





Perdeler hem işlevsel anlamda hem de estetik bakımdan evlerin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Evlerini dışarıdan görünmesini ve mahremiyetinin korunmasını sağlayan perdeler aynı zamanda şık tasarımları ile dekorasyonun vazgeçilmez unsurları arasında yer almaktadır. Geçmişten günümüze bireylerin tercih ettiği birçok perde modeli bulunmaktadır. Teknolojinin de değişmesi ile ve gelişmesi ile birlikte perde modelleri mekanik perdeler kumandalı perdeler akıllı perdeler olarak çeşitlilik göstermektedir. Özellikle de ev dekorasyonunda perdelere ilişkin moda ve trendler sıklıkla değişirken bu anlamda bireylerin yeni ev alma evlerindeki eşyaları değiştirme ve evliliğe adım atma süreçlerinde perde trendlerini yakından takip etmeleri önem arz eder.

Perdeler özellikle de çalışan hanımların tercihleri doğrultusunda kolay yıkanabilen ütü istemeyen ve bu anlamda son derece şık tasarıma sahip olan bir biçimde dizayn edilmelidir. Artık eskisi gibi ütülenen dantelleri kovalanan perdeler bireylerin modern dünyanın hızına yetişmesine mani olmakta ve bu anlamda vakit kaybına neden olmaktadır. Bu yüzden özellikle de dekorasyon fikirleri konusunda bireylerin odadaki diğer eşyaları halılara ve aksesuarları uyumlu perde seçmeleri önem arz eder. Az dekorasyon bu anlamda bireylere rehber olabilecek perde önerilerini sunmaktadır. Az Dekorasyon bireylerin dekorasyonla ilgili olarak rehber edinebilecekleri ve dekorasyonun a’dan z’ye her şeyi ile ilgili paylaşımlar yapan son derece verimli bir internet sitesidir.
Yazdı

