<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Çardak | Körfez Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://www.korfezgazete.com/tag/mehmet-cardak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.korfezgazete.com</link>
	<description>1950&#039;den bugüne tarafsız haber, objektif yorum</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Aug 2020 08:34:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Ak yalanlar!</title>
		<link>https://www.korfezgazete.com/ak-yalanlar/</link>
					<comments>https://www.korfezgazete.com/ak-yalanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korfez Gazete Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2020 08:34:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Çardak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.korfezgazete.com/?p=86365</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ak yalanlar! Saygıdeğer okurlarım! Cumhurbaşkanı Erdoğan, günler öncesinden ipuçlarını verdiği ve herkesin merakla beklediği müjdeyi 21 Ağustos 2020 Cuma günü açıkladı. Erdoğan, Türkiye tarihinin en büyük doğalgaz keşfinin Karadeniz’de yapıldığını müjdeledi. Fatih sondaj gemisinin 20 Temmuz 2020’de başladığı Tuna 1 Kuyusu sondajında 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi keşfedildiğini duyurdu. Tabii ki keşfedilen 320 milyar metreküp [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/ak-yalanlar/">Ak yalanlar!</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ak yalanlar!</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-55687" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/ÇARDAK-KÖŞE-300x289.jpg" alt="" width="300" height="289" /></p>
<p>Saygıdeğer okurlarım!</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, günler öncesinden ipuçlarını verdiği ve herkesin merakla beklediği müjdeyi 21 Ağustos 2020 Cuma günü açıkladı. Erdoğan, Türkiye tarihinin en büyük doğalgaz keşfinin Karadeniz’de yapıldığını müjdeledi. Fatih sondaj gemisinin 20 Temmuz 2020’de başladığı Tuna 1 Kuyusu sondajında 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi keşfedildiğini duyurdu. Tabii ki keşfedilen 320 milyar metreküp rezerv henüz kanıtlanmamıştır, tahminidir.</p>
<p>Keşfedilen doğalgaz rezervinin 2023 yılında kullanılma sunulması hedefleniyor. Müjdenin en az 6-7 yıla kadar ekonomiye katkısının olmayacağı kesin ama inşallah açıklanan rezerv ve hedefler gerçekçidir! Aslında Karadeniz’de keşfedilen 320 metreküp doğalgaz rezervi dünya ölçeğinde mütevazı bir rakamdır. Sondajının yapılıp yapılmayacağı tartışmalıdır. Yıllardır Türkiye’yi sevindiren doğalgaz keşifleri yaşıyoruz ama keşfedilen rezervleri kullanıma sunamıyoruz.</p>
<p>Ayrıca müjde kamuoyu beklentisini karşılamamıştır. Çünkü açılan tek bir kuyudan hareketle keşfedildiği müjdelenen rezervdeki doğalgaz miktarı 800 milyar metreküpten bir anda 320 milyar metreküpe düşürülmüştür. Dolayısıyla da rezervin gerçek hacmi hala kuşkuludur ve muhtemel rezervin ekonomik olup olmadığı da belli değildir.</p>
<p>Üstelik üretim için ne kadar yatırım gerektirdiğini de bilen yok! Keşfedilen doğalgaz rezervinin kaç yıl sonra kullanılabileceği ise hepten meçhuldür. Ama bu bilinmezliklere ve fos çıkan önceki sayısız benzer müjdeye karşın, Malazgirt, Mohaç, Sakarya ve Büyük Taarruza eşitlenen şişkin bir balon, ‘tarihi müjde’ diye gökyüzüne fırlatılmıştır.</p>
<p>Şimdi iktidar, şatafatlı bir törenle açıklanan bu müjdeyi seçime giden süreçte ağzına sakız edecektir. 83 milyonu ipteki cambaza ya da gökteki kuşa baktıracak, balona bağladığı umutla doyurmaya çalışacaktır. Belki kimimiz ağzı açık ayran delisi gibi umutla, eşek ölmeden yetişecek yaz yoncasını bekleyecektir. 3 yıl sonraki seçimden vazgeçtik, önümüzdeki birkaç ayı dahi kurtarmaya muhtaç olan iktidarın niyeti ve ahaliden beklentisi budur.</p>
<p>Peki,  bu ‘balon’ hedefine ulaşır mı? Öyle görünmüyor! Nitekim piyasalarda heyecan kısa sürmüştür. Haftalar öncesinden tertiplenmiş bir senaryonun Cuma namazı sonrası sergilenen son perdesinde verilen müjde borsayı ikna edememiştir. Kısacası, piyasalar gaza gelmemiştir.</p>
<p>Finans kapital güdümündeki küresel kapitalizm çağında ekonomi âleminin tepkisini ve hayatın acı gerçeğini ifşa eden en zalim göstergelerden biri borsadır. Borsa İstanbul güne 1.04 artışla 1.138 puandan başlamıştır. Gün içinde 1.141 puana kadar yükselen BIST 100 endeksi Erdoğan’ın açıklamasından sonra satışa geçmiştir. Endeks 1.106 puana kadar geriledikten sonra günü yüzde 1.50 düşüşle 1.109 puandan tamamlamıştır.</p>
<p>Yani,  müjde verilmeden önce yükselen İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda hisse senetleri çıktığı yerden düşmeye başlamıştır. Dolar ve Euro kurları ise yeniden eski yerine tırmanmıştır. Erdoğan, doğalgaz müjdesini açıklamaya başladığı dakikalarda dolar 7.17 lirayken, açıklamadan sonra yükselmiş ve 7.35’i görmüştür. Korkarım ki işin aslı uzmanlarca açıklandıkça, ülkeyi uçuruma götüren ve güvenilmezlikten beslenen bu süreç daha da hızlanacaktır. AKP iktidarının yaptıklarından halka düşen baskıdır, ekonomik darboğazdır. Ak yalanların halka başka verebileceği bir şey yoktur.</p>
<p>İktidar artık gelecek için bol bol boş vaatler satıyor! Arkası gelmeyen müjdeli yalanlar açıklıyor. Ama bu seferki rezerv keşfi seçim amaçlı görünmüyor. Piyasalarda gerek Merkez Bankası’nın net rezervinin, borç aldığı rezervlerin çıkarılması halinde durumunun ekside seyretmesi, gerekse derin bir yalnızlığa düşülmesinden kaynaklanan moral bozukluğu var. İktidarın oyları yüzde 30’a düşmüştür.</p>
<p>Ekranlardan da görüldüğü gibi Damat Bey defalarca övülmüştür. Damat da bu sayede Türkiye’nin dış ticaret açığı sorununun ortadan kalkacağını söylemiştir. Uzmanlara göre,  beş yıla yakın bir ihtiyacı karşılayacak olan doğalgaz kaynağı 2023’ten sonra elde edileceğini varsayarsak,  cari işlemler açığına elbette olumlu yansır. Ancak, söylendiği gibi, Karadeniz’de keşfedilen doğalgaz rezervi ne Türkiye’nin uzun yıllar boyunca tüketimini karşılayacak büyüklükte ne de cari açığın kapatılmasına imkân sağlayacak düzeydedir.</p>
<p>Çünkü Türkiye’nin son 10 yılda ortalama cari açığı 37 milyar dolar seviyesindedir. Keşfedilen sahadan elde edilecek gelir ise,  Türkiye’nin cari açığının yalnızca yüzde 24’üne karşılık gelmektedir.  Bahsedilen rezervin tamamı satılsa ve parası yarın gelse bile,  bu yılki cari açık bile kapanmaz. Neden mi? Çünkü kronik cari açığın ana kalemini kâr ve faiz transferleri oluşturmaktadır.</p>
<p>AKP, 18 yıldır iktidardadır!  Ülkenin dış borçları 470 milyar doları aşmıştır. AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın “Türkiye’de en büyük doğalgaz keşfini Karadeniz’de gerçekleştirdik” diyerek açıkladığı doğalgaz rezervi, 2003’ten beri en az 30 kez petrol ve doğalgaz keşfedildiğine dair çok sayıda haber servis edilmiştir.</p>
<p>Yakın tarihte, özellikle seçimlerden önce gazete ve ajanslar doğalgaz, petrol ve kömür gibi enerji rezervlerinin tespit edildiği yönünde haberleri gündeme getirmiştir.</p>
<p>AKP iktidarı döneminde servis edilen tüm bu haberler doğruysa elbette ki seviniriz. Fatih Sismik Araştırma Gemisi’nin Karadeniz’de bayrağımızı dalgalandırması bile bizi gururlandırır. Çünkü enerji siyaset üstü bir konudur. Türkiye, yıllık 40 milyar metreküp doğalgaz sarf eden bir ülkedir. Enerji Piyasası Düzenleme Kurlu (EPDK) Ocak 2020 raporuna göre, Türkiye doğalgaz ithalatına yılda ortalama 13 milyar dolar ödemektedir. Keşfedilen doğalgaz rezervlerinin işletilmesi ile özellikle sanayi sektörü daha rekabetçi bir hale gelecektir.</p>
