Pazartesi, Mayıs 4, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 2011

Uzman cavuş Yardımcı’nın intiharının ayrıntıları belli oluyor

0

 

İskenderun Bekbele mahallesinde gerçekleşen intihar olayının ayrıntıları belli oluyor.
Uzman Çavus Ali Can Yardımcı, görev yeri Trabzon’dan Diyarbakır’a atandığı için İskenderun Bekbele Mahallesi’ndeki ailesinin yanında tatil yapıyordu.
İddiaya göre; Uzman Çavus Ali Can Yardımcı, sevdiği kızı vermedikleri için beylik silahı ile bekbele yaylasında intihar etti.

 

Güncelleme :Bekbele’de intihar eden Uzman çavuşun kimliği belli oldu

0
Iskenderun’a bağlı Bekbele yaylasında uzman çavuş Alican Yardımcı beylik silahıyla intihar etti.
Bölgede jandarma ve cumhurriyet savcısı incelemelerini sürdürüyor.

Bekbele mahallesinde intihar

0

İskenderun ilcesi Bekbele mahallesinde  ormanlık alanda bir uzman çavuş beylik tabancasıyla intihar etti.

 

Detaylar gelince paylaşacağız

HBB Başkanı Savaş: CHP Olarak Hem İklim Krizine Hem De Onun Yarattığı Afetlere Kafa Yoruyoruz

0

 

Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş, havacılıkta adını tüm dünyaya başarıyla duyuran ve Airbus(A-400M) uçak programını yöneten Hataylı Türk Mühendis Zeydan Öncü ile YouTube kanalının Doğruya Doğru programında bir araya geldi.

Programda her konunun uzmanıyla görüşen ve gündemi değerlendiren Lütfü Savaş, bu haftaki konuğu ile geçen ay yurdun birçok noktasında çıkan orman yangınlarını ve bu yangınlara havadan müdahale biçimlerini konuştu.

Savaş: Yangınlar Sebebiyle Çok Zor Günler Geçirdik

İlk olarak Manavgat’ta başlayan ve farklı yerlerde de yaşanan yangınlardan duyduğu derin üzüntüyü bir kez daha dile getiren Savaş, “İster insan eliyle ister doğanın kendi döngüsü ile çıkmış olsun yangınlar birçok ormana ve canlıya zarar verdi. Ve belki de ilk kez bu sene küresel iklim krizinin etkisine yakından şahit olduk. Yangınlar sebebiyle çok zor günler geçirdik” dedi.

Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanları olarak orman yangınları ile  mücadele için çözüm arayışında olduklarını hatırlatan Savaş, “Genel Merkezimizden ilçe örgütlerimize kadar hepimiz yangınlarla dertlendik. Türk Hava Kurumuna gittik. Yaşadıkları sıkıntıları dinledik. CHP olarak hem iklim krizine hem de onun yarattığı afetlere kafa yoruyoruz. Çıkan yangınlara daha hızlı ve yüksek kapasiteli araçlarla müdahale edilmesi gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Lütfü Savaş, Airbus gibi dünyanın önemli şirketlerinde önemli hava araçlarını tasarlayan ve üretim ekibinde yer alan Zeydan Öncü’ye bazı sorular sordu.

Öncü, Başkan Savaş’ın Türkiye’nin askeri envanterinde 9 adet bulunan A400M askeri kargo uçağının yangın söndürmede kullanılıp kullanılmayacağı sorusunu yanıtladı.

Öncü: A400m Tipi Uçaklar 5 Yangın Söndürme Helikopterine Eşit

A400M uçaklarını üreten firmanın teknoloji partneri olan ve şu anda Global Aviation Services şirketinin genel müdürlüğünü yürüten Öncü, “Bu uçakların içerisine hiçbir değişiklik yapmadan iki bölümden oluşan konteynerler eklenebilir. Her biri 10 ton su alabilecek bu konteynerlere sahip uçaklar orman yangınlarında kullanılabilir, üstelik uçakta mekanik hiçbir değişiklik yapmadan” dedi. Bu uçakların hepsinin havaalanlarına inebilecek yapıya sahip olduğunu vurgulayan Öncü, “havaalanlarındaki su depolarından sadece 10 dakikada 20 ton su bu uçaklara doldurabilir” diyerek A400M uçağının 5 tane yangın söndürme helikopterine eşit olduğunu ifade etti.

“Bu Uçakla 20 Ton Suyu 8 Saniyede Boşaltabilirsiniz”

A400M kargo uçaklarının hızlı, ekonomik ve güvenilir navigasyon özelliklerine de sahip olduğunu açıklayan Öncü, “Bu uçak hem sivil hem de askeri yardımlarda bulunmak üzere tasarlandı. Ormanlardaki alevlerin yüksekliğine bağlı olarak çok alçak uçuş yapılabilir. Aynı zamanda depolardaki suyun boşalma hızını, süresini ayarlayabilirsiniz. İsterseniz 20 ton suyu sadece 8 saniyede boşaltabilirsiniz” dedi.

Öncü, A400M tipi uçağın, ilk transport uçağı olan ve hala kullanılan Alman yapımı Transall tipi kargo uçağına göre 6 kat daha hızlı olduğunu belirtti.

Uçağa Eklenecek Sistemin Maliyeti 300 Bin Dolar

Başkan Lütfü Savaş, programın ilerleyen dakikalarında bu uçaklara eklenecek konteyner sistemlerinin maliyetini sordu.

Öncü, “Uçaklara eklenecek konteynerlerin üretimini, takımını ve testlerini kendi ülkemizde yapabiliriz. Tüm bunları 300 bin dolara mal edebiliriz. Ve A400M’i bu misyonla dünyaya tanıtan ilk biz oluruz” yanıtını verdi.

Savaş: Bu Proje Tüm Dünyaya İlham Kaynağı Olacak

Lütfü Savaş, Türkiye Cumhuriyeti gibi güçlü bir ülkenin güçlü hava söndürme araçlarına sahip olması gerektiğini belirterek “Yangınlar sebebiyle canımız çok yandı. Biz kendi payımıza düşen dersleri aldık. Sadece 3 milyon dolara 10 uçağımıza bu sistemi ekleyebiliriz. Böylelikle hiçbir yerden helikopter kiralamadan mucize elde edebiliriz” dedi ve bu projenin tüm dünyaya ilham kaynağı olacağını sözlerine ekledi.

Reyhanlı’da 43 düzensiz göçmen yakalandı.

0
Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde, yurda yasa dışı yollarla girdiği belirlenen 43 düzensiz göçmen yakalandı.
İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Gültepe Mahallesi’nde göçmen kaçakçılığı yapıldığı bilgisi üzerine operasyon düzenledi.
Güvenlik güçleri, 43 düzensiz göçmen ile organizatör olduğu belirlenen A.E’yi yakaladı.
İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen A.E, nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.
Yasa dışı yollarla yurda girdiği belirlenen 43 yabancı uyruklu, işlemleri için İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildi.