ÇÜRÜMENİN RESMİNİ ÇİZEBİLİR MİSİN ABİDİN ?!
İngiltere’nin ulusal şairi William Shakespeare’in on dördüncü yüzyılda Danimarka’da geçen “Hamlet’in Trajik Hikâyesi” adlı oyununun vurguladğı çürümüşlük ve kokuşmuşluğun olduğu o ülkenin genç Prensi Hamlet şu soruyu sorar :
“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu ! Düşcemizin katlanamaması mı güzel, Zalim kaderin yumruklarına, oklarına. Yoksa diretip bela denizlerine karşı Dur, yeter ! Demesi mi ? (…) Kim dayanır zamanın kırbacına ? Zorbanının kahrına gurununun çiğnenmesine, Kanunların bu kadar yavaş, Yeryüzünün bu kadar çabuk yürümesine, Kütülüklere kul olmasına iyi insanın ?”
Ülkedeki çürümüşlüğün tek nedeni Kral Hamlet’in hayali oğlu tarafından zehirlenerek öldürülmüş olması ; en başında ülkede hak ve hukukun yok edilmesi geliyordu. Katiller, hırsızlar, kötüler baş olmuş ; iyiler, masumlar, yiğitler öldürülmüş, sürgüne yollanmış Danimarka ya da Manimarka denilen ülkede… Böyle bir durumun Danimarka’yı mahvetmesini isteyen Kral Hamlet’in hayaleti oğluna da dur demesini istiyordu.
Dönem, kendi kurumları ve yeni bir düşünce yapısıyla gelen Aydınlanma çağının baş gösterdiği bir dönemdir. Aydınlanma, yeni kurumları ve felsefesiyle geliyordur. Eski rejim ile rejimin şatoları ve sarayları, içindekilerle birlikte çürüyordur. Bu çürümeyi kimse gizleyemiyordur.
Tıpkı günümüz Türkiye’si gibi…
Türkiye’nin kendi Aydınlanma pratiğini aşma iddiasıyla gelen post modern rüzgâr, Aydınlanma değerlerini aşındırdı ama yerine yenisini getirmediği için bizi “gerici” bir modern öncesi düzene taşıdı.
İşte, bir tür sultanlığa (neo sultanlık) dönüşen düzen, çürümüşlüğünü gizleyemiyor. Bu çürüme her alanda olduğu gibi anayasal düzeyde de kendini gösteriyor.
Anayasa hukuku literatüründe bunun bir tezahürü var. Buna “anayasal çürüme” deniyor.
Bu kavramlaştırmayı yapanlara göre “anayasal çürüme”, anayasadaki küçük bozulmaların tekrar etmesi, uzun sürmesi durumunda ortaya çıkıyor. “Anayasa’yı bir defa delmekle bir şey olmaz” mantığının vaka-i adiye hâlini alması, yani sıradanlaşması durumunda kendini gösteriyor.
Kavramın üzerinde çokça duran Yale Üniversitesi profesörü Jack Balkin’e göre anayasal çürüme, özellikle şu dört faktör öne çıktığında yaşanır: i-) Yurttaşların, devlet kurumlarına güven kaybı ; ii-) Aşırı kutuplaşmanın yurttaşlar arası düşmanlık düzeyine varması ; iii-) Derinleşen ve kronikleşen ekonomik eşitsizliklerin baş göstermesi ; iv-) Basiretsiz politikaların siyasal felakete (örneğin savaş, büyük göç dalgası, bazı kurumların çömesi vs.) dönüşmesi.
Buradan baktığımızda Türkiye’nin durumu her başlığı karşılıyor. Bu yönüyle anayasal olarak çürümüş olan bir “cumhuriyet” altında yönetiliyoruz.
Bu kötü gidişin tek sorumlusu kötü gidişin aktörleri değildir, bunu bilelim. Bilelim de vicdanları aldatan sorumsuzluğun rehavetine kapılmayalım. Hiç öyle kolay değil… Değerler kayboluyorsa, seviye düşüyorsa, hukuk geriliyorsa ve en nihayet demokrasi zayıflıyorsa yapan kadar yapılmasına göz yumanların, kayıtsız kalanların ve bilhassa mani olabilecekken olmayanların mesuliyeti vardır. Yakın ve uzak siyasi tarihimiz bunun örnekleriyle doludur.
Mithat Paşa, İngiliz Said Paşa’ya sadaret mührünü teslim edip, İzzeddin Vapuru ile sürgüne giderken “Yazık, devlete ve millete yazık! İnna lillah ve inna ileyhi raciun (Allah’a aitiz ve Allah’a döneceğiz)” diyerek ağlamıştı.
Paşa’yı İtalya’nın Brindisi Limanı’na götürmekle görevli Bahri Süleyman Bey’in 9 Şubat 1877 tarihli raporunda yazdığına göre, Mithat Paşa, açık denizde “yazık! Konstitüsyon (Anayasa) bitti, bu millet terakki edemeyecek! (gelişemeyecek) ” demiş.
Anayasa hukukçusu Prof. Kemal Gözler’in ilmi ve cesur makalelerini bilenler, bilir. Tek başına güçlü bir ışık yayıyor, bugüne dair çok değerli yazılar yazıyor. Geriye dönüp yaşadığımız günleri anlamaya çalışanlar için de ülke adına gurur duyulacak kayıtlar düşüyor. Makalelerini anayasa.gen.tr’de yayınlıyor (Mithat Paşa ile ilgili öyküyü burada okudum).
Prof. Dr. Gözler şöyle bağlamış öyküyü: “Galiba Mithat Paşa’nın ahı tuttu”. Mithat Paşa’nın “Yazık! Konstitüsyon bitti, bu millet terakki edemeyecek!” demesinin üzerinden 144 yıl geçtiği hâlde geldiğimiz yer aynı: Ülkede ne konstitüsyon, ne de terakki var!”
“Anayasayı bitiren şey, bu ülkede kuvvetler ayrılığının olmamasıdır” dedikten sonra, Prof. Gözler, “Peki ama Türkiye’de kuvvetler ayrılığı neden yok?” sorusunu şöyle cevaplıyor:
“Türkiye’de kuvvetler ayrılığının olmamasının sebebi, kuvvetli adamların olmamasıdır. Kuvvetli adamların olmadığı yerde, kuvvetler ayrılığı olmaz. Kuvvetler ayrılığı teorisi, kendisine yasama, yürütme veya yargı yetkisi verilen insanların, kuvvetli kişilikler olduğu ve kendilerine verilen bu yetkilere sahip çıkaracakları varsayımı üzerine kuruludur. Kuvvetli kişiliklerin olmadığı yerde kuvvetler ayrılığı da, anayasa da olmaz.”
Türkiye’nin meselesi budur.
İşte size yargı ve adalet sistemindeki çürüme hakkında bu geçen hafta içinde ülkemizde yaşanan birkaç olay.
Yargı’nın en üst idari kurumu olan HSK üyelerinden biri aniden istifa ediyor. Bu istifa sonrası yargıda yaşananlar konusunda bir dizi perde arkası yazısı veya dedikodu çıktı. İddia o ki bu üyenin avukatlık yapan oğlu bir uyuşturucu kaçakçısının davasını almış. Tutuklanmaması için üye ve oğlunun mahkemeye baskı yaptığı ileri sürülüyor. Ortada 1,5 milyon dolarlık rüşvet lafları dolaşıyor. Olay ortaya çıkınca iktidarın ikinci ortağı partinin genel başkanının isteği üzerine üye istifa etmiş. İstifasında ise “Genel başkanının” isteği üzerine istifa ettiğini açıklamış. İlgili siyasi parti ise bu olayı “iktidar ittifakının iç işi!” olarak nitelemiş.
Olayın hangi boyutu diğerinden daha vahim? HSK üyesinin oğlunun takip ettiği dava için hâkime baskı yapması iddiası mı? HSK üyesinin oğlunun uyuşturucu kaçakçılarının davasında “takip işi” yapması mı? HSK üyesinin bir siyasi parti liderini kendisinin “Genel başkanı” olarak nitelemesi mi? İktidarın (bir ortağının) yargı sisteminin en üst noktasında ortaya çıkan böylesine bir skandalı iktidar ittifakının “iç işi” olarak görerek minimize etmesi mi?
Karar vermek zor. Her biri diğerinden beter. İnsanın gerçekten içini bulandırıyor. Yargı ve adalet sistemindeki çürümenin boyutları hakkında fikir veriyor.
Ayrıca, bu istifa “Partili HSK Üyesi” döneminin ayrıcalı özellik haline geldiğini gösteriyor. Hâlbuki HSK üyeleri Anayasaya göre “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapmak” zorundadır.
HSK üyelerinin Anayasa’yı yok sayan hâkimleri koruyan ya da tartışmalı icraatları olan bazılarını ödüllendiren, dolasıyla “anayasa ve yasaya sadakatle bağlı kalma” yükümlülüğüne aykırı kararları resmi kayıt olarak devlet arşivlerinde duruyor ve duracak.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “milat” çıkışı bu istifacının içine mi doğdu yoksa?