<p>Yukarıda bazı örnekleri verilen o kadar çok ‘Ak yalanlar’ müjdelendi ki bize, içimizdeki kuşkuyu bir türlü atamıyoruz.  Aslında geçmiş yıllarda keşfedilen doğalgaz ve petrol rezervleriyle çoktan uçuşa geçtik bile. Ama her uçuşun bir inişi var. Ayrıca uçmak için kuş olmak gerekmiyor, küçük sevinçler olsun yeter!</p>
<p>Son söz: Uçmak için kanatlara değil, düşlere ihtiyaç vardır! Ya düşlerinin peşine düşmeyi seçersin ya da olanları kabullenmeyi. İyiliklerinle güçlenir, keşkelerinle tükenirsin! Karar senin…</p>
<p>Formun Üstü</p><p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/ak-yalanlar/">Ak yalanlar!</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.korfezgazete.com/ak-yalanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşin aslı astarı</title>
		<link>https://www.korfezgazete.com/isin-asli-astari/</link>
					<comments>https://www.korfezgazete.com/isin-asli-astari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Çardak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2020 09:15:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Çardak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.korfezgazete.com/?p=81519</guid>

					<description><![CDATA[<p>Saygıdeğer okurlarım! Son günlerde kamuoyunu meşgul eden Barolar Birliği meselesinin aslı astarı şudur: Bir parçacık onur kırıntısı, birazcık insanlıktan nasibi olan herkesin çok iyi bildiği ve hiç gündemden düşmeyen, emperyalist oyundur. “Paçala, böl ve yönet!” Bunun hukukla, yasayla, yönetmelikle falan uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Yapılmak istenen, avukatları ve baroları parçalayıp, bölüp yutmaktır. Meselenin aslı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/isin-asli-astari/">İşin aslı astarı</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_55687" aria-describedby="caption-attachment-55687" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-55687" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/ÇARDAK-KÖŞE-300x289.jpg" alt="" width="400" height="308" /><figcaption id="caption-attachment-55687" class="wp-caption-text">İşin aslı astarı</figcaption></figure>
<p>Saygıdeğer okurlarım! Son günlerde kamuoyunu meşgul eden Barolar Birliği meselesinin aslı astarı şudur:</p>
<p>Bir parçacık onur kırıntısı, birazcık insanlıktan nasibi olan herkesin çok iyi bildiği ve hiç gündemden düşmeyen, emperyalist oyundur.</p>
<p>“Paçala, böl ve yönet!”</p>
<p>Bunun hukukla, yasayla, yönetmelikle falan uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.</p>
<p>Yapılmak istenen, avukatları ve baroları parçalayıp, bölüp yutmaktır.</p>
<p>Meselenin aslı astarı budur. Nokta!..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BENDEN SÖYLEMESİ </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Geçenlerde Fox Haber görüntülerini gösterdi.</p>
<p>Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, 2013’te yaptığı açıklamada, “Merkez Bankası’nın döviz rezervi 130 milyar dolar” diyor.</p>
<p>Ak Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019’da yaptığı açıklama da ise Merkez Bankası’nın döviz rezervini 120 milyar dolara çıkardıklarını söylüyor.</p>
<p>Aynı Erdoğan, 2020’de yaptığı açıklamada, Merkez Bankası döviz rezervlerini 90 milyar dolara yükselttiklerini savunuyor.</p>
<p>Hay Allah! Aklım karıştı valla…</p>
<p>Böyle giderse, Merkez Bankası’nın döviz rezervleri büyüye büyüye bitecek!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ŞİMDİKİ ZAMAN SOYGUNLARI </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İktidardakiler köprü, yol yaptılar diye sevinen vatandaş!</p>
<p>O köprü ve yollar nasıl yapılıyor biliyor musun?</p>
<p>Biraz araştırsan sen de anlarsın ama araştırmazsın!</p>
<p>Çünkü sen itaatkârsın. Yöneticilerini sorgulamazsın!..</p>
<p>Bak! Ben anlatayım:</p>
<p>Yönetici, önce seni kefil edip dışarıdan kredi alıyor…</p>
<p>Sonra dışarıdan aldığı krediyi Halkbank’a aktarıyor ve gizli ortağı olduğu şirkete kredi olarak veriyor.</p>
<p>Şirketin krediyi alabilmesi için seni bir daha bankaya (Hazine’ye) kefil ediyor.</p>
<p>Yandaş 2 liralık köprüyü 20 liraya yapıyor, 18 lirayı paylaşıyorlar.</p>
<p>Sonra da araç geçiş garantisi verip, yandaş şirketi seni bir daha kefil ederek garanti altına alıyor.</p>
<p>Böylelikle 20 yıllık işletmede senden 200 lira tahsil ediyor….</p>
<p>Köprüyü Devlet yapsa 20 yılda Hazine’ye gidecek 198 lira kâr yandaşa ve yöneticinin cebine giriyor.</p>
<p>İşte Hazine böyle soyuluyor!</p>
<p>Son yıllarda soygunlar böyle yapılıyor!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>SİZ BU PARALARI NE YAPTINIZ? </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ey ekonomiyi yönetenler!</p>
<p>Saçma sapan vergiler ekleyerek;</p>
<p>30 liralık su faturasını 80 lira yaptınız…</p>
<p>40 liralık elektrik faturasını 120 lira yaptınız.</p>
<p>150 liralık doğalgaz faturasını 500 lira yaptınız.</p>
<p>2 bin liralık cep telefonlarını 10 bin lira yaptınız.</p>
<p>3 liralık sigarayı 15 lira yaptınız.</p>
<p>Çatır çatır deprem vergilerini aldınız.</p>
<p>KDV’nin bile KDV’sini aldınız…</p>
<p>Eeee…</p>
<p>Deprem olur, para yok!</p>
<p>Doğal afet olur, para yok!</p>
<p>Virüs salgını olur, para yok!</p>
<p>Ya arkadaş! Siz bu paraları ne yaptınız?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KISA VE NET</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karga,  papağana sormuş:</p>
<p>“Seni niye kafeste tutuyorlar?”</p>
<p>Papağan kısa ve net cevap vermiş:</p>
<p>“Çünkü ben konuşuyorum!”</p>
<p>Genel duruma özet!</p>
<p>Uzun söze ne hacet!</p><p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/isin-asli-astari/">İşin aslı astarı</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.korfezgazete.com/isin-asli-astari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katakulli İşler</title>
		<link>https://www.korfezgazete.com/katakulli-isler/</link>
					<comments>https://www.korfezgazete.com/katakulli-isler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Çardak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2020 08:55:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Çardak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.korfezgazete.com/?p=77369</guid>

					<description><![CDATA[<p>Saygıdeğer okurlarım! Türkiye’de Korona’dan da beter mikroplar var:  Bunlar; hırsız, yağmacı, dolandırıcı, yalancı ve üçkâğıtçılardır. Türkiye,  katakulliciler ülkesidir! Tüm işlerde yalan dolan, oyun, hile ve tuzak var. Her şey katakulliye getiriliyor! Bu ülkede her şey hırsızlık ile başlar.  Aslında hırsızlık, tüm dinler tarafından yasaklanmıştır. Dünyada tek bir günah vardır, o da harsızlık! Diğer bütün günahlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/katakulli-isler/">Katakulli İşler</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Saygıdeğer okurlarım! Türkiye’de Korona’dan da beter mikroplar var:  Bunlar; hırsız, yağmacı, dolandırıcı, yalancı ve üçkâğıtçılardır. Türkiye,  katakulliciler ülkesidir! Tüm işlerde yalan dolan, oyun, hile ve tuzak var. Her şey katakulliye getiriliyor!</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-66353" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2020/01/ÇARDAK-300x225.jpg" alt="" width="400" height="300" /></p>
