorlar, Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” gerçeğiydi. “İnsan, nisyanla maluldür” çıkarımıyla yeni acıların tekerrür etmemesi, duygusal ve düşünsel ihmallere fırsat verilmemesiydi. “Unutmadık, unutturmayacağız. Unutursak kalbimiz kurusun!” sloganının kuru bir söylemde kalmamasıydı.
Biliyoruz ki; “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı!” Yıkık, enkaza dönmüş bedenlerde eski hikâyelerin özlemiyle yeni bir insan tipolojisi oluşacaktı. Kadim bir sözümüz vardı; “Şerefü’l mekân bi’l mekîn”, yani bir mekânın şerefi, orada oturandan gelirdi. Bireylerin mekâna yönelik geliştirdiği yer kimliğini oluşturan inançları, anlamları, tutum ve davranışları vardı. Mekânla bütünleşmiş bedenlerde gitmenin de, kalmanın da zorlukları vardı.
İbn-i Haldun’un dillerde pelesenk olmuş sözü gibi “Coğrafya kaderimiz miydi?” Tedbirsiz tevekkülü geleneksel bir anlayışa dönüştürmüş insanların teşkil ettiği coğrafyada belki de evet. O halde, 3 Nisan 2024’de Tayvan’da aynı şiddette gerçekleşen depremde neden zayiat çok azdı?
“Akletmez misiniz, düşünmez misiniz!” ilahi uyarısının muhatabı insanımız, bilimsel gerçekliğin sorgulayıcısı 5N 1K kodlamasıyla, deprem yıkımının ve sonrasında bıraktığı travmanın nedenlerini, nasıllarını, kimlerini sorgulamasın mı? Birey, devlet, bürokrasi ve sivil toplum olarak deprem öncesinin alınması gereken tedbirlerini konuşmasın mı?
O gün, hüzün, gazap, çaresizlik, insan ruhunu derinden sarsan, aciz bedenini çökerten, güne ve düne dair ne varsa harman olmuştu. Geriye kalanlar, yıkık dökük bir coğrafya, dinmeyen acılar ve yarım kalan hikâyelerdi. Sonuç, mekâna bağımlılık gerçeğinde yeni bir depremzede tipolojisi, eskisi gibi olamama kaygısı ve dillerde dolaşan keşkeler…“