Osman Kavala davası hakkında büyük Batı demokrasilerinden 10 devletin Ankara’da görevli büyükelçileri ortak açıklama yaptı. [Hatırlayalım, bu on ülke ABD, Almanya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda’dır.] Mealen, bu davanın evrensel olarak bilinen tüm hukuk prensiplerine aykırı olduğuna ve bu yargılama skandalına bir an önce son verilmesinin Türkiye’nin uluslararası itibarı için gerekliliğine işaret ediyorlar. AİHM kararına uygun olarak Osman Kavala’nın serbest bırakılması için Türkiye’ye çağrıda bulunulunuyorlar.
Sonra beklenen oldu. Hükûmet kanadından bu açıklamaya hemen tepki geldi. Bakanlar, AK Partililer, Meclis Başkanı sıraya dizildiler. Şentop, ‘Türkiye’de devam eden dava hakkında, TBMM’de soru sormak ve görüşme yapmak bile Anayasa tarafından yasaklanmışken, mahkemenin nasıl karar vereceğini söylemek başka ülkelerin büyükelçilerinin hakkı değildir, büyük bir haddini bilmezliktir’ diyordu. Gerek Adalet Bakanlığı gerek İçişleri Bakanlığı, asıl görülmekte olan davalara bu şekilde müdahale edilmesinin evrensel hukuk prensiplerine aykırı olduğuna ve asıl skandalın bu olduğuna vurgu yaptılar. Dışişleri Bakanlığı, “Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını” isteyen on büyükelçiyi gece vakti Bakanlığa çağırarak, “bu bizim içişimizdir, bizde yargı bağımsızdır”, “siz karışamazsınız, açıklama yapamazsınız” denildi. İçişleri Bakanı Soylu da “Çadır devleti değiliz, haddinizi bilin” tepkisini seslendirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afrika’dan dönüş yolunda uçakta kendi gazetecilerini toplamış ve onların sorularını cevaplıyor:
“Bakın şimdi AİHM bir karar almış. Bu Kavala denilen Soros artığıyla ilgili olarak Türkiye’yi adeta burada mahkum etmek istiyorlar. 10 tane büyükelçi bu açıklamayı niye yapar? Bu Soros artığını savunanlar, bunu nasıl bıraktırırız gayreti içindeler. Söyledim Dışişleri Bakanımıza, bizim bunları ülkemizde ağırlamak gibi bir lüksümüz olamaz. Türkiye’ye böyle bir ders vermek haddinize mi sizin? Kimsiniz siz? Neymiş? Kavala’yı bırakın. Sen kendi ülkendeki haydutları, katilleri, teröristleri bırakıyor musun? Amerika’sı, Almanya’sı, hangisi böyle bir şeyi şu ana kadar yaptı? Yapmadılar ve yapmazlar. Konuştuğu zaman sana verecekleri cevap şudur, “yargı bağımsızdır”. Sizde yargı bağımsız da bizdeki yargı bağımlı mı?”
Evet, soru bu… Bizde yargı bağımlı mı? Anayasa’nın 132. Maddesi açık: “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlarına göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.”
Erdoğan’ın hüküm almamış bir kişiye, süren bir davadaki sanığa yönelik, “haydut”, “katil” nitelemesi, yargıya telkin, tavsiye ve müdahale midir? Hiç tartışmasız. O zaman bizde yargı bağımsız mıdır?
“Soros artığı” gibi tanımlamalarını geçiyorum.
Türkiye gibi bir ülkenin Cumhurbaşkanlığı makamına seçilmiş bir kişinin daha sofistike olmasını beklerdim ama bunun boş bir bekleyiş olduğunu artık biliyoruz.
Bu elçileri misafir etmek zorunda değiliz deniliyorsa bunun yolu kendilerini ülkelerine göndermekten geçiyor. Diplomasinin alışıldık mütekabiliyet ilkesine göre de ertesi gün Türkiye’nin tüm bu ülkelerdeki büyükelçilerinin de “Persona non grata” yani “istenmeyen kişi” ilan edilmesini beklemek gerek. Bunları sanki olurmuş gibi anlatıyorum ama söz ülkenin Cumhurbaşkanı’nın ağzından çıkınca ciddiye almak gerek.
Doğrusu bu çok iddialı bir tavır, büyükelçiler gerçekten gönderilecek mi bekleyip göreceğiz.
Hemen belirtelim, hiçbir ülke ve temsilcileri Türkiye’ye ayar veremez, yargıya talimat, hatta telkinde bulunamaz. Büyükelçilerin da bunun farkında olmadıkları söylenemez. Artı, onların bu girişimi, ülkelerinden bağımsız yapmış oldukları da söylenemez. Eğer bu on ülkenin koyduğu tavır, yakışık almayan bir durum doğurmuşsa bunun kusuru onların değil, Türkiye’deki AKP iktidarınındır. Demokrat Türk kamuoyu da bu gerçeğin gereğini yerine getirip bu on ülkeden yana tavır koymalıdır. Zulümde ulusal çıkarımız yoktur. Ulusal çıkarımız demokrasiden yanadır.
AİHM kararında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “yargılanmakta olan” Osman Kavala’nın tutukluluğuna ilişkin sözleri naklediliyor, Kavala’nın siyasi etkilerle tutuklandığı kaydediliyor! (AİHM, no. 28749/18, paragraf 172 ve 210). Bir yüksek mahkeme daha ne desin? Daha nasıl ifade etsin? “Adam açıkça suçsuz“ diyor. “Adam hakkında benzer suçlamalarla başka sözde ve yapay davalar açmayın; adamı derhal salıverin!” diyor. Hem de bunu ilgili dairesi de, en üst büyük dairesi de söylüyor. Karar kesin ve bağlayıcı. Anayasamızın 90. maddesine 2004’te eklenen hükümle bu mahkemenin kararlarına uymayı taahhüt etmişiz. Hatta bu mahkemenin kararlarına dayanak olan uluslararası sözleşmenin (AİHS) kanunlarımızdan bile üstün olduğunu kabul etmişiz.
Türk mahkemeleri bu karara uymak zorundadırlar ama uymamışlardır. Türk yargısı bağımsız olduğundan değil, bağımsız olmadığından böyle davranmıştır. Şimdi AİHS’de imzası bulunan devletlerin Türkiye’den bu hususu istemeleri hakları ve ödevleridir. Türkiye’den Kavala’nın tutukluluk haline son verilmesini isteyen on devlet haklı, Türkiye haksızdır.
Türkiye, kendisini insan hakları, demokrasi, hukuk devleti alanlarında eleştirenlere hadlerini bildireceğine, insan hakları ve hukuk devleti ilkelerine saygılı, demokrasiyle yönetilen bir devlet olmak yolunda çaba gösterse, uluslararası konumu çok farklı olurdu.
“Hukuk özürlü ülke” olmanın bedelini, kişilerin yaşadığı hukuksuzlukları “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” genel yaklaşımıyla ıskalasak bile, ekonomide ödüyoruz zaten. Her yerden feryat yükseliyor “En önce hukukun üstünlüğü, en önce öngörülebilir ülke olmak, en önce adalet” diye…
Hak ve Hukukunu tanımayan bir topluma dönüşmenin geri dönülmez eşiğindeyiz. Gayrı, bundan büyük bir beka meselesi de olamaz…
Siyasal güç ne pahasına olursa olsun diyerek kazanılacak ve korunacak bir değer değildir. Sınırları vardır ve o sınırlar aşıldıktan sonra elde edilecek güç asla bir siyasi başarı sayılamaz.
Osman Kavala’nın dört yıldır hapiste tutulması zulümdür. Zulmün de yerli ve milli mazereti olmaz. Zulmün, bir zamanlar bu ülkenin halkı tarafından seçilmiş olanlardan (o konuda da artık milli iradenin desteğini de kaybettiği rahatlıkla söylenebilir) sadır olması onu meşru kılmaz. AKP’nin ardında bir ara var olmuş olan milli destek, ona iki kere ikiyi beş ilan etme yetkisini vermez. O destek olsa da olmasa da iki kere iki dörttür. Nokta!
Bu durum karşısında ülkemizdeki tüm siyasi ve hukuki aktörlerin tarihsel sorumluluklarının bilincinde hareket etmesi, bu çöküşün engellenmesi için, Shakespeare’in Hamlet’ini hatıtırlayıp, Dur ! Demesi, büyük önem taşıyor;
vakti de çoktan geldi de geçiyor.
Hatay Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik ilkesiyle hayata geçirdiği projelere bir yenisini daha ekledi.
HALK SÜT DAĞITIMI BAŞLADI
Projeleriyle toplumun her kesimine ulaşan, ihtiyaç sahibi ve dar gelirli vatandaşların hayatlarına katkı sunan HBB Halk Süt dağıtımına başladı.