<p>Bu ülkede her şey hırsızlık ile başlar.  Aslında hırsızlık, tüm dinler tarafından yasaklanmıştır. Dünyada tek bir günah vardır, o da harsızlık! Diğer bütün günahlar hırsızlığın çeşitlemesidir. Bana göre dünyada hırsızdan daha iğrenç yaratık olamaz! Başkası neyse ne, ama hırsız senin emeğini, ona döktüğün teri, zamanını çalıyor. Ne iğrenç şey!</p>
<p>Aslında casus olmakla hırsız olmak arasında fazla fark yoktur. Amaç: Çalmak! Hırsız eşya çalar, ajan ise sırları! Türk Ceza Kanunu’na göre hırsızlık da, yağma da, dolandırıcılık da suçtur.</p>
<p>Hırsızlık suçu, malvarlığı değerine karşı ve ekonomik bir çıkar elde etmek amacıyla işlenen suçlardandır. Ekonomik değeri olan her türlü enerji de, taşınır mal sayılır ve hırsızlığa konu olabilir. Yağma suçu ise, gasp suçudur. Gasp, zilyetliği başkasına ait bir menkul malın cebir veya tehdit kullanılarak alınmasıyla oluşur. Yağma suçu, mağdurun malvarlığına yönelik gerçekleştirilen haksız bir eylemdir.</p>
<p>Gasp suçu ile hırsızlık suçunun en önemli ortak unsuru, başkasına ait malın alınmasıdır. Başkasının malın zilyedi olması yeterlidir. Zilyedin elinden malın alınmasıyla her iki suç oluşur. Dolandırıcılık ise, hileli işlerdendir! Dolandırıcılık, failin hileli davranışlarla bir kimseyi aldatması, mağdurun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlamasıyla oluşur.</p>
<p>Bir de nitelikli dolandırıcılık suçu var: Bu suç da, belli dini, sosyal, mesleki, teknolojik araçların veya kamu kurumlarının araç olarak kullanılmasıyla işlenir.</p>
<p><a href="https://www.korfezgazete.com/reklam-tanitim/"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-64723 size-full" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg" alt="" width="728" height="90" srcset="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg 728w, https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim-300x37.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 728px) 100vw, 728px" /></a></p>
<p>Türkiye’de bu tür hastalıklar, Koronavirüs’ten önce de var olan salgın hastalıklardır. Bu ülkede hırsız olmayan zengin olamaz! Zenginler çalınca ticaret, yoksullar çalınca hırsızlık olur. Her zenginliğin arkasında ya bir hırsızlık ya da katakulli işler vardır.</p>
<p>Aslında bir insan aç olduğu için değil, hırsız olduğu için çalar. Ve hırsızlar kavga ettikleri zaman, çaldıkları yere dökülür. Lamı cimi yok! Bizim ülkemizde ticaret hayatına atılanlar;  yalan söylemeye, hile yapmaya başlarlar. Ama buna başka bir isim takarlar. Önemli olan şudur: Sen gidip bir oto lastiği çalarsan hırsız olursun. Ama o herif yırtık lastiğe karşı senin 200 liranı çalarsa, adı ticaret olur.</p>
<p>Ne olursa olsun! Siz yine de bir takım insanlara ‘hırsız’ demekten vazgeçin. Çünkü hırsızlık bir hastalıktır ve tüm kötülüklerin anasıdır.  Bazıları çalmadan duramazlar. Allah başa vermesin…</p>
<p>Bu melun hastalığın adı, bilim dilinde, kleptomanidir. Çalmak, kleptomanların ‎fıtratında var. Yani, bu bir yaratılış sorunudur. Yaratıcının istediği dışında hiç bir şey mümkün değildir. Aksini iddia eden, zinhar kâfirdir.</p>
<p>Bir millete karşı işlenen hırsızlık, gasp veya dolandırıcılık suçu asla zamanaşımına uğramaz. Hukuk ile yönetilen ülkelerde katakullicilerin hiçbir geleceği olamaz. Bir milletin alameti, bir mendil markası sökülür gibi sökülmez.</p>
<p>Aslında hırsızlık, yağma ve dolandırıcılık aynı anlama geliyor gibi görünse de farklılıklar içerir. Hırsız; suçunu bilir ve işini gizli yapar. Yağmacı ve dolandırıcı ise fütursuzdur, acımasızdır ve hiç pişmanlık duymaz. Bizim ülkede küçük hırsızları yakalayıp hapse atarlar. Büyük hırsızlar ise çok ilerlemiştir, ülkeyi yönetirler.</p>
<p>İlkel toplumlarda mülkiyet geliştikçe hırsızlık ve yalan artıyor.  Ben hırsızlık, yağma ve dolandırıcılığın olmadığı bir ülkede yaşamak istiyorum. Çok şey mi istiyorum? Yıllar önce Nazım Usta’nın dediği gibi,  “Öyle bir ülkede yaşamak istiyorum ki, orada evlerin kapısı kilitlenmesin; soygun, hırsızlık, cinayet sözcükleri unutulup gitsin.”</p>
<p>Oysa bu ülkede insanların dileklerini bile çalıyorlar! Aslında bir insanın dileklerini çalmak,   cüzdanını çalmaktan daha fenadır. Ama hırsızlık da kolay bir iş değil.  Bu ülkede hırsız bile işini on yılda öğreniyor! Üstelik bizim hırsızlar, aynı zamanda yalancı da. Hiçbir hırsız &#8220;Ben hırsızım&#8221; demiyor. Hem isteseler de diyemezler. Çünkü yalan da hırsızların fıtratındandır.‎</p>
<p>Şöyle etrafınıza bir bakın: Millet kümesi; kurda, ağılı; tilkiye teslim edip ağlaşmaktadır. Oysaki kümesi tilkiye, ağılı ‎kurda teslim edip, sonradan ağlaşmak çözüm değildir.‎ Ve ne gariptir ki Türkiye’nin yargı sisteminde, bir insanın hırsız olup olmadığı, suç ortağına sorulmaktadır. Eskiden biri hırsızlık edince hapse atarlardı. Şimdilerde ise doğruyu söyleyenleri ve gerçekleri yazan gazetecileri hapsediyorlar. Maalesef, doğruları söyleyenlerin cezalandırıldığı bir ülkede yaşıyoruz!</p>
<p>Yazık, çok yazık! Türkiye’de artık ne zevk var, ne sanat, ne de mutluluk! Sadece hırsızlık, yağma, dolandırıcılık, üçkâğıtçılık ve ağıt yakma var! Hırsızları, gaspçıları, üçkâğıtçı, yalancı ve dolandırıcıları seyrederek, kokuşup parçalanıyoruz!</p>
<p>Bu ülkede bir de kapı ve telefon dinleyenler var! Nedense ben, en çok kapı ve telefon dinleyenlerden nefret ediyorum! Birilerinin hırsız olması için illaki başkasına ait bir eşyayı çalması gerekmez.   Başkalarına ait sırları çalmak da hırsızlıktır. Hem de hırsızlığın en bayağısıdır!</p>
<p>Bu tür mikropları taşıyan yöneticiler,  kendilerini ülkenin hâkimi olarak görürler. Ve bu tip yöneticiler,  kendilerine ölümsüzlük ‎atfederler. Başkalarının yaptığı, başardığı büyük işleri, kendilerine; fıtratında ‎olan bütün kötülükleri başkalarına mal ederler.</p>
<p>Neyse ki, bizim ülkemizde böyleleri yok!</p><p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/katakulli-isler/">Katakulli İşler</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.korfezgazete.com/katakulli-isler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşamak Hak, Yaşatmak Görevdir!</title>
		<link>https://www.korfezgazete.com/yasamak-hak-yasatmak-gorevdir/</link>
					<comments>https://www.korfezgazete.com/yasamak-hak-yasatmak-gorevdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Çardak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2020 06:10:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Çardak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.korfezgazete.com/?p=75035</guid>

					<description><![CDATA[<p>Saygıdeğer okurlarım! Bütçe; devletin, bir kuruluşun, bir ailenin ya da bir kimsenin ileriye dönük bir süre için tasarladığı gelir ve giderlerini tür ve ayrıntılarıyla gösteren çizelgedir. Tabii ki bu yazımızın konusu ‘Devlet Bütçesi’dir. Bütçe, devletin gelecek bir dönemdeki gelirlerini ve harcamalarını tahmin eden ve yürütme organına harcamaların yapılması, gelirleri toplanması konusunda yetki ve izin veren [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/yasamak-hak-yasatmak-gorevdir/">Yaşamak Hak, Yaşatmak Görevdir!</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Saygıdeğer okurlarım! Bütçe; devletin, bir kuruluşun, bir ailenin ya da bir kimsenin ileriye dönük bir süre için tasarladığı gelir ve giderlerini tür ve ayrıntılarıyla gösteren çizelgedir. Tabii ki bu yazımızın konusu ‘Devlet Bütçesi’dir.</p>