Böbrek ameliyatı için yattı Kalp damarı tıkalı olduğu anlaşıldı iki ameliyatı birden oldu

0

HATAY’DA yaşayan 48 yaşındaki Serkan Öztürk, çapraz böbrek nakli ameliyatı olmak için İstanbula geldi. Burada yapılan tetkiklerde Öztürk’ün 4 ana kalp damarının tıkalı olduğu belirlendi.  Aynı seansta hem kalp hem böbrek nakli ameliyatı olan Serkan Öztürk, 4 saatlik bir operasyon sonrası sağlığına kavuştu.

Diyabet hastası olan Serkan Öztürk’e yaklaşık 3 yıl önce rutin kontroller sırasında böbrek yetmezliği tanısı konuldu. Kreatin değerleri yükselen ve yavaş yavaş böbreklerini kaybetmeye başlayan Serkan Öztürk, nakil olmaya karar verdi. Çapraz nakil için eşiyle İstanbul’a gelen Öztürk, yapılan tetkikler sonrası şaşkına döndü. Öztürk’ün 4 ana kalp damarının tıkalı olduğu belirlendi. Doktorlar, by-pass olmadan nakil ameliyatının gerçekleştirilemeyeceği belirtti. Bunun üzerine Serkan Öztürk, aynı seansta hem kalp hem böbrek nakli ameliyatına alındı. Geçen sürede eşinin çapraz nakil listesinden çıkması üzerine Öztürk’e abisi böbreğini verdi. Medicana Bahçelievler Hastanesi‘nde önce by-pass ardından böbrek nakli olan Öztürk, tek seansta sağlığına kavuştu.

 

“BEKLEMEDİĞİM BİR ŞEYDİ VE AİLECEK BİR ŞOK YAŞADIK”

 

Diyaliz tedavisi için hastaneye gittiğinde nakil olmaya karar verdiğini belirten Serkan Öztürk, “Orada nakil olan bir hastayla karşılaştım. Onun sayesinde böbrek nakli tedavisini öğrendim. Eşim araştırmaya başladı, görüşmeler yaptık. Eşim böbreğini vermek istedi ve çapraz nakle karar verdik. Nakil öncesi yapılan tetkiklerde kalple ilgili hastalığım ortaya çıktı. Hiç aklıma gelmezdi bir şikayetim, nefes darlığım yoktu. Beklemediğim bir şeydi ve ailecek bir şok yaşadık. Kalp operasyonu olmadan nakil olamayacağım söylendi ve bu arada eşimin böbreği çapraz nakil listesinden çıktı. Doktorlar hem nakil hem de kalp ameliyatının aynı operasyonda yapılmasına karar verdi. Abim sağ olsun bana böbreğini verdi. Tek ameliyatta sağlığıma kavuştum” dedi.

Nakil öncesi hayatında çok şeyin eksik olduğunu anlatan Serkan Öztürk, “Yemeklerim kesilmişti, bazı yemekleri yiyemiyordum, engellerim çoktu, idrarda sıkıntılar, şişkinlikler yaşıyordum. Ayaklarım da şişmeye başlamıştı. Yaşadığım bölgede eti çok tüketir ve severiz et yemem yasaklandığı için çok üzüldüm. Nakil imkanınız varsa böbrek nakli olarak hayatınızı kurtarın” diye konuştu.

“KALP HASTALIĞI ÇIKINCA HAYAL KIRIKLIĞI YAŞADIK”

Eşine böbreğini vermeye hazırlanan Neslihan Öztürk (46) ise “Nakil öncesi araştırmalar yaptım, tek böbrekle de daha dikkat ederek yaşamımı sürdürebileceğimi öğrendim. Böylelikle nakil olmaya karar verdim. Ancak İstanbul’a gelip eşimin kalp hastalığı olduğunu nakil olamayacağını öğrenince çok sarsıldım. Uzun süre kendimize gelemedik beklemediğimiz bir konuydu. Hayal kırıklığı yaşadık. Ancak doktorlar iki ameliyatın aynı anda olabileceği bilgisini bize verdi. Ama kan grubum nedeniyle çapraz nakle girebilecektim ve o şansı kaybettik. O duruma üzüldük ancak eşim kardeşinden böbrek aldı ve şu anda iyi. Onun iyi olması yaşam kalitesinin artması, huzuru benim için çok önemliydi ve şu anda çok mutluyuz” ifadelerini kullandı.

“YOĞUN BAKIM SÜRECİ KISALIYOR DAHA ÇABUK AYAĞA KALKIYOR”

Serkan Öztürk’ün böbrek nakli ameliyatını gerçekleştiren Medicana Bahçelievler Hastanesi’nden Genel Cerrah Doç. Dr. Sabri Tekin, tek seansta iki ameliyatın yapıldığı operasyon hakkında şu bilgileri paylaştı:

“Kronik böbrek yetmezliğinin en çok etkilediği organlardan birisi kalp ve damar sistemi. Hasta belirli bir yaşın üzerindeyse ve yandaş bir hastalığı varsa bu risk çok daha artıyor. Biz nakil için başvuran bütün hastalarımızı bir taramadan geçiririz. Özellikle kalp ve damar sistemine bakarız ki bir sorun varsa önceden tespit edelim. Bu hastamıza da aynı şekilde nakil öncesi yaptığımız tetkiklerde kalp damarlarında darlık saptadık. Aynı seansta iki ameliyatı bir arada yapmaya karar verdik. İki seçeneğin de birbirine göre avantaj ve dezavantajı vardı. Uygun hastalarda aynı seansta iki ameliyatı yaptığımızda hasta çalışan böbrekle by-pass ameliyatını geçireceğinden çok daha erken iyileşebiliyor. Hastanın yoğun bakım süreci kısalıyor. Hasta çok daha çabuk ayağa kalkıyor. Her şeyden önce hasta bir defada anestezi alarak iki ameliyatı da bir anda geçirmiş oluyor, sağlığına kavuşuyor. Önce kalp damar cerrahisi ekibi hastamıza by-pass ameliyatını yaptı ardından hastamızın kalbinin iyi durumda olduğunu ve iyi çalıştığını gördüğümüz anda hemen nakil işlemine başladık. Bir saatte nakil işlemi sürdü ve yaklaşık 4 saatlik bir ameliyatla hastamız sağlığına kavuştu.”

Aile Hekimleri İsyanda:”Sorunlarımızı, çözüm önerilerimizi işitecek bir sağlık bakanlığı istiyoruz!”