HBB Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş’ın katılımıyla gerçekleşen süt dağıtımında vatandaşların mutluluğu gözlerine yansıdı.
HAFTADA 4 GÜN 2 LİTRE SÜT DAĞITILACAK
Projenin hayata geçmesinde büyük pay sahibi olan Lütfü Savaş, “Bugün hayırlı bir projemizi daha hayata geçiriyoruz. İhtiyaç sahibi kardeşlerimizin çocuklarının daha sağlıklı büyümesini istiyoruz. Şimdilik 500 ailemizle başladığımız bu projede haftanın 4 günü 2 litre süt dağıtarak çocuklarımızın gelişimine katkı sunmayı amaçlıyoruz. Amacımız ilimizdeki 50 bin ihtiyaç sahibi ailenin hayatına dokunmak” ifadelerini kullandı.
SAVAŞ: SÜTLERİMİZ ÇOCUKLARIMIZA SAĞLIK VE ZİHİN AÇIKLIĞI VERSİN
Kırsal kalkınma projelerine devam ederek üreticiyi desteklediklerini söyleyen Savaş, “Süt, et, sebze, meyve ve hububat üreticilerimize bugüne kadar birçok destek verdik. Arıcılarımızın 4’te 1’ine elektrik üreten paneller; zeytincilerimize fide ve kasa dağıttık. Kırsal bölgede yaşayan vatandaşlarımızın refah seviyesi yükselsin diye planlama yaptık. Bu sütlerimiz çocuklarımıza sağlık ve zihin açıklığı versin” diyerek projeyi il genelinde yaygınlaştıracaklarını ifade etti.
Projenin yapı taşlarından olan Hatay Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Dernek Başkanı Lütfü Danahaliloğlu, projenin ortaya çıkış hikâyesini anlattı.
Avrupa’daki süt tüketimin Türkiye’den 3-4 kat fazla olması sebebiyle Lütfü Savaş’ın kapısını çaldıklarını söyleyen Danahaliloğlu, “Gelişme çağındaki çocukların yeterince süt tüketmesi beyinlerini daha iyi geliştirir. Avrupa’daki süt tüketimi ülkemizden 3-4 kat fazla. Başkanımıza projemizi anlatınca bizim önümüzü açtı. Ailelere sütü ulaştırmak için birlikte çaba harcadık. Başkanımıza çok teşekkür ederim” dedi.
PROJEDEN ÇOCUKLAR DA AİLELER DE ÇOK MUTLU
HBB’nin ücretsiz olarak dağıttığı Halk Süt’ü alan vatandaşlar projeden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Çocukları için süt alan vatandaşlar, projeyi hayata geçiren Lütfü Savaş’a çok teşekkür etti.
PROJE İL GENELİNE YAYILACAK
HBB’nin Halk Süt projesi ilk olarak Antakya ve Defne’de başladı. Şimdilik iki ilçede başlayan süt dağıtımı en yakın zamanda diğer ilçelerde de başlayacak. HBB bu projede üreticilerden aldığı günlük taze ve sağlıklı sütleri ihtiyaç sahibi ailelere ücretsiz bir şekilde dağıtıyor.