<figure id="attachment_66353" aria-describedby="caption-attachment-66353" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-66353" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2020/01/ÇARDAK-300x225.jpg" alt="" width="400" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-66353" class="wp-caption-text">Atatürk</figcaption></figure>
<p>Bütçe, devletin gelecek bir dönemdeki gelirlerini ve harcamalarını tahmin eden ve yürütme organına harcamaların yapılması, gelirleri toplanması konusunda yetki ve izin veren bir kanundur. Devlet harcamaları ile gelirlerini ayrıntılı biçimde gösteren, belli bir dönem için harcamaların yapılmasına ve gelirlerin toplanmasına izin veren hukuksal bir belgedir.</p>
<p>Çünkü kamusal ihtiyaçlar, kişilerin tek başlarına karşılayamadıkları ancak karşılanması zorunlu olan ihtiyaçlardır. Kamusal ihtiyaçlar olarak belirlenen ihtiyaçlar, ancak devlet ve diğer kamu kuruluşlarınca yerine getirilir. Devletin bu hizmetleri yerine getirebilmesi için bir takım harcamalar yapması ve gelir toplaması gerekmektedir. Devlet bu hizmetleri yaparken kendi ihtiyaçları için ne kadar harcama yapacağını, harcamanın hangi gelir kaynaklarıyla sağlanacağını ve bunların yaratacağı olumlu ve olumsuz sonuçları bilmek zorundadır.</p>
<p>Bütçe, belirli bir döneme ait yapılacak giderleri ve elde edilecek gelirleri tahmini olarak gösterir. Bu dönem, ‘mali yıl’ olarak adlandırılan dönemdir. Bütçe, henüz gerçekleşmemiş olan, tahmini rakamları gösteren bir mali plandır. Bütçe ekonomik, mali, siyasi ve hukuki sonuçlar yaratır. Bütçenin dikkatli kullanılması ile milli gelir, gelir dağılımı, ekonomik kalkınma, ekonomik ve sosyal sorunların giderilmesi vb. üzerinde olumlu etkiler görür.</p>
<p>Bütçe kanununda yer almayan hiçbir gider ya da gelir kamu kuruluşlarınca gerçekleştirilemez. Bütçe, yürütme organı tarafından hazırlanıp yasama organı tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girer. Yürürlüğe giren bütçe kanunu, yeni bütçe kanununun yürürlüğe girmesiyle geçerliliğini kaybeder.</p>
<p>Nitekim yürürlükteki 2020 Yılı Bütçe Kanunu’nda; bütçe giderleri 1 trilyon 95,5 milyar lira, faiz hariç giderler 956,5 milyar lira, bütçe gelirleri 956,6 milyar lira, vergi gelirleri 784,6 milyar lira, bütçe açığı 138,9 milyar lira olarak öngörülmüştür.</p>
<p>2020 yılı bütçesi de önceki yıllarda olduğu gibi bir hizmet bütçesi olarak hazırlanmış ve yürürlüğe konulmuştur. Uygulamadaki bütçe, klasik bütçe taktiklerini içermektedir. Bütçedeki kaynaklar, büyük ölçüde vatandaşların ihtiyaç duyduğu hizmetlerin karşılanmasında kullanılacaktır. 2020 yılı bütçesinin 188,6 milyar TL’si sağlığa, 69,5 milyar TL’si sosyal yardımlara ayrılmıştır.</p>
<p>Oysa 2020 yılı bütçesi, Koronavirüs salgınından önceki dönemde hazırlanmış ve yasama organınca onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye 11 Mart’tan buyana COVİD-19 salgını ile mücadele etmektedir. Diğer bir deyişle, devlet görünmez düşmanla savaşmaktadır. Covid-19 ırk veya din ayırımı yapmadan tüm insanlara bulaşıyor. Türkiye’de, bugüne kadar Koronavirüs’ten can kaybı 1.500’ü aşmıştır. Ülkemizde sağlık hezimeti yaşanmakta iken, İçişleri Bakanlığınca geçen hafta sonu 31 il için alelacele alınan 48 saatlik sokağa çıkma yasağı ile yönetimin acemiliği ispatlanmıştır. 10 Nisan Cuma akşamı ortaya çıkan görüntüler süreçle uyuşmadığı için devlet eliyle kaos yaşanmıştır. Virüse karşı bir aydır süren izolasyon 2 saatte feda edilmiştir. Sağlıkçıların bir aylık emekleri 2 saatte çöpe gitmiştir.</p>
<p>İçişleri Bakanı tarafından alelacele ilan edilen sokağa çıkma yasağı,  sorumsuzca ve cahilce bir kibir budalalığıdır. Bu salgın olayı içişleri değil, sağlık meselesidir. Virüs, kelepçe takılacak bir şey değildir. Sadece 2 gün sokağa çıkma yasağı ilan etmek çözüm değildir. Aksine, daha önceden alınan bütün önlemler berbat edilmiştir. Yönetim hataları devam ederse, insanlar virüsten değil, cahillikten ölecekler. Sokakta kaos yaratan İçişleri Bakanı, hatasını kabullenip istifa etmişse de, bu istifa Külliye’den geri dönmüştür.</p>
<p><a href="https://www.korfezgazete.com/reklam-tanitim/"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-64723 size-full" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg" alt="" width="728" height="90" srcset="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg 728w, https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim-300x37.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 728px) 100vw, 728px" /></a></p>
<p>Koronoavirüs, son bir ayda Türkiye’de çok şey değiştirmiştir, istifa müessesesini de itibarsızlaştırmıştır. Bu salgın, dünya ve Türkiye için büyük bir felakettir. Vatandaş evine hapsolmuş, perişan haldedir. Aslında hepimiz aynı gemideyiz ama kaptan köşkünde siyaset yapılmaktadır. Elbet bu salgın eninde sonunda bitecektir. Birçok canı kaybedeceğiz ama zaman geçtikçe yaralar sarılacaktır. Çekilen sıkıntılar, acılar unutulacaktır. Ancak Covid-19 ile mücadele sürecinde yapılan hatalar ilerde fıkra olarak anlatılacaktır.</p>
<p>Unutmayalım: İktidar, şu ana kadar ortaya koyduğu icraatla bu salgının üstesinden gelemeyeceğini ortaya koymuştur. Bugüne kadar maske dağıtımını bile becerememiştir.  Bu arada, hiçbir şey olmamış gibi ‘Kanal İstanbul’ ve ’14 Mercedes’ ihaleleri yapılmıştır. “Biz Bize Yeteriz Türkiye’m”  Milli Dayanışma Kampanyası”na yardım çağrıları ise, iktidarın  “Biz ne yaparsak destekleyin” dayatmasından başka bir şey değildir.</p>
<p>Aslında ülkemizin ve insanlığın zor bir imtihandan geçtiği bu dönemde, devletin klasik bütçe taktiklerin vazgeçerek,  sosyal politikalara öncelik vermesi gerekmektedir.  Sosyal devletin yapabileceği çok şey var:  Mesela;  devlet, daha da gecikmeden israftan vazgeçmeli ve tasarruf tedbirleri almalıdır.   2020 yılı için, yol, köprü harcamalarından, kışlık-yazlık saray inşaatlarından ve lüks otomobil alımlarından vazgeçmelidir.   Bütçede revizyona gidilerek; dini, askeri ve temsili hizmetler için ayrılan ödenekler sağılık hizmetlerine ve sosyal yardımlara aktarılmalıdır. Hiç olmazsa bu yıl için bütçenin tüm imkânları işsiz, güçsüz ve yoksul vatandaşlar için harcanmalıdır. Devlet, Covid-19 ile mücadeleden galip çıkmaya mecburdur!</p>
<p>Bu yüzden,  Koronavirüs salgınına karşı gerçekleştirilmesi gereken ve hayati önem taşıyan şu konularda acilen harekete geçilmelidir. Öncelikle temel, zorunlu ve acil mal ve hizmet üreten işler dışında kalan bütün işler, salgın süresince acilen durdurulmalıdır. Koronavirüs ile mücadele kapsamında işyeri kapatılan küçük esnaf desteklenmelidir.  Özel sektörde çalışanlara ücretli izin verilmeli ve işsizler için koşulsuz işsizlik maaşı ödenmelidir. Tüketici, konut ve taşıt kredi borçları ve elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturaları salgın riski boyunca faiz işletilmeden ertelenmelidir.</p>
<p>Unutmayalım: Koronavirüs, devletin alacağı tedbirlerden daha güçlü değildir. COVİD-19 ile mücadele kapsamında, özel sağlık kuruluşları kamu yararına devletin kontrolüne geçirilmelidir. Yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimi istisnasız ve önkoşulsuz bütünüyle parasız olmalıdır. Salgın döneminde dezavantajlı kesimler olarak kabul edilen, hiçbir geliri ve birikimi olmayan yoksullar, göçmenler ve tutuklu/hükümlüler için yaşamlarını ve sağlıklarını koruyacak fiili ve yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Çünkü devlet millete hizmet etmekle mükelleftir. Devletin varlığı, milletin yaşaması ve güçlü olmasına bağlıdır.</p>