0

 

Aile hekimleri, sorunlarına çözüm istiyor. Hatay Tabip Odası (HTO), Aile Hekimleri Derneği ile Sağlık Emekçileri Sendikaları adına yapılan ortak açıklamayla, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği hakkında görüşler aktarıldı.

Dün Antakya Parkı’nda gerçekleşen basın açıklamasında, Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle, bütün Aile Hekimliği çalışanlarının haklarının gasp edildiği ve Yönetmeliğin de bir ceza yönetmeliğine dönüştüğü kaydedildi.
Üç kuruluş adına aile hekimlerinin sorunlarını, Aile Hekimleri Derneği Genel Sekreteri Dr. Sevdar Yılmaz okudu. Aile Hekimliği sisteminde bugüne kadar yapılan değişikliklerin hiçbirinin toplum sağlığını öncelemediği ve çalışanların memnuniyetini önemsemediği kaydedilen ortak metinde şöyle denildi:
“Sistemde var olan aşılar, mobil sağlık hizmetleri, çocuk, bebek ve gebe izlemleri, Kovid- 19 aşı uygulamaları ve gereksiz, mevzuatı olmayan rapor talepleri de eklenince, hem aile hekimleri hem de aile sağlığı çalışanları, tükenmişlik ve çaresizlik içerisine girmiştir. Buna rağmen birinci basamağın başarısı, burada canla başla görevini yapmaya çalışan aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarınındır.
Yeni yönetmelik, tamamiyle aile hekimliğine düşman bir düşüncede hazırlandığı izlenimi uyandırmaktadır. Zira bugüne kadar aile hekimlerinin hukukla kazandığı bütün haklarının önü, hukuksuz bir şekilde kanuna ve anayasaya uymayan hükümler yönetmeliğe eklenerek kesilmeye çalışılmaktadır.
Yıllardır hak kayıpları yaşayıp, gelirleri eriyen aile hekimliği çalışanlarına (aile hekimliği çalışanları 10 yıldır %60 gelir erimesi yaşamıştır), yeni yönetmelikte, Hastalık Yönetim Programı adı altında, yapılması mümkün olmayan, yapılabilmesi için günde aralıksız 12 saat sadece izlem yapılması gereken kronik hastalık izlemleri dayatıldı ki, katsayımız düşürülerek maaşlarımız %10 düşürüldü. Bütün memurların aldığı Temmuz zammını alamadık.
Aile sağlığı çalışanı açığı tüm ülkede %15 oranında devam ederken, hasta sorumluluğu yokken, teknik ve eğitim alt yapısı olmadan bu kadar büyük bir iş yükünün pandemi döneminde pozitif performans adı altında negatif olarak verilmesini kabul etmiyoruz.
Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği bir an önce geri çekilmeli ve günün koşullarına göre; sağlık emek ve meslek örgütlerinin de görüşü alınarak yeniden düzenlenmelidir.”
Hatay Tabip Odası, Aile Hekimleri Derneği ile Sağlık Emekçileri Sendikası ortak metninde, daha sonra Aile Hekimlerinin istekleri söyle sıralandı:
*Ceza yönetmeliğinin derhal geri çekilmesini ve meslek örgütlerinin de görüşü alınarak, hukuka uygun bir şekilde yeniden düzenlenmesini istiyoruz.
*Sözleşme koşullarındaki dengesizliği ortadan kaldırmak için, aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının toplu sözleşmeye dahil edilmesini istiyoruz.
*İş güvencesi istiyoruz.
*Aile Sağlığı Merkezlerine yeterli istihdam yaratılmasını istiyoruz.
*Kamu dışı sağlık çalışanlarının kadroya alınmasını istiyoruz.
*Aile Sağlığı Merkezlerinin cari giderlerinin enflasyon karşısındaki kayıplarının karşılanmasını istiyoruz.
*ASM’de çalışan emekçilerin senelik, hastalık ve sendika izinlerinin kullanımında, izni kullanan kişinin vekalet şartının kaldırılmasını ve ücret kesintisi olmamasını istiyoruz.
*Mobil hizmetlerin nitelikli sunulması için araç-gereç ve uygun mekan tahsis edilmesini, binaların fiziksel yetersizliklerinin de Bakanlık tarafından giderilmesini istiyoruz.
*ASM’de çalışan tüm kadın emekçilerin, gebelik ve emzirme izinleri, 4/A’ya tabi sağlık emekçileri için yapılan düzenlemeyle eşitlenmesini istiyoruz.
*Sağlık hizmetinin niteliğini bozmayacak nüfuslarla, ücret kesintisi ve performans kaygısı olmadan sağlık hizmeti vermek istiyoruz. –

 

Motosikletler çarpıştı 4 yaralı

0

Dörtyol İlçesi Kışlalar Mahallesinde iki Motosikletin Karıştığı Trafik Kazasında 2 Motosiklette Bulunan 4 kişi yaralandı .

olay yerine çağrılan sağlık ekipleri tarafından Yaralılar Dörtyol Devlet Hastanesine kaldırıldı

Prof:Dr Garip Turunc ‘un Kaleminden :YÜZYILARDIR KAPIDA BEKLETİLEN DEMOKRASİ

0

 

YÜZYILARDIR KAPIDA BEKLETİLEN DEMOKRASİ

Prof:Dr Garip Turunc Yazdı

Demokrasi köken itibariyle Yunanca bir kelimedir. Demokrasi kelimesi iki kelimenin birleşmesinden meydana gelir. Dimokratia yani yardım, bilgi anlamına gelen sözcük ve kratos yani halk, halk zümresi ve ahali anlamını taşıyan iki kelimenin birleşmesinden demokrasi kelimesi türetilmiştir.

Demokrasi dilimize Fransızca versiyonu olan “democratie” kelimesinden geçmiş, bir yönetim biçimidir. Demokratik yönetim biçiminde esas olan halkın kendi kendini yönetmesidir. Demokrasinin oluşmasını sağlayan, demokrasinin gelişmesini amaçlayan erkler vardır.

Demokrasilerde güç hiçbir kimsenin ya da grubun tekelinde, sınırsız ve denetimsiz olamaz.

Devlet iktidarı merkezde güçlenerek yetkileri biriktirmiş ve merkezi iktidarı dengeleyecek erkler oluşmamışsa orada demokrasi kapıda bekliyor demektir.

“Devlet, işte o benim” (L’etat, c’est moi) sözü Güneş Kral diye bilinen ve 1643 yılında 5 yaşında tahta çıkarılıp, 1715’e kadar tahtta kalan, Fransa Kralı XIV’cü Louis’ye ait. Mutlakiyetçi Kral, bu süreçte merkezileşmeyi ve bürokratikleştirmeyi arttırdı, yönetimi kişisel olarak kullandı. Merkezileşmiş Fransız monarşisi, merkantilizm uygulamasıyla yayılarak Avrupa’yı etkiledi. Ancak Fransa gerilimlere ve çatışmalara gebeydi. Oysa gelişen katılımcılıklarıyla ve uzlaşı kültürleriyle İngilizler daha istikrarlı bir sistem kurdular. 1215’de İngiliz baronları (feodalleri) Londra’da Magna Carta Libertatum ile Kral Yurtsuz Jean’ın yetkilerini sınırlıyorlardı.