Usta oyuncu Kemal Kuruçay, 59 yaşında hayata veda etti. Kuruçay’ın vefatını tiyatrocu Nedim Saban duyurdu. Son olarak ‘Seksenler‘ dizisinde rol alan Kemal Kuruçay’dan acı haber geldi. Kuruçay, kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Oyuncunun ölüm haberini Nedim Saban duyurdu.
“ÇOK İYİ BİR İNSANDI”
Saban, “Çok yetenekli bir oyuncu, çok iyi bir insandı Kemal Kuruçay. İki Oda Bir Sinan oyununda birlikte çalışmıştık, büyük bir sevgi ve özveriyle bağlıydı mesleğe. Çok üzgünüm” ifadelerini kullandı.
KEMAL KURUÇAY KİMDİR?
Kemal Kuruçay, doksanlı yıllarda tiyatrocu Mehmet Karagül ile iyi bir ikili oluşturdu. O dönem ikilinin birlikte oynadığı ‘İstanbul Bura mı?’ isimli bir sinema filmi vardır. Mehmet Karagül trafik kazasında hayatını kaybettikten sonra Kemal Kuruçay oyunculuk kariyerine yalnız devam etti.
1996’da yayınlanan ‘Gurbetçiler’ isimli dizide oynadığı ‘Fırıldak Cemil’ karakteriyle tanındı. ‘İnce İnce Yasemince’ ve ‘Reyting Hamdi’ isimli komedi dizilerinde oynadı. Kemal Kuruçay, 2002’de ‘Zor Baba’ isimli dizide ‘Özkan Amca’ karakterini canlandırarak Engin Günaydın ile beraber başrolde yer aldı. 2003 yılında ise sinema filmi ‘Ömerçip’te rol alan oyuncu sonraki yıllarda Şöhretler Kebapçısı (2003), En iyi Arkadaşım (2004), Çılgın Yuva (2005), İnadım İnat (2005), Pulsar (2008), Sevgili Düşmanım (2008), Kutsal Damacana 2: İt Men (2009) gibi yapımlarda çeşitli rollerde oynadı.
Kemal Kuruçay Ankara Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin kurucularındandı.