<p>Hatırlatmakta fayda var: Yaşamak hak, yaşatmak görevdir!  Ve Şeyh Edebali’nin Osmangazi’ye söylediği gibi, Korona’dan yaşa takılan bir vatandaş olarak,  ben de Reis’e sesleniyorum:  “Ey Reis! İnsanı yaşat ki,  devlet yaşasın!”.</p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/yasamak-hak-yasatmak-gorevdir/">Yaşamak Hak, Yaşatmak Görevdir!</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.korfezgazete.com/yasamak-hak-yasatmak-gorevdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyaset Suç Değil…</title>
		<link>https://www.korfezgazete.com/siyaset-suc-degil/</link>
					<comments>https://www.korfezgazete.com/siyaset-suc-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Çardak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2020 08:06:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Çardak]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.korfezgazete.com/?p=71850</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevgili okurlarım! Siyaset sözcüğü 14. yüzyıldan sonra kullanılmaya başlamıştır.   Eş anlamlısı ‘politika’ olan sözcük ise 20. yüzyıldan itibaren yaygınlaşan bir sözcüktür. Siyaset, genel anlamıyla; insanları yurttaşlık düzeyinde etkilemektir. Her döneme, her topluma göre etkileme biçimleri farklılık gösterir. Bunun için her yerde seyir eden siyaset anlayışı farklıdır. Aslında siyaset, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sıfatıyla ilgili [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/siyaset-suc-degil/">Siyaset Suç Değil…</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili okurlarım! Siyaset sözcüğü 14. yüzyıldan sonra kullanılmaya başlamıştır.   Eş anlamlısı ‘politika’ olan sözcük ise 20. yüzyıldan itibaren yaygınlaşan bir sözcüktür. Siyaset, genel anlamıyla; insanları yurttaşlık düzeyinde etkilemektir. Her döneme, her topluma göre etkileme biçimleri farklılık gösterir. Bunun için her yerde seyir eden siyaset anlayışı farklıdır.</p>
<figure id="attachment_66353" aria-describedby="caption-attachment-66353" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-66353" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2020/01/ÇARDAK-300x225.jpg" alt="" width="400" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-66353" class="wp-caption-text">Siyaset Suç Değil…</figcaption></figure>
<p>Aslında siyaset, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sıfatıyla ilgili özel görüş ve anlayıştır. Devlet etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esasının bütünüdür.</p>
<p>Siyasetin oluşumu ve gelişimi eski Yunan’a kadar dayanıyor. Halkı ikna etmek için her zaman siyasete başvurulmuş ve bu doğrultuda güçler kendi istediklerini yaptırmışlardır.</p>
<p>Peki, neden siyasi görüşümüz var? Çünkü hepimiz bu dünyanın ve ülkenin mensuplarıyız. Birlikte hayal kurduğumuzda, hayallerimizi gerçekleştirmek için çalıştığımızda siyasi oluyoruz. Tabi fikirlerimiz samimi ise. Rant için siyaset yapanlar konumuz dışındadır.</p>
<p>Örneğin benim fikrim şudur: Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olmasını istiyorum. Biliyoruz ki, zengin olsak ve onlara çok servet bıraksak bile çocuklarımızın geleceği güvende değil. Yarın hangi fırtınaların kopacağını, hangi paranın pul olacağını bilemeyiz. Geçmişte 2000 işçi çalıştıran;  fabrikası, yatı, yalısı olan ama şimdilerde küçük bir Bağ-Kur maaşıyla yaşamını sürdüren arkadaşım var. Şu sıralarda da kanserle boğuşuyor!</p>
<p><a href="https://www.korfezgazete.com/reklam-tanitim/"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-64723 size-full" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg" alt="" width="728" height="90" srcset="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg 728w, https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim-300x37.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 728px) 100vw, 728px" /></a></p>
<p>Egemen sınıflar bize bunun kader olduğunu söyleyerek, kendi yaptıkları konusunda Tanrı’ya iftira atıyorlar. O halde öyle bir düzen olmalı ki, kimse işsiz kalmasın, açlık korkusu yaşamasın. Herkes yeteneğine göre okuyabilsin. Herkes sağlık hizmeti alabilsin ve sağlıklı evlerde barınabilsin. Bu benim siyasi fikrim, hayalimdir. Ucunda kişisel bir ödül beklemiyorum…</p>
<p>Bu uğurda devletten çok çekenler, işkence görenler, işkencede ölen ya da sakat kalan arkadaşlar var.  Ama fikirler ölümsüzdür! Cennete gitme hayalimiz de yok. Üstelik hayalimizdeki bu düzenin biz hayattayken gerçekleşeceğine de inanmıyoruz. Bu gerçeği idam sehpasına başı dik çıkan Deniz Gezmiş ve arkadaşları da biliyordu. Ama biz insanlığı kendi parçamız olarak görüyoruz. Çünkü çocuklarımız geleceğimizdir!</p>
<p>Siyasi fikirlerimizi uzun ve meşakkatli emeklerle elde ederiz. Onları geliştirmek, yeni bilgilerle sınayıp düzeltmek için yüzlerce kitap, binlerce makale okuruz.  Fikirlerimizi sık sık tartışıp doğruluğunu sınamaya da çalışırız.</p>
<p>Antik Yunan’da tartışmak için meydanlar yapılır, yurttaşlar gelip o meydanlarda tartışırdı. Aristoteles, Ksenophon, Sofokles, Epikür, Eflatun ve Sokrates’in ortaya çıkmasını sağlayan da bu meydanlardır. Ama bazen bu meydanlarda siyaset değil de, örneğin; Pers ordularının işgaline karşı varlığın nasıl korunacağı konuşulurdu. Bu durumda, sürekli çatışan Atina ve Sparta bile bir araya gelirdi. Siyasi, felsefi ayrılıklar bir yana bırakılır, oturulur, birlikte konuşulurdu. Atina olmayacaksa, nasıl yönetileceğinin de anlamı yoktu.</p>
<p>Şimdi öyle bir dönemdeyiz ki, siyasi görüşlerimizi koruyarak, toplumun her kesimi olarak ülkenin kurutuluşuna odaklanamıyoruz. Yanımızda,  çıkarcıların leş kargaları gibi üşüştüğü Suriye örneği var. Oysa Suriye,  daha düne kadar İsrail ve ABD’nin çekindiği bir ülkeydi. Filistin davası için gidenler, Suriye’de eğitilip, silahlandırıldıktan sonra EL-Fetih mücadelesine katılıyordu. Son 8 yılda, Suriye’nin 1 milyon yurttaşı bombalar altında ölmüş, 11 milyon yurttaşı da komşu ülkelere sığınmıştır.  Hala ders alıp ‘birlik’ olmanın vakti gelmedi mi?</p>
<p>Bu kaptan kimseyi dinlemek niyetinde değil! İçinde bulunduğumuz gemiyi dalgalı denizde kayalara doğru götürüyor. Kayalara çarpmadan demokrasiye ve hukuka geri dönmeliyiz. Yeni ve gerçek demokrasiyi inşa etmeye mecburuz.</p>
<p>Aslında anayasamıza göre; siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Basın hürdür, sansür edilemez. Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.</p>
<p>Ama Türkiye’de korku siyaseti hepimizi yoruyor!  Hiç gecikmeden bu ülkeye özgür ve adil günleri getirmeye mecburuz. Basın özgürlüğünün önündeki bütün engelleri kaldır8malıyız.   Öyle bir demokrasi kurmalıyız ki, herkesin sesi duyulsun. İktidarı eleştirmek suç olmasın. Bu ülkenin gerçek gazetecileri, haber müdürleri, genel yayın yönetmenleri,  yazarları,  muhabirleri tutuklanmasın. Bu ülkenin dürüst ve cesur gazetecileri susturulmasın! Daha birkaç gün önce, gazeteci ve yazar Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve Murat Ağırel’in tutuklanması, ifade özgürlüğüne açık bir baskı ve gözdağı değil de nedir?</p>