Zaman içinde burjuvaların 17’ci yüzyıla ait çeşitli bildiri ve belgelerle hukuk güvenliği ve müşterek hukuk (common law) oluşturarak bu çizgiyi sürdürmeleri monarşi etrafında demokratik bir gelişmenin kapılarını açarken, Osmanlı İmparatorluğu 1808’de Sened-i İttifak ile tökezliyordu.

OSMANLIDA SARAY’DA İKTİDARIN MUTLAKLAŞTIRILMASI

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki mutlakiyetçilik ise sınırlanamadı, sınırlanmaya kalkıldığında da kısa sürede bertaraf edildi. 1808’de Alemdar Mustafa Paşa’nın zorlamasıyla oluşturulan,aslında daha çok ayana yükümlülükler getirip, Padişahı yemin dışı bırakan Sened-i İttifak’ı II.Mahmut hiç uygulamamış, kendisini sınırlayacak yerel güçleri de tasfiye ederek merkezde iktidarı mutlaklaştırmıştı.

Sened-i İttifak’ın yükünden kurtulan ve feodal ve askeri güçlerin oluşturduğu engelleri ortadan kaldıran II.Mahmut, rakipsiz ve sınırsız bir güce ulaşmış, onu dengeleyecek bir erk ve kurum kalmamıştı. Devlet ve merkez güçlendirilirken, merkezi güçler arasında (Saray, sadrazam, ordu, ulema ) iktidarın belirleyicisi olarak Saray öne çıkıyordu. II.Mahmut, sınırsız gücüyle merkezi güçlendiren, modernleşme anlamına gelen reformları gerçekleştiriyordu. 19’uncu yüzyılın başına kadar padişahın yetkileri yeniçeri ve ulema tarafından sınırlanırken, II.Mahmut ile birlikte merkezin güçlenmesi ve iktidarın şahsileşmesi sürecine geçiliyordu.

1839-1876 sürecinde de Tanzimat ile birlikte oluşan bürokrasi, padişahın yetkilerini sınırlamaya başlıyordu. Ancak II.Abdülhamit, Tanzimat’ın bu yükselen siyasi gücünü hizaya sokarken, iktidarının karşısında onu dengeleyecek hiçbir unsur bırakmadı. Meclisin (Heyet-i Ayan ), Rus Savaşı sırasındaki askeri başarısızlığı ve  yolsuzluk iddialarını sorgulamasını tehlike olarak görüp, parlamentoyu tatil etti, Tanzimat ile oluşmuş bürokrasiyi kontrolü altına alıp kadir-i mutlak bir egemen olarak hüküm sürmeye başladı. Yıldız Sarayı’nda nazırları devreden çıkararak taşra ile bu dönemde sayıları 5’ten 28’e ulaşacak mabeyin katipleri aracılığıyla doğrudan iletişim kurarken, hem merkezi daraltarak güçlendiriyor hem de iktidarı şahsileştiriyordu. II.Abdülhamit de tek adam olarak İmparatorluğu modern bir devlet ve büyük bir İslam gücü haline getirme düşünü taşıyordu. II.Meşrutiyet mutlak gücü sınırlarken ülke yalancı bir bahar havasına giriyordu. Nitekim kısa bir süre sonra İttihat ve Terakki iktidarı bir darbeyle elde edecek ve merkezde belirleyici tek güç haline gelecekti.

CUMHURİYET’İN KURULUŞU İLE REJİMİN DEVLETÇİ-MERKEZİYETÇİ-OTORİTER EKSENE OTURTULMASI

Mutlakiyetçi siyasi kültür, Milli Mücadele’de yerel unsurlarla demokratik temsil yoluyla yapılan ittifakla aşılırken, adem-i merkeziyetçi bir temele oturan 1921 Anayasası ile merkezin yetkilerinin bir bölümü taşraya devrediliyordu. Ancak 1924 Anayasası ile birlikte merkezin yerelle yetki paylaşımından vazgeçildi. Mustafa Kemal, yapılacak devrimlerle toplumu tepeden modernleştirerek Batı Medeniyeti’ne ulaştırma düşüyle rejimi devletçi-merkeziyetçi-otoriter bir eksene oturtuyor, merkezde rakipsiz ve sınırlanamayan bir güç olarak iktidarı mutlaklaştırıyor ve şahsileştiriyordu.

Cumhuriyet döneminde laikliğin ‘bilimsel’ bir yaklaşım olarak görülmesi de, Türklüğün tarihini ‘bilim’e dayama çabaları da hep modernlik adına yapılmış ve devletçiliği dokunulmaz hale getirdi. Ne var ki bu anlayış Batıdakinin tam aksi yönde gidilmesini, kamusal alanın daralmasını, devlete biat eden, ne söyleyeceğini nasıl davranacağını devletten öğrenen bir ‘vatandaş’ın yaratılmasını ifade etti. Söz konusu ideolojik tavrın doğal sonucu devletçilik adı altında elitizmin siyasete egemen olmasıydı. Bu süreç’in devamı mümkün gözükmiyordu; “Yeni Dünya Düzeni” Türkiye’yi daha çoğulcu bir sisteme zorluyordu ve CHP’nin yönetimde kalması garanti değildi. Çok partili sisteme dayanan ‘demokrasi’ rejimine geçilmesi gerekiyordu.

 

Türk siyasetinin liberalleşmesini öngören “Dörtlü Takrir” (Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’nün CHP’den ayrılıp Demokrat Parti’yi kurmalarını tetikleyen önerge) bu yeni “Restorasyon”‘nın harcını oluşturdu. Mustafa Kemal-İsmet İnönü çizgisinin kurumsallaşması ve siyaset üstü konumunun sabitleşmesi gerekiyordu. Ordu bu işleve sahiplendi; böylece bir askeri vesayet rejimine geçildi… Çok partili sisteme dayanan ‘demokrasi’ rejimin dış yüzüydü sadece… Rejim, bütün önemli konularda askeri vesayetin tahakkümü altındaydı. Dolayısıyla, 1950 sonrası Türk modernleşmesi, her nekadar Tanzimat sonrası “Osmanlı modernliği”‘ne benzersede, çoğulculuk ortamında sahneye konulmuş yasakçı/baskıcı/otoriter bir modernleşme özelliklerini taşıyordu.