Adalet ve Kalkınma Partisi İlçe Teşkilatı, İskenderun Gazeteciler Cemiyeti yeni yönetimini ziyaret etti. İGC Başkanı Diyap Atar ve yönetimine başarılar dileyen AK Parti İskenderun İlçe Başkanı Av. Abdülkerim Güven ve beraberindeki heyet, 21 Ekim Gazeteciler Günü’nde gerçekleştirdikleri ziyarette basının toplumsal alandaki işlevi ve topluma faydaları dile getirildi.
Başkan Diyap Atar’a iyi dileklerini ileten İlçe Başkanı Güven, “ Bu gün aynı zamanda 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü, mesleki açıdan anlamlı bir günde sizleri ziyaret etmekten dolayı mutluluk duyuyoruz. Bu vesile ilgi yeni seçilen yönetim kuruluna Başkan Atar’ın şahsında başarılar diliyorum” dedi. Ak Parti İskenderun İlçe yönetimine ziyaretinden dolayı teşekkür eden İGC Başkanı Diyap Atar, İskenderun’un yararına yapılacak çalışmalarda basının desteğinin önemli olduğunu belirtti.
Dostane sohbetlerin dile getirildiği ziyarette Ak Parti’nin kuruluş süreci, siyasette elde ettiği başarı ve taban ile olan iletişimine ilişkin değerlendirmeler yapıldı. Ziyaretin ardından İGC Yönetimi, konukları ile günün anısına binaen fotoğraf çektirdi.

