Kendi Hayatını Sorgulamayan Başkalarını Yargılar.

0
59

Sadece öğrenerek, düşünerek, sorgulayarak ve görüşlerimizi paylaşarak kendimizi çoğalta -bileceğimizin bilincinde olmalıyız. Tek ihtiyacımız olan, karşılıklı saygı ve anlayış çerçevesinde, bilgi ve düşüncelerimizi birbirimize aktarabilmek ve birbirimize faydalı olabilmeye çalışmaktır.

Doğa ve tabiatın en üstün özelliklerine sahip gelişmiş bir yaratılış harikası olan insanoğlu, doğa’da tabiatı gereği belirli bir akıl ile var olmuştur. dolayısı ile  aklını kullanamıyorsa, sorgulamayıp araştırmıyorsa, okuyup muhakeme edemiyorsa,  birileri bir şey dedi deyip körü körüne peşinden gidiyor ve inanıyorsa, insan olmanın gereğini yerine getiremiyor demektir. Bu yüzden dir ki  var olması ne allah için ne kul için nede yaşadığı  gezegen için hiçbir şey ifade etmez, bu yetersizliği ve aczinden dolayı da   ömrünü başkalarını yargılamak’la geçirir. Mesela dua ederken ‘’ya rabbi’’ diye dua eder rab kelimesinin İbranice olduğunu bilmeden. Ama önünda Türkçe karşılığı olan’’ tanrı’’ dediğin zaman kafir olursun. J

Tarihte vuku bulmuş  savaşların yüzde 99.9 u nun yegane sebebi insan olma aidiyetlerinden yoksun insanların cahilliklerinden meydana gelmiştir.  Zira savaşın kazananı barışın da kaybedeni  olmaz.  Ama bunu bu çağda bile öğrenemedi insanlık. Özellikle islam coğrafyasında yüz yıllardır süren kan ve gözyaşı seline bakarsak bunu daha iyi anlayabiliriz sanırım.

İnsanların sorgulama ve öğrenme arzusunda ki  tembelliği ve aymazlığının yanında, toplumun bilgi sahibi olmasını istemeyen, güçlü ve etkin kurumlar tarafından yaratılan akıl karışıklığını da gözardı etmemek gerekir. Ama bu da dahil hiçbir şey cehaleti ve teslimiyeti haklı çıkarmaz.

Herkes bilim adamı olmak  zorunda değil, zengin ya da ünlü veya memur, müdür olmak zorunda da değil. Aslında hiçbir şey olmak zorunda değil.ama madem ki insan!  para, pul,altın, gümüş zenginlik vb gerektirmeyen akıllı, sorgulayan bir birey olmak zorundadır.  Bir hayvanın önüne bir yem attığımız zaman öncelikle onu koklar ve kendisinin tüketip tüketemeyeceği bir şey olduğunu anladıktan sonra yemeğe başlar, buda onun sorgulamasıdır.

              Madam Hayganuş’un kocası Agop ölmüş.

Hayganuş çok üzgün. Sevgili kocasının mezarının başında oturmuş ağıt yakıyor.Komşuları, arkadaşları da elleri önlerinde bu dramatik anı saygı içinde sessizce izliyorlar. Hayganuş‘un kocası Agop’a yaktığı ağıt herkesin gözlerini yaşartıyor: ‘‘Ah Agop efendi ah… Sen ne güzel, ne alim adam idin… Fransızca bilir idin…İngilizce’yi, Alamanca’yı fevkalade konuşur idin…Sen edebiyattan, fizikten, kimyadan, riyaziyeden çok iyi anlar idin…Şiir bilem yazar idin…”

İzleyenler suskunluk içinde bekliyorlar, ama ölçüyü kaçıran Hayganuş‘un Agop’a sıraladığı övgüler bir türlü bitmek bilmiyor.

Artık biri dayanamıyor ve patlıyor:

‘‘Yahu Madam Hayganuş, amma da büyüttün ha!.. Agop’u hepimiz tanır idik. Rahmetli hiç de dediğin gibi bir adam değil idi. Mesela, Fransızca filan bilmez idi. Şiir de yazmaz idi. Az biraz okuması, yazması var idi. Hepisi o kadar…”Madam Hayganuş, komşusunun bu sözlerini duyunca hemen ağlamasını kesmiş ve başını kaldırarak gururlu bir sesle şöyle yanıt vermiş:

‘‘Olsun… Heves eder idi.”       Ne olur heves edelim.   J

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here