Kemalistler laikleşip Batılı modern yaşam tarzına geçilerek ‘ileri’ bir medeniyet seviyesine gelineceğini sanmışlardı. Sonuçta şekilsel ve yüzeysel modernlik anlayışında tıkanıp kalan, siyasi ufku olmayan ve toplumun geri kalanına ‘dokunamayan’ bir cemaat ürettiler. Muhafazakarlar da kendi değerlerine sahip çıkarak maddi değerlerin eprimesinden beslenen oportünist bir kültüre taşımaktalar.

Bu son yıllarda Tayyip Erdoğan ve ekibi referanslarını bu dinî ideolojiden almaya özen göstermekte. Dolayısıyla onların kendi eylemlerini, yaptıklarını, yapmak istediklerini bu referans çerçevesi içinde anlamlandırıp, siyaset perspektiflerini artık ‘muhafazakâr demokratlık’ değil, İslamcılık düşüncesi belirliyor ve giderek daha net bir şekilde Avrupa Birliği ve değerlerinden uzaklaşıyorlar.

 

Vaktiyle önemli bir siyasetçi “Demokrasi bir tramvaydır. İstenilen durağa varınca ineriz !”diyerek siyasal görüşünü açıklamıştı. Aradan yıllar geçti. Gidişat o…

 

DEMOKRASİ TRAVMVAYINDAN MI İNDİK ?

 

Dahası da var: Artık dini olmayanın, dahası dindar olmayanın veya dini inancını iktidar seçkinleri gibi tanımlamayan, gündelik hayatını bu şekilde düzenlemeyen herkesin, ‘bu ülkenin çocuğu’ sayılmayacağı, dışlanacağı, ‘Batı taklitçisi şebekeler’, ‘hainler’, ‘işbirlikçiler’, ‘FETÖ’cüler’, ‘içerdeki düşmanlar’ olarak tanımlanacağı, bir devrin başında olduğunu hisseden vatandaşların sayısı gün geçtikçe artmakta. İktidarın, demokratik yönetim tarzından uzaklaşarak otoriterleşmeyi kendine kılavuz edinmeye kalkışması da Türkiye’de her alanda bir geriye gidiş olduğunu bariz bir şekilde gösteriyor. Oysa yakın zamana kadar, Türkiye, geniş bir kesimde dünya için beklenmedik bir lütuf, İslam’ın demokrasi ve kapitalizmle bir arada olduğu hareketli bir örnek, bir model olarak görülüyordu.

 

İktidarın uzunca bir süre “İslamcı gömleğini çıkardığını” ve merkezine AB üyeliğini koyduğunu ilan ederek ‘muhafazakâr demokrat’ diye kendini tanımlayıp mutlak güç sahibi olma yolunda belli bir mesafe aldıktan sonra tekrar İslamcılık siyasetine soyunması, laikçi çevrelerin dindar/muhafazakâr siyaset ve siyasetçilere karşı önyargılarını doğrular bir hal alıyor. Ve, Türkiye, ne yazık ki olgunlaşmamış demokrasi ile, ABD destekli 15 Temmuz 2016 darbe girişimini “Allah’ın lütfu” olarak gören iktidar, parlamenter sistem yıkıp, yerine eşi benzeri olmayan “Türk tipi başkanlık sistemi”/ bir saray rejimi restorasyonuyla garip bir modernlik serüveninden geçmeye devam ediyor. Ve asırlardır beklediğimiz/umduğumuz demokrasi bugün 2021 yılında biraz daha karanlığa itilmiş, boynu bükük bir vaziyette kapının dışında bekletiliyor.

Neden mi?

İngiliz filozof ve iktisatçı John Stuart Mill ‘Demokratik Yönetim Üzerine Düşünceler’ kitabında şu tespitte bulunur:

“Bir halk özgür bir yönetimi tercih edebilir; ancak, tembellik, ilgisizlik, korkaklık veya kamusal ruh yoksunluğundan onu korumak için gerekli zahmetlere katlanmakta yetersiz kalabilir. Doğrudan saldırı altında olduğunda onun için savaşmazlarsa, yönetimi değiştirmeye yönelik hilelere kanarlarsa, anlık bir cesaret kırıklığından, geçici bir panikten veya bir şahsa yönelik coşkunluk nöbetinden ötürü özgürlüklerini büyük bir adamın ayakları dibine bırakmaya razı edilir veya ona kurumların altını oymasını mümkün kılacak güçler emanet ederlerse, özgürlük için pek de uygun olmadıklarını ispatlamış olurlar.”

Tam da içinde bulunduğumuz durum. Yönetimi değiştirmeye yönelik (mühürsüz oylarla) hilelere kanan, (“Atı alıp Üsküdar’a geçen”) liderini eleştiremeyen ve hem partiyi hem de ülkeyi tehlikeye düşürdüğü noktada onu sınırlayamayan ya da değiştiremeyen siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olmaktan çok demokrasinin kuyusunun kazılmasına zemin hazırlamakta.

Ve bugün, 2021 yılında çoklu, çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü nitelikleriyle barışı ve hukuk güvenliğini sağlayacağını umduğumuz demokrasi, yine “cumhurbaşkanlığı sistemi” ile, Fransa’nın XIV’cü Louis’nin “Şahsım Devleti”ine dönüşmüş bir vaziyette, kapının dışında bekletilmekte.

Sonuçta, iki asır boyunca (bir asır Osmanlıda, bir asır da Cumhuriyet döneminde), bunca acı, mağduriyet, bedel ödeme ve gelgitten sonra vardığımız nokta hep aynı; Türk başat kimliğine ve milliyetçiliğe vurgu yapan, dinin de siyaseten araçsallaştırıldığı Türk-İslam sentezi. Kutuplaşmayı arttıran bu fasit daireden çıkılmadıkça, Batı standartlarında bir demokrasiye ve hukuk güvenliğine ulaşmak ve kalıcı barışı tesis etmek imkansız gözükmekte.

‘Gerçekleşmemiş potansiyeller diyarı’ Türkiye. Kendi kendine yazık eden bir Türiye! Milan Kundera’nın vaktiyle Doğu Avrupa ülkeleri için dediği: “Tünele girmiş bir memleket.”

 

Binlerce, profesörümüz, bilim insanımız, kıdemli siyasetçimiz var.

 

Bir çıkış yolu bulmalı ve uygulamalıyız.

Hatay “Mavi Oldu” Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Hatay’ı kutladı

0
Bakan Koca,

 

 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Hatay’ı kutladı

Bakan Koca Twitter hesabından yaptığı paylaşımla Hatay ‘ın Renginin Artık mavi olduğunu belirtti ve düşük riskli bölge olduğunu müjdeledi

Bakan Koca,

Bakan Koca’ nın paylaşımı şöyle:

“HATAY’DA, ilk doz aşıyı oldunuz mu diye sorsalar, her dört kişiden üçü “Elbette!” der. Türkiye’nin en kalabalık 13. şehri ilk doz aşı oranıyla artık Düşük Riskli İller arasında. Haritadaki rengi MAVİ. Tebrikler Hatay. Mavinin daha mavisi var: %100’e yakın ilk doz oran.”