<p>Yeter artık! Türkiye’de siyaset de, gazetecilik de suç olmasın! Çünkü bizler adalete susamış, demokrasiye inanan ve Atatürk’ün açtığı yoldan ilerleyen lekesiz Türkleriz. Ve bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz!</p><p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/siyaset-suc-degil/">Siyaset Suç Değil…</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.korfezgazete.com/siyaset-suc-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kutuplaşma Siyaseti</title>
		<link>https://www.korfezgazete.com/kutuplasma-siyaseti/</link>
					<comments>https://www.korfezgazete.com/kutuplasma-siyaseti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Çardak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Feb 2020 07:29:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Çardak]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.korfezgazete.com/?p=70524</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de, uzunca süredir hem iktidarıyla hem muhalefetiyle bir siyasi tıkanıklık yaşanıyor. Türkiye’de siyaset dilinin ve siyasi argümanların ne yazık ki içi dolu değil. Siyaset dilinin özü sağlam değil, derinliği yok, daha çok taktiksel.  Tüm tartışmalar ‘nasıl kazanırım’, ‘nasıl kazanılır’ ya da ‘nasıl kazandı’ya dayanıyor. Memleket için neyin iyi neyin kötü olacağı yeterince konuşulmuyor. Türkiye’de insanlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/kutuplasma-siyaseti/">Kutuplaşma Siyaseti</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de, uzunca süredir hem iktidarıyla hem muhalefetiyle bir siyasi tıkanıklık yaşanıyor. Türkiye’de siyaset dilinin ve siyasi argümanların ne yazık ki içi dolu değil. Siyaset dilinin özü sağlam değil, derinliği yok, daha çok taktiksel.  Tüm tartışmalar ‘nasıl kazanırım’, ‘nasıl kazanılır’ ya da ‘nasıl kazandı’ya dayanıyor. Memleket için neyin iyi neyin kötü olacağı yeterince konuşulmuyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-66353" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2020/01/ÇARDAK-300x225.jpg" alt="" width="400" height="300" /></p>
<p>Türkiye’de insanlar ötekileştiriliyor! Vatandaşlar birbirlerine düşman ediliyor. Ötekileştirme, ‘öteki’ ben veya bizden farklı olan ya da farklı olarak kanılmanmış olandır. Sosyal kimlik kuramı çerçevesinde ‘öteki’ genellikle önyargıları ve stereotipleri içinde barındırmasından ötürü imajları da beraberinde oluşturur. Kısaca ötekileştirme, önyargıların ve ayrımcılığın bir arada görüldüğü bir kavramdır.</p>
<p>Etrafımızda birçok kimse yakınıyor! Mevcut siyasi iktidar toplumun bir kısmını Türkiye’nin nüfusundan saymıyor; ‘onlar’ diye başlayarak Türkiye’nin yarısına hakaretler ediyor. İktidar karşıtlarına ‘terörist’ deniliyor.  Bizler de buna alınıyoruz!</p>
<p>Onun için bu kutuplaşma, ‘nasıl kazanırız’ın bir yöntemi olarak öne çıkıyor. Hal böyle olunca da kutuplaştırıcı her söylem karşıtını üretiyor. Üretilen karşıtlıklar sonuç olarak rövanş alıcı davranışlara evriliyor ve buradan da karmaşa çıkıyor. Türkiye’de siyaset ne yazık ki dışlayıcı yapılıyor. Halbuki siyaset kapsayıcı olsa, herkesi angace edici, herkesi işin içine dâhil edici olsa, diyalog ve uzlaşma merkezli olsa, o zaman ortaya daha barışçıl bir siyaset çıkar.</p>
<p>Anayasamıza göre, Türk milletinin birliğini temsil etmesi gereken partili Cumhurbaşkanı, bir konuşmasında, “50 milyonluk Türkiye’nin istikbalini kurtardık” demiştir. Peki, yok sayılan 30 milyon vatandaş kimlerden oluşuyor? 30 milyon insan vatandaş sayılmıyor.  Bu ötekileştirme siyaseti anlaşılabilir gibi değil zaten! Bu siyaset dilinin hiçbir faydası olmaz!</p>
<p>Aslında Türk siyasetinde ayrıştırıcı dil hep vardı. Gelmiş geçmiş tüm siyasi iktidarlar ve darbeciler toplumun bazı kesimlerini hep hedef göstermişlerdir. En çok da Türk Sol’u hedef gösterilmiştir. Bir de bunları dinleyip kendine görev çıkaran bazı kitleler de var. Bunun nedeni 70 yıldır yönetimde sağ iktidarların olması değildir. Toplumsal kutuplaşma, ondan önce de vardı. Örneğin: Cumhuriyet Gazetesi’nin isyan ettiler diye Kürt yurttaşları ‘yamyam’ ilan etmesi ve insan saymaması gibi…</p>
<p>Meselâ laiklik, bir devletin din işlerine karışmamasıdır, sadece din lanse etmemesi değildir. Tersine, dinler üzerinde baskı oluşturmasa da, bu bakımdan Türkiye hiç laik olamamıştır. Mevcut iktidar da laiklik karşıtı politikalarını önceki iktidarların mekanizmaları üzerinden yürütmektedir.</p>
<p>Peki, nasıl bir Türkiye istiyoruz? Öncelikle çözüm 2003 öncesine dönmek değildir.  Ondan öncesi de günümüzden çok farklı değildi. O dönemde de Meclis yine bağımsız çalışmıyor, yine liderler ne derse o oluyordu. Öncekiler de yine emperyalistlerin dümen suyundaydı. O dönemlerde de liderlerin dedikleri ve yaptıkları birbirini tutmuyordu. Efendileri ne derse onu yapıyorlardı. Çünkü o dönemlerde de ülkede yolsuzluklar ve arsızlıklar vardı. Türkiye için artık yepyeni şeyler gerekli. Bütün yurttaşları birbirine bağlayacak yeni bir heyecana ihtiyaç var!</p>
<p><a href="https://www.korfezgazete.com/reklam-tanitim/"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-64723 size-full" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg" alt="" width="728" height="90" srcset="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg 728w, https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim-300x37.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 728px) 100vw, 728px" /></a></p>
<p>Fazla söze gerek yok! Türkiye nüfusunun en az  %58’i kendini mutsuz hissediyorsa, Türkiye mutlu bir ülke değil, müreffeh bir ülke de değil.  Kalkınma, bir ülkenin topyekûn bilgi düzeyidir, birliğidir. Türkiye’de 16 milyon insan aç ise, ülkemizde kalkınma yok demektir.</p>
<p>Almanya 2. Dünya Savaşı’nda yerle bir olmuştur ama bitmemiştir; kısa zamanda yeniden ekonomik dev olmuştur. Niye? Çünkü Almanlar sanayi terbiyesine sahiptiler. Dahası da var: Her Alman yurttaşı ‘Ben ülkem için çalışırım’ diyebilmiştir. Ama halkının yarısı ötekileştirilmiş bir Türkiye’de böyle bir şey olamaz!</p>
<p>Türkiye’de artık yoksullar da ötekileştiriliyor!  Varlıklı ve güçlü olanlar çocuklarını okutuyor. Özellikle de iktidar çevresi çocuklarını yurtdışında okuturken, yoksul aile çocuklarına din eğitimi ve ‘şehitlik’ reva görülüyor. Bu böyle devam edemez! Herkesin kanun önünde eşit olacağı ve haksızlığa uğramayacağı yeni bir sisteme ihtiyaç var! O kadar ki, Türkiye’de artık var olmak ya da olmamak sorun haline gelmiştir. Bu iyi bir şey değil!</p>
<p>Nüfusu 83 milyonu aşan Türk toplumu olarak; farklılıklarımızın tümüne saygı duyan ve farklılıklarımızı zenginlik sayan bir gelecek kurmaya mecburuz! Ancak o zaman bireyler farklılıkları görmezlikten gelebilir ve benzerliklerimiz ön plana çıkar. Çünkü ötekileştirilenler,  zamanla birbirlerine yeniden sarılabilirler. İşte o zaman Türkiye ancak ‘bizler’ ve ‘onlar’ kavgasından kurtulabilir. Milletin birliğini belki bizler göremeyiz,  ama tohumlarını atarsak eğer çocuklarımız ya da torunlarımız hasat alabilir!</p>
<p>Hatırlatmakta fayda var: İyi bir fikre sahip olmanın en iyi yolu, birçok fikre sahip olmaktır. Türkiye’de herkes her zaman dengede olmak zorunda değil. Bir düşünün;  herkes çok akıllı, hep mantıklı, tek tip. Olsun mu? Olmasın! Türkiye’me renk lazım, farklılık şart…</p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/kutuplasma-siyaseti/">Kutuplaşma Siyaseti</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.korfezgazete.com/kutuplasma-siyaseti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mikrofon Delikanlıları</title>