Arsuz Belediye Başkanı Dr. Asaf Güven, Arsuz İlçe Kaymakamı Hacı Hasan Gökpınar, Tarım ve Orman İl Müdürü Ergün Çolakoğlu, İlçe Emniyet Müdürü Hasan Gün, İlçe Tarım Müdürü Serkan Yılmaz, Ziraat Odası Başkanı Bünyamin Nal, Muhtarlar ve teknik elemanların katılımı ile birlikte Arsuz’un Üçgüllük Mahallesindeki maydanoz hasadını incelendi.

Hasat sonrası konuşma yapan Başkan Asaf Güven, maydanozun hem ilçede hem de bölgede büyük bir gelir kaynağı olduğunu ifade ederek, Arsuz’un turizm ve balıkçılıkta olduğu kadar tarımda da söz sahibi olduğunu belirtti. Arsuz’da muz seraları, zeytin, narenciye ve daha bir çok ürünün Arsuzlular için ciddi bir gelir kaynağı oluşturduğunu dile getiren Başkan Güven, maydonoz ekiminde yaklaşık 50.000 dönüm üzerinde yıllık ekim yapıldığını, ülkenin maydanoz ihtiyacının yaklaşık %55 ila %60’ını Arsuz’un karşılandığını söyledi. Verimin çok iyi olduğunu sözlerine ekleyen Başkan Güven, üretim ve işçiliğin yaklaşık 4000 aileye istihdam sağlandığının altını çizerek çitçilere bol kazanç diledi.

Tarım ve Orman İl Müdürü Ergün Çolakoğlu ve İlçe Kaymakamı Hacı Hasan Gökpınar da çiftçilere bereketli bir dönem dilerken program maydanoz hasadının ardından son buldu.

Hatay Deniz Otobüsü (HADO) projesi hakkında bilgi veren Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş, “Biz sadece karada ve havada değil denizde de insanlarımızın egemen olmasını istiyoruz. Türk bayrağı bandıralı gemilerin Akdeniz’de daha fazla görünmesi lazım. Her şeyi bitirdik, izinlerimizi de aldık. Deniz ulaşımının açılmasını bekliyoruz. Açıldıktan sonra inşallah Hatay halkı ve Hatay’a yakın insanlarımız Kıbrıs’a gidip gelirken erzaklarını daha rahat götürebilecekler ve güvenli bir yolculukla seyahat etme imkânı bulacaklar. Çok da ekonomik bir şekilde seyahatlerini yapmış olacaklar” dedi.

Havayolu, karayolu, demiryolu ve deniz yolundan faydalanmak istediklerini vurgulayan Savaş, “Sadece Kıbrıs’ı değil Beyrut belki de İsrail’e kadar yatay bir şekilde seyahat yapma şansını bulacağız. Gerçekten de çok zengin bir geçmişe sahip bir şehrimiz var. Bu şehrin hakkını vermek ve insanlarımızın ekonomik ve refah seviyesini üste çıkartmak için elimizden geleni yapıyoruz. İnşallah da başaracağız” ifadelerini kullandı
AK Parti Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, “Hassa üzümü, 2 bin yıl önceki Roma mozaiklerinde…” derken, bu konuda TRT’ye yansıyan bir haberi paylaştı.