İskenderun Gençlik Merkezi Müdürü Ahmet Keskin Annesini Kaybetti

0

İskenderun Gençlik Merkezi Müdürü Ahmet Keskin’in annesi Muazzez Keskin, tedavi gördüğü hastanede 69 yaşında yaşama veda etti.

Bir süre önce rahatsızlanarak geçirdiği ameliyat sonrası yoğun bakıma alınan Muazzez Keskin, yaklaşık 10 gündür sürdürdüğü yaşam mücadelesini kaybetti.

 

Merhume Keskin’in cenazesi bugün öğlen namazına müteakip İskenderun Kaptan Mehmet Paşa Cami’nde kılınan  cenaze namazının ardından Karaağaç Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi

Aile taziyeleri Belen İSSUME Mahallesi 37. Sokak no: 38’de kabul edeceği öğrenildi.

Memleket partisi Hatay il kongresi yarın. Genel Başkan İnce Katılmıyor

0
Memleket partisi Hatay il kongresi Pazar günü  Antakya Güzelburç mahallesinde bulunan Helena Center salonunda yapılacak..
İl Başkanı Hüseyin Ata Kaşgöz kongreye genel Başkan yardımcısı İzmir milletvekili Mehmet Ali Çelebi ile genel Başkan Yardımcısı Nurdan Demiğbağ’ın katılacağını belirten Kaşgöz
kongreye tüm hemşerilerimizi davet ediyorum dedi
Kaşgöz “Partimizin ilçe teşkilatlarını çok kısa bir sürede kurduk. Olası erken seçime hazırlığımızı tamamladık. Şimdi il kongremiz ardından 18 Eylül’de gerçekleşecek ve Muharrem İnce’nin genel başkan adayı olacağı büyük kurultay ile süreci tamamlayacağız şeklinde konuştu.
İl Başkanı Hüseyin Ata Kaşgöz; ‘’Milletimize Umut, Adalet, Vicdan, İş sloganıyla çıktığımız yolda partimiz günden güne büyüyor, gelişiyor. Hem deneyimli, hem genç kadroları bir araya getirerek milletimize önderlik etmeye talibiz. Aziz milletimizi partimize katılmaya, destek olmaya davet ediyoruz.” dedi.

Özgür Özel Hatay’a geliyor

0
CHP grup Başkan Vekili Özgür Özel Salı günü Hatay’a geliyor
CHP İl Başkanlığından verilen bilgiye göre Özgür Özel’in Hatay programı şöyle;
31.Ağustos.Salı
19.45 Adana Havaalanı karşılama
21.00 Erzin İlçe Başkanlığı yemeği
01.Eylül.Çarşamba
10.30 Erzin İlçe Başkanlığında toplantı
11.30 Erzin Belediyesi ziyareti
12.30 Dörtyol Halk buluşması(A.Türkeş parkı)
14.00 Dörtyol Ticaret Odası( Sivil Toplum kuruluşları ve Muhtarlarla) toplantı
16.00 Payas Esnaf gezisi
19.00 Tv programı
20.00 Antakya İlçe B. Yemeği
02.Eylül Perşembe
10.00. BŞB Ziyareti
11.00 Hatay İl Başkanlığı Basın açıklaması
12.00 Antakya Esnaf Gezisi
14.00 Kumlu’ya hareket
14.30 Kumlu Muhtarlar ve halk buluşması
16.30 Hatay Havaalanından uğurlama.

İskenderun Balıkçı Barınağında erkek cesedi bulundu.

0
Sabah saatlerinde Çay Mahallesi Balıkçı barınağı içerisinde kıyıya vuran erkek cesedi görülmesi güvenlik güçlerini ve Sahil Güvenlik ekiplerini harekete geçirdi.
Barınağın kayalıklarına ekipler geldi. Sudan çıkarılan cesedin üzerinden çıkan kimlik kontrolünde 38 yaşında Süleyman Yıldız olduğu anlaşıldı. Olay yerinde ise misina, balık tutma malzemelerine rastlandı.
Sahil Güvenlik botları yardımıyla suda çıkartılan ceset cenaze aracıyla otopsi yapılmak üzere morga götürülürken olayla ilgili Emniyet tahkikat başlattı.

İskenderunspor Başkanı Bolat: Tesislerimiz en kısa sürede hazır olacak

0

 

TFF 3’üncü Lig’de mücadele eden İskenderunspor‘da kulüp başkanı Hakan Bolat, başarının elde edilebilmesi için iyi bir altyapının olması gerektiğine dikkat çekerek, tesislerin en kısa sürede devreye gireceğini kaydetti

İskenderunspor Kulüp Başkanı Hakan Bolat, turuncu-mavili ekibin kalacağı lojman başta olmak üzere antrenman sahası ve kondisyon merkezinin hazırlıklarını yerinde inceledi. Bolat, “Hedefimiz belli, bunun için tüm hazırlıklarımızı eksiksiz olarak yerine getirme mücadelesi içerisindeyiz” dedi.

TESİS VE SAHA

Başkan Bolat, Hatayspor’un stadından alınan çimlerin serilmesinin tamamlanmak üzere olduğunu kaydederken, “İskenderunspor’un artık kendine ait tesisleri ve sahası olacak. Önümüzdeki haftalarda futbolcular hem tesiste kalacak hem de antrenmanların burada yapacaklar” diye konuştu.

PERFORMANS ODASI

Tesiste en dikkat çekenin salon performans odası olacağını sözlerine ekleyen Başkan Bolat, “Her maç sonrası bazı önemli maçlarda sporcularımız burada sahadaki performanslarını izleyip teknik heyet tarafından da değerlendirileceği önemli bir salon” ifadelerini kullandı.

 

Arsuz Kaymakamı Musa Sarı’dan İTSO’ya Veda Ziyareti

0
Mülki Amirler ve İdareciler kararnamesiyle İzmir Kemalpaşa Kaymakamlığına atanan Arsuz Kaymakamı Musa Sarı, İskenderun Ticaret ve Sanayi Odasına veda ziyaretinde bulundu.
İTSO Başkanı Levent Hakkı Yılmaz ve yönetim kurulu tarafından karşılanan Kaymakam Sarı ziyaretten yaptığı veda konuşmasında, İskenderun ve Arsuz’un ayrılmaz bir bütün olduğuna vurgu yaparak, İTSO’nun her zaman önemli desteklerini gördüklerini söyledi ve tüm Yönetim Kuruluna teşekkürlerini iletti.
Ziyaretten ötürü memnuniyetini dile getiren İTSO Başkanı Levent Hakkı Yılmaz ise; “Göreve geldiğiniz günden bu yana çalışmalarınızı yakından takdirle takip ettik. Birlikte birçok projede otak fikirlerimiz oldu. Yapmış olduğunuz hizmetlerinizden dolayı sizlere teşekkür ederken, yeni görev yerinizde de başarılar diliyoruz” dedi.