		<link>https://www.korfezgazete.com/mikrofon-delikanlilari/</link>
					<comments>https://www.korfezgazete.com/mikrofon-delikanlilari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Çardak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Feb 2020 07:16:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[köşe yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Çardak]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.korfezgazete.com/?p=69886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevgili okurlarım! Suriye ve Türk halkı kardeştir. Türk ve Suriye halklarının iyi ilişkileri vardır. Türkiye ve Suriye halkları arasında sorun yoktur. Sorun hükümetler arasındadır. Öncelikle, bazıları için Şam’daki hükümet meşruiyetini kaybetmiş olabilir, ama bazıları için de meşrudur. Kaldı ki böyle düşünenlerin sayısı az değil. Uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler (BM) üyelerinin büyük kısmı bu hükümeti [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/mikrofon-delikanlilari/">Mikrofon Delikanlıları</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili okurlarım! Suriye ve Türk halkı kardeştir. Türk ve Suriye halklarının iyi ilişkileri vardır. Türkiye ve Suriye halkları arasında sorun yoktur. Sorun hükümetler arasındadır.</p>
<figure id="attachment_66353" aria-describedby="caption-attachment-66353" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-66353" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2020/01/ÇARDAK-300x225.jpg" alt="" width="400" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-66353" class="wp-caption-text">Mikrofon Delikanlıları</figcaption></figure>
<p>Öncelikle, bazıları için Şam’daki hükümet meşruiyetini kaybetmiş olabilir, ama bazıları için de meşrudur. Kaldı ki böyle düşünenlerin sayısı az değil. Uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler (BM) üyelerinin büyük kısmı bu hükümeti meşru görüyor. Şam’ı her fırsatta eleştiren ama yine de iletişimi koruyan ve farklı konularda işbirliği yapanlar da var. Savaş ekonomisi, çok kurnaz ve ilginç bir şeydir.</p>
<p>Aslında savaş için halk desteği gerekir! Türk halkının çoğunluğunun bu savaşa ihtiyacı yok ama bazı siyasi partiler savaşı kışkırtıyor.  Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve yakın adamlarının edebiyat parçalamaya düşkün oldukları malum. Altı boş üstü afaki olsa da, her nutuklarından kan ve ateş fışkırıyor desek yeridir. Epeyden beri de, İyi Parti Genel Başkanı Sayın Akşener’in tarif ettiği gibi, Ak Parti hizmetinde ‘Mikrofon Delikanlısı’ rolüne soyundukları ortadadır.</p>
<p>Örneğin: Bahçeli geçen haftaki grup toplantısında yine mikrofona ateş püskürmüş, “Türk milleti gerekirse Şam’a girmeyi şimdiden planlamalıdır. Yansın Suriye, yıkılsın İdlib, kahrolsun Esad” diye bağırmış ve “Türkiye Şam’a girmeli, Rusya ile ilişkiler gözden geçirilmeli” demiştir.</p>
<p>Bahçeli bu haftaki grup toplantısında da, “Türkiye’nin şakası yoktur. Azdan az, çoktan çok gider. Gidenlerin alayı Esad rejiminden olacaktır” diyerek, savaş çığırtkanlığını sürdürmüştür.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan şefliğinde devleti yönetenler Devlet Bey’e “Baş üstüne, emrin olur” mu der, yoksa aralarından “Suriye yandıktan, İdlib yıkıldıktan,” sonra, “Türk milletine ne hayrı olur Şam’a girmenin” diye basitçe soran biri çıkar mı, bilinmez.</p>
<p>Bu sıradan merak biryana, iş ciddi, hem de çok! Sorulması gereken asıl sorular var ve bunlar gerçekten yaşamsal değerdedir.</p>
<p>İdlib’de şehit düşen gencecik askerlerin acısını yüreğinde duyan ve Türkiye için doğru şeyin bölgede barış olduğunu kabul eden bir insan, öncelikle İdlib’deki küresel terör çetelerine Mehmetçik’i kalkan yapma ve emperyal güçlerin planlarına hizmet etme cinnetini sorgulamaz mı?</p>
<p>Hezeyandan ibaret söylemlerle ortalığa zehir saçan bu “Mikrofon Delikanlıları”, saldırgan devletler savaşı artık vekillerle yürütmekteyken, Türkiye’nin vekâlet savaşının maşası durumundaki terör çetelerini dert edinerek doğrudan savaşa soyunan dünyadaki tek devlet konumuna yuvarlandığı gerçeğini görmez mi?</p>
<p>Eğer amaç Türkiye’nin sınırlarını göç karşısında savunmak ve kuzeye kaçışan sivilleri ateşten korumak ise, gözlem noktalarımızın sınırlarımıza yakın yerlerde değil de İdlib’in güneyinde tutulmasının askerlerimizin bir hiç uğruna şehit düşmesine yol açmak dışında ne işe yaradığı cümleten düşünülmez mi?</p>
<p>Suriye bataklığında Batı’nın peşi sıra ve binbir hayalle sürüklenen Türkiye’nin bugüne kadar zerrece yardım etmeyen ve tam tersine “Türkiye’yi İdlib’de destekliyoruz” diyerek,  iktidarı kışkırtmasının arkasındaki tuzak görülmez mi?</p>
<p>Mikrofon Delikanlılarının, Suriye’nin kuzeybatısında gerilim sürerken soğukkanlılığın sergilenmesi, Suriye’deki krizin çözümü konusunda Türkiye-Rusya arasındaki yapıcı diyaloga hiçbir şekilde katkıda bulunmayan kışkırtıcı yorumlardan kaçınılması gerekirken; trajik olayların, iç siyaset tartışmalarında ‘puan’ kazanma amacıyla kullanılması kabul edilebilir değildir.</p>
<p>Türkiye Soçi anlaşmasını yerine getirmeden, Suriye’de Türk askerlerinin ölümünden Rusya ve Suriye hükümetini sorumlu tutmaya çalışıyor. Oysa Suriye ordusu kendi topraklarında, kendi halkı için savaşıyor. Garantör devletler,  İdlib’deki durumun istikrara kavuşturulması amacıyla 17 Eylül 2018 tarihli Soçi mutabakatının kapsamlı bir şekilde uygulanmasından yana olmak zorundalar. Çünkü İdlib’de her türlü terörist grup bulunmaktadır. Türkiye, ABD ve Batı devletleri gibi emperyalist bir ülke değildir. Türkiye kendi halkının rızkından keserek, Suriye muhaliflerini finanse edecek kadar zengin de değildir.</p>
<p><a href="https://www.korfezgazete.com/reklam-tanitim/"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-64723 size-full" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg" alt="" width="728" height="90" srcset="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg 728w, https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim-300x37.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 728px) 100vw, 728px" /></a></p>
<p>Bu sebeplerle, Türk askeri birlikleri,  İdlib’de ateşkesi sağlamak ve kalıcı hale getirmek için radikaller de dâhil olmak üzere ateşkese uymayanlara karşı zor kullanmalıdır. Türkiye’nin ABD Başkanı Trump’ın sözlerine güvenerek İdlib’de ateş hattına ilerlemesi çok tehlikelidir. Suriye – Türkiye ilişkileri biran önce normalleştirilmelidir. Komşu ülke Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine saygı gösterilmelidir.  Eğer Suriye,  ABD ve Batılı devletlerin güdümündeki terörist unsurlarla savaşta yenik düşerse, Türkiye’de düşer!  Suriye’nin parçalanması, Türkiye’nin de parçalanması demektir.</p>
<p>Hatırlatmakta fayda var: Liderlik pozisyon değil, aksiyondur. Delikanlı, sözünün eri, dürüst, namuslu kimse demektir! Delikanlı adam rahat uyumaz, sevdiklerini rahat uyutur! Dolayısıyla da mikrofon delikanlıları kim için değiştiklerine dikkat etmelidir. Herkes konuştuğu sözler kadar delikanlı değildir. Türk milleti aklını alanları değil, aklında kalanları sever! Mikrofon delikanlısı olmak bir kusur değil ama sorumsuz olmak çok büyük sorundur! Çünkü Ortadoğu halklarının savaşa değil; barışa, kardeşliğe, huzura, demokrasiye ve refaha ihtiyacı var!</p><p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/mikrofon-delikanlilari/">Mikrofon Delikanlıları</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.korfezgazete.com/mikrofon-delikanlilari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye Bataklığında İdlib Düğümü</title>