Hatay/Hassa Mazmanlı’da 5 yıl önce bulunan ve 3 restaratörün katılımıyla 6 aylık bir restorasyon sürecinden geçen Bağ Bozumu Mozaiğinin Hatay Arkeoloji Müzesinde sergileneceği bilgisini paylaşan, AK Parti Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, twitter hesabında, bu konudaki TRT Haber bilgisine yer verdi.

TRT Haber’e konu olan mozaik için yapılan bilgilendirmede, “1500 yıllık mozaik, üzümün Türkiye’de en fazla üretildiği yerlerden biri olan Hassa ilçesinde, üzüm üretiminin tarihi serüvenine ve bölgenin bu konudaki kapasitesine de ışık tutuyor. Bizans dönemi mozaik sanatının en güzel örneklerinden biri. Aynı zamanda, üzüm üretimiyle ilgili olarak da önemli bir tarihi belge niteliğinde. Hatay’ın Hassa ilçesindeki bir kilisede 2016 yılında bulunan mozaik, hasadı yapılan üzümlerin taşınmasını resmediyor.” denildi.
Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumunun (TÜBİTAK) Türkiye genelindeki ortaokullar arası düzenlediği yarışmada Türkiye üçüncülüğü elde eden Hataylı BİLSEM öğrencisi Hena Su Duman, ödülünü Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’tan aldı.

TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığınca düzenlenen TÜBİTAK 2204-B Ortaokul Öğrencileri Arası Proje Yarışması’na katılan 15.674 proje arasından, Hatay BİLSEM’in üç projesi bölge finalinde birincilik ödülü alarak Türkiye finalinde yarışmaya hak kazanmış ve Hena Su Duman’da Türkiye üçüncülüğü elde etmişti. Sonuçlar, geçtiğimiz yaz aylarında açıklandı. Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Final Yarışması sonunda kategorisinde Türkiye üçüncülüğü elde eden Hena Su Duman adlı yetenekli öğrenci, 18-20 Ekim 2021 tarihleri arasında Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen törende ödülünü aldı.
Türkiye birincileri, ikincileri ile üçüncüleri olmak üzere, 50’nin üzerinde öğrencinin ödül aldığı Trabzon’daki bu törene katılan Hataylı Hena Su Duman adıl öğrencinin projesi “Hayatımızdaki Biyoloji Görme ve İşitme Engelliler İçin Teknoloji Tabanlı Fen Öğretimi, Salgın Hastalıklardan Korunma ve İç Organlarımız Öğretimi İçin Materyal Geliştirme” konusunu içeriyor.
Bakan Varank’dan ödül alan Hena Su Duman, Danışman Öğretmeni Mustafa Kemal Kalkan gözetiminde projeyi hazırladı

Kulüp tesislerinde sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde çift idman yaparak hazırlanan Turuncu Mavili futbolcularda adeta forma kapma savaşı devam ediyor.



Cumhuriyet Halk Partisi Antakya İlçe Başkanı Ümit Kutlu, “CHP Antakya’da Yanınızda” projesinin hayata geçirildiğini belirterek projeleriyle ilgili bilgiler paylaştı.

150 KİŞİLİK EKİPLE 10 BİN EV ZİYARETİ
Başkan Kutlu açıklamasında; “CHP Antakya ilçe örgütü olarak, “CHP Antakya’da yanınızda” projesini hayata geçiriyoruz. Partimizin iktidarında Türkiye’yi yeniden ayağa kaldıracağımız projelerimizi halkımızla paylaşacağız. Buna göre oluşturduğumuz 150 ekibimizle 180 günde 10 bin ev ziyareti gerçekleştireceğiz.” Dedi.
“UMUDU BİRLİKTE BÜYÜTECEĞİZ”
“Tek adam rejiminin yanlış politikaları yüzünden felakete sürüklenen ülkemizin kurtuluşu için Antakya’mızda seferberlik başlatıyoruz.” diyen Başkan Kutlu, “Antakya’mızda her eve umut tohumları ekeceğimiz projelerimize destek vermek isteyen gönüllülerimizi bekliyoruz. İnanın umudu birlikte büyüteceğiz.” İfadelerini kullandı.
İskenderun İlçe Emniyet Müdürlüğü, kentin belirli noktalarında Nevzat Güneş öncülüğünde şüpheli araç ve kişilere yönelik denetim yaptı.