Savaş: Amacımız Tohumları Koruma Altına Almak Ve Gelecek Nesillere Aktarmak  

0

 

 

Hatay Büyükşehir Belediyesi, il genelinde yayılış gösteren ve nesli tehlike altında olan bitki türlerinin geleceğe ulaştırılması adına bir projeyi daha hayata geçiriyor.

Bu amaç doğrultusunda bitki türlerinin güncel durumlarının belirlenmesi, koruma altına alınması ve nesillerinin devam etmesini hedefleyen HBB, proje kapsamında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Hatay Şube Müdürlüğü ile birlikte hareket ediyor.

Projede, bitki biyoçeşitliliğini korumak için tohumlar toplanacak. Araziden toplanan tohumlar Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünün gen bankasına teslim edilecek.

Çalışmanın bir diğer ayağında ise tohumlar sera ortamında çimlendirilip bitkiler yetiştirilecek.

HBB Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş proje ile ilgili açıklamalarda bulundu.

SAVAŞ: AMACIMIZ TOHUMLARI KORUMA ALTINA ALMAK VE GELECEK NESİLLERE AKTARMAK

EXPO 2021 Hatay’ın 10 Aralık’ta başlayacağını dile getiren Savaş, “EXPO’nun en önemli öğelerinden biri de Hatay’ın tıbbi ve aromatik bitkileridir. Avrupa’da 12 bin civarında bitki varken ülkemizde 12 bin çeşit bitkiye sahibiz. Bunların da 3 bin tanesi şehrimizde yer almaktadır. Ve bu endemik türlerden 50 tanesi dünyada sadece Hatay’da bulunmaktadır. Amacımız mevcut durumu bilmek, koruma altına almak ve gelecek nesillere aktarmak. Bunun için de çok önemli bir projeye başladık” ifadelerini kullandı.

Projeyi Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Hatay Şube Müdürlüğü ile birlikte yürüttüklerini de söyleyen Savaş, “Amacımız 3 bin çeşit bitkiye sahip Hatay’da tohumlarımızı biriktirmek, koruma altına almak, üretmek ve geleceğe taşımak. Bunun için tohumlarımızı Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünün gen bankasına teslim edeceğiz” dedi.

Tıbbi aromatik ve endemik bitkiler için iki ayrı müze yapmakta olduklarını da sözlerine ekleyen Lütfü Savaş, “Bu çalışmalarımızın hepsini gelecek nesiller için yapıyoruz. Şayet bunu yapmazsak geleceğimizi karartmış oluruz. Projede emeği geçen tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum” açıklamalarında bulundu.

Başkan Lütfü Savaş, konuşmasının sonunda EXPO 2021 Hatay’ın logosunu oluşturan 13 yapraklı barış çiçeğinin 2011 yılında bilim insanları tarafından keşfedildiğini belirterek sadece Hatay’da bulunduğunu bir kez daha ifade etti.

Dörtyol’da Motosikletle uçuruma yuvarlanan Murat Can Sağlam Hayatını Kaybetti

0
Geçen gün akşam saatlerinde Dörtyol Topaktaş Yaylasından inerken Pekmezci yaylasında Motosikletle uçuruma yuvarlanan Murat Can Sağlam ağır yaralanarak İskenderun Devlet Hastanesine kaldırıldı.
Burada gerçekleştirilen ameliyat sonrası yoğun bakıma alınan genç kardeşimiz Murat Can Sağlam Yapılan Tüm Müdahalelere Rağmen Hayatını Kaybetti

Hemşerimiz Tuğamiral Niyazi Uğur Karadeniz Bölge Komutanı oldu

0
Karadeniz  Ereğli’de bulunan Karadeniz Bölge ve Garnizon Komutanlığına Annesi Payas Babası Dörtyollu Olan Hemşerimiz Tuğamiral Niyazi Uğur atandı.
.Resmi Gazete’de yayımlanan kararname ile, Kdz. Ereğli’de bulunan Karadeniz Bölge ve Garnizon Komutanlığına İstanbul Beykoz’da bulunan Kurtarma ve Sualtı Komutanlığı Komutanı Tuğamiral Niyazi Uğur atandı.
Bilindiği üzere; Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararı ile Bölge Komutanlığını sürdüren Taner Gün, emekliye sevk edilmişti.

“Enflasyona Ezdirmeyen, İnsanca Yaşanacak Ücret Artışı İstiyoruz”

0
Eğitim Sen İskenderun Şubesi üyeleri eski bitpazarı önünde bir araya gelerek, geçtiğimiz hafta yapılan toplu iş görüşmeleri sonucunda karar verilen %5, %6’lık zam oranlarını eleştirdi.
Hükümetin 12 Ağustos’ta yaptığı kamu emekçileri ve emeklikleri tarafından tepki ile karşılanan ilk teklifini yenilemek için 11 gün boyunca hiçbir adım atmadığını savunan eğitim emekçileri; “Hemen baştan ifade edelim ki, günlerdir bizden adeta kaçırılan, Kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerin ürünü mutabakatın adı “ölümü gösterip sıtmaya razı etme mutabakatıdır” dedi.
Eğitim emekçileri adına açıklamalarda bulunan KESK Dönem Sözcüsü Eğitim Sen İskenderun Şube Başkanı Mustafa Ünsal; “Ne Çalışma Bakanlığı yetkilileri ne de masada “yetkili” sıfatı ile oturan konfederasyon ve sendikalar kapalı kapılar ardında yürütülen müzakerelerin içeriği hakkında 11 gün boyunca tek bir cümle dahi etmemiştir. Ta ki pazartesi bir saati aşan gecikme ile saat 15.45’ta başlayan toplantıya kadar. Açıklanan mutabakat ise kamu emekçilerine, emeklilere verilen değeri gösteren bir belgedir.
Varılan mutabakata göre;
Hükümetin 12 Ağustos’ta yaptığı ilk teklifin 2022 yılı için sadece 1 puan, 2022 için ise 2 puan, yani toplamda 3 puan artırıldığı mutabakat büyük kazanım, bir başarı gibi sunulmaktadır.
Oysa bir toplu sözleşmenin başarılı ya da iyi bir toplu sözleşme olarak gösterilmesinin kriterleri açıktır. Bir toplu sözleşmede başarının temel kriteri ne talep ettiğiniz ne aldığınız arasındaki makasın ağzı ile ölçülür.
Buna göre masaya “yetkili” sıfatı ile oturanlar 2022 için %21 maaş artışı artı %3 refah payı artı 600 TL önceki dönem kaybı talep etmiştir. Yani 2022 yılı için %39 maaş artışı talep etmiştir. Buna karşın 2022 yılı için altışar aylık dilimler halinde %.5.+%7 maaş artışına imza atmıştır. Yine 2023 için %17 maaş artışı + %3 refah payı teklifine karşılık altışar aylık dilimler halinde %8 + %6 oranına imza atılmıştır.
Kısacası iki yıl için toplamda %67,2 maaş artışı teklif eden “yetkili” konfederasyon iki yıl için toplamda %26 oranına imza atmıştır. Teklif ve varılan mutabakat arasında iki yıl için toplamda 41 puan fark vardır. Bunun anlamı 5,5 milyon kamu emekçisinin ve emeklinin en az bir yılının çalınmasıdır.
Buna rağmen sanki büyük bir lütufmuş gibi, altışar aylık dönemlerde enflasyon farkının oluşması durumunda söz konusu farkın maaşlara yansıtılacağı ifade edilmiştir.
Öte yandan refah payı talebi yine görmezden gelinmiştir. Bunun yerine hali hazırda sadece sendika üyesi kamu emekçilerinin yararlandığı 3 ayda 400 TL tutarındaki toplu sözleşme ikramiyesi 235 TL artırılarak 3 ayda 400 TL’ye çıkarılmıştır.
Söz konusu artıştan sendika üyesi olmayan ve 4688 sayılı yasaya göre sendika üyesi olması yasaklanmış bulunan toplamda en az 1 milyon 800 bin kamu emekçisi ve 2 milyon kamu emekçisi emeklisi yararlanamayacaktır.
Dolayısıyla toplu sözleşme ikramiyesinde artışın refah payı talebi ile kıyaslanması veya “refah payı vermiyoruz ama toplu sözleşme ikramiyesini artırdık” denmesinin bir karşılığı yoktur. Ayrıca mutabakatın sunumunda 3600 ek gösterge hakkında “toplu sözleşme dönemi içinde yapacağımız çalışmaları meclise yasa haline getirilmek üzere göndereceğiz” denilmiştir.
Yıllardır kadro bekleyen, bugün sayıları beş yüz bini aşan sözleşmeli personel konusu ise “3+1 sistemi üzerinde çalışacağız” gibi net olmayan, köşeli ‘vaatlerle geçiştirilmiştir.
Kısacası 3600 ek gösterge ve sözleşmeli personel konularında yine suya yazı yazılmıştır. Milyonların beklentisi önümüzdeki dönemin seçimlerinin yatırımı olarak çıkmaz ayın son çarşambasına ertelenmiştir. Durum ortada olmasına rağmen “çalışanlarımızı enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz nutukları atılmıştır.
Tüm bunlardan sonra soruyoruz, bu mudur başarı? Bu ülkede çarşıda, pazarda, mutfakta yaşanan gerçek enflasyon %45’i aşmıştır. İğneden ipliğe her şeye zam yağmurunun devam ettiği, Üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki makasın tam 26 puan açıldığı dolayısıyla hayat pahalılığının önümüzdeki dönemde bırakalım düşmeyi daha da artacağının açık olduğu koşullara rağmen hiç kimsenin inanmadığı hedeflenen enflasyon rakamlarını temel alan bu mutabakatın neresi başarılı?” şeklinde konuştu.
Mutabakatı Kabul Etmiyoruz
Mutabakatta eğitim emekçilerinin yıllardır dillendirdiği pek çok talebin yine yer almadığını kaydeden Ünsal; “Bu mutabakatta: Kamu emekçilerinin yıllardır yaşadığı gelir vergisi adaletsizliğine son verilmesi yine yok. Emekli olduğumuzda maaşlarımızın yarı yarıya düşmesine yol açan ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması başlığı yine yok. Farklı adlar altında güvencesiz istihdam edilenlerin kadrolu-güvenceli istihdama geçirilmesi yine yok. “4/C’li 4/B’liler” olarak bilinen kamu emekçilerinin ek ödeme, emeklilik gibi temel sorunlarının çözümü yine yok. Sayıları yüz bini aşan Yardımcı Hizmetler Sınıfının yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi yine yok. Torpilin, kayırmanın kapsını sonuna kadar açan mülakat sitemine son verilmesi yine yok. OHAL KHK’leri ile sorgusuz-sualsiz işinden ekmeğinden edilen kamu emekçilerinin görevine iadesi yine yok.
Kadın kamu emekçilerine yönelik ayrımcılığın önüne geçilmesi için kadın taleplerinin kadın emekçiler tarafından görüşülmesi ve mutabakat metninde ayrı bir başlık altında yer alması yine yok. Kamu kurumlarında ücretsiz kreşler açılması, söz konusu kreşler açılıncaya kadar kreş yardımı verilmesi yine yok. Mutabakatta saymakla bitiremeyeceğimiz daha pek çok temel sorunumuza ilişkin tek bir cümle bile edilmemiştir.
Sonuç olarak ortada taraflar arasında bağlayıcılığı olan bir toplu sözleşme metni değil, 3600 ek gösterge ve sözleşmeli personeli durumu başta olmak üzere bilinmez bir tarihe bırakılan bir vaat-temenni metni vardır.
İşkolları toplu sözleşmelerinin içeriği ise “teknik çalışmalar devam ediyor” denilerek tamamen belirsiz bırakılmıştır.
KESK olarak 20 milyonluk devasa bir kitleye sefalet, yoksulluk, güvencesizlik dayatan bu mutabakatı KABUL ETMİYORUZ!
Yıllardır yaşanan kayıplar, biriken sorunlar bu yıl konfederasyonların tekliflerine daha fazla yansımıştır. Bu yıl konfederasyonların maaş artış talepleri başta olmak üzere pek çok talebi ilk defa bu kadar birbirine yakınlaşmıştır.
Ancak bugün altına imza atılan mutabakat taleplerde ortaklaşmadan daha önemli olanın bu talepler için mücadelede ortaklaşmak olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur.
KESK olarak bu yönde yaptığımız çağrılar, kamu emekçilerinin ve emeklilerini daha da mağdur edecek yeni bir “satış” sözleşmesine onay verilmemesi yönündeki uyarılarımız “yetkili” konfederasyon tarafından yok sayılmıştır.
Biz her şeye rağmen sendika-konfederasyon olmanın gereğini yerine getirmeye devam edeceğiz. Hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmekle görevli olduğumuz 5,5 milyon kamu emekçisi ve emeklisinin sesi olmayı sürdüreceğiz” şeklinde açıklamalarda bulundu