		<link>https://www.korfezgazete.com/suriye-batakliginda-idlib-dugumu/</link>
					<comments>https://www.korfezgazete.com/suriye-batakliginda-idlib-dugumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Çardak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Feb 2020 07:43:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İdlib]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Çardak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.korfezgazete.com/?p=69221</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdlib, El Kaide türevlerinden Müslüman Kardeşler’e, Ahrar- üş Şam’dan IŞİD’e çeşitli adlar altındaki rejim muhalifi yerli ve yabancı radikal İslamcıların Suriye’deki son kalesi durumundadır. Terörist gruplar, Beşar Esad rejimini devirmek üzere, Batı’nın ve Batı ile birlikte hareket eden Türkiye dâhil bazı bölge ülkelerinin “eğit-donat” desteğinde, Suriye’nin çeşitli yerlerinde 2011 yılı ve sonrasında silahlı ayaklanma başlatmışlardır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/suriye-batakliginda-idlib-dugumu/">Suriye Bataklığında İdlib Düğümü</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İdlib, El Kaide türevlerinden Müslüman Kardeşler’e, Ahrar- üş Şam’dan IŞİD’e çeşitli adlar altındaki rejim muhalifi yerli ve yabancı radikal İslamcıların Suriye’deki son kalesi durumundadır. Terörist gruplar, Beşar Esad rejimini devirmek üzere, Batı’nın ve Batı ile birlikte hareket eden Türkiye dâhil bazı bölge ülkelerinin “eğit-donat” desteğinde, Suriye’nin çeşitli yerlerinde 2011 yılı ve sonrasında silahlı ayaklanma başlatmışlardır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-66353" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2020/01/ÇARDAK-300x225.jpg" alt="" width="400" height="300" /></p>
<p>2015’te Rusya Federasyonu’nun rejim yanında devreye girmesiyle, Suriye ordusu ülkede adım adım hâkimiyetini kurmuş ve silahlı muhalefetin kalıntılarını İdlib’e sürmüştür. Bu sonucun alınmasında Obama döneminde ABD’nin anılan terör örgütlerinden desteğini çekmesi ve IŞİD’e karşı mücadele başlatması da rol oynamıştır. Ancak aralarında Türkiye ve Katar’ın bulunduğu bazı ülkeler onlara şu ya da bu biçimde destek vermeyi sürdürmüştür. Suriye, yaklaşık 4 yıldan beri sayılarının hala on binlerce olduğu bildirilen bu silahlı gruplardan İdlib’i temizlemeye çalışmaktadır.</p>
<p>Aralık 2016’da Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in aracılığıyla, Rusya, Türkiye ve İran arasında, çatışmaya taraf olan rejim ve muhalefet temsilcileri yanında ABD’nin de bazı toplantılarına temsilci gönderdiği bir süreç başlatılmıştır. Sürecin ilk toplantısı en geniş katılımla 23-24 Ocak 2017’de Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapılmıştır.  Sürecin garantörü olan Rusya, Türkiye ve İran arasında 3-4 Mayıs 2017’de yine Astana’da 6 maddelik bir anlaşma imzalanmıştır.</p>
<p>Astana Süreci kapsamında bugüne kadar çok sayıda toplantı olmuş ve ortak çalışma grubu oluşturulmuştur. Sözlü ve yazılı mutabakatlar gerçekleştirilmiştir. Bunlardan en önemlisi, Astana Anlaşması’ndan yaklaşık 1,5 yıl sonra 17 Eylül 2018’de Erdoğan ile Putin arasında Soçi’de varılan mutabakattır. Buna göre Türkiye “İdlib’den geçen ve terör gruplarının elinde bulunan M4 ve M5 karayollarının güvenliğini sağlama ve kullanıma açma” sözü vermiştir.</p>
<p>Astana Anlaşması’nın öngördüğü şey; Suriye’de şiddetin en kısa zamanda durdurulması, insani durumun daha iyi hale getirilmesi ve krize yönelik siyasi bir çözümün bulunması için uygun koşulların yaratılmasıdır. Bu amaçla Suriye’nin çeşitli bölgelerinde sürmekte olan çatışmaları öncelikle ateşkes ile durdurmak, güvenli bölgeler ve güvenlik şeritleri oluşturmak, sivillerin çatışmadan zarar görmesini engellemek, sivil halka insani yardım akışını güvenceye almak ve giderek de Suriye’nin toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını ve siyasi egemenliğini esas alan bir uzlaşmanın zeminini yaratmaktır.</p>
<p>Bu haliyle Astana Süreci, BM tarafından yürütülen Cenevre görüşmelerinin bir parçası şeklinde algılanmaktadır. Türkiye, amacı anlaşma ile belirlenmiş bu süreçte, sivillerin zarar görmemesi ve sorunun yeni bir mülteci akınına yol açmaksızın çözümlenmesi için çevrede gözlem noktaları kurarak görev üstlenmiştir. Şimdiye kadar İdlib çevresinde oluşturulan güvenli bölgede TSK, 12 gözlem noktasında konuşlanmış bulunmaktadır.</p>
<p>Ancak aradan geçen zaman içinde, ne ‘ateşkes’ rejimi düzenli biçimde işlemiş,  ne şiddet sona ermiş, ne de taraflar arasında herhangi bir uzlaşı umudu doğmuştur. Tam tersine, Türkiye’nin Zeytindalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı harekâtlarında işbirliği yaptığı ÖSO yanlıları da dâhil, neredeyse tüm cihatçı muhalefet grupları, El Nusra ve IŞİD uzantısı Heyet Tahrir el Şam (HTŞ)’nin kontrolüne girmişlerdir. Bu örgütü ABD, Rusya ve BM gibi Türkiye de terör örgütü olarak belirlemiştir.</p>
<p>Üç yıldan beri sürdürülen ‘Astana Süreci’ kapsamındaki çabalar silahların ve şiddetin sustuğu kalıcı bir sükûnet getirmediği gibi, garantörler arasında da çelişki ve çatışma yaratmaktan azade kalmamıştır. Çünkü HTŞ güdümüne giren rejim muhalifleri, İdlib’i üs olarak kullanmak suretiyle çevreyi tehdit eden ve BM gözetimindeki Cenevre görüşmelerini sekteye uğratan bir çıbanbaşı olmayı ısrarla sürdürmüşlerdir. Giderek Libya’daki iç savaşı besleyen bir terör havuzu haline gelmişlerdir.</p>
<p><a href="https://www.korfezgazete.com/reklam-tanitim/"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-64723 size-full" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg" alt="" width="728" height="90" srcset="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg 728w, https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim-300x37.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 728px) 100vw, 728px" /></a></p>
<p>Suriye ordusu anılan silahlı grupların işgalindeki İdlib’i terörden temizlemek için başlattığı mücadeleyi, Rusya’nın da desteğiyle Astana’dan sonra da sürdürmüştür. Zaten Astana süreci bağlamında imzalanan anlaşmanın 5. maddesi, “IŞİD, El Nusra ve El Kaide veya IŞİD ile ve BMGK tarafından terör örgütü olarak kabul edilen tüm örgütlerle bağlantılı her türlü kişi, grup, oluşum, kuruluşlarla mücadeleyi sürdürmeye yönelik tüm tedbirlerin alınacağını” öngörmüştür. Bunu, anlaşmayı imzalamış devletler olarak Türkiye, Rusya ve İran garanti etmiştir.</p>
<p>Son aylarda İdlib’i işgal etmiş olan terörist gruplara karşı mücadeleye hız veren Suriye ordusu, sivil halkın savaşı sürdüren gruplardan ayrışması ve güneydeki güvenli bölgelere gitmesi için sürekli uyarılar eşliğinde, teröristlerce tutulan mevzileri bombalamaya başlamıştır. Türkiye, Suriye’nin terör örgütlerine karşı yürüttüğü operasyonlara baştan itibaren karşı çıkmıştır. Sivilleri hedef aldığı ve ayrıca Türkiye sınırına doğru bir sığınmacı akınına yol açtığı gerekçesiyle, Suriye yönetimini sert biçimde eleştirmeyi sürdüre gelmiştir. Son dönemde de Rusya’yı bombardımanlara engel olmaya çağırmıştır.</p>
<p>Buna karşı Suriye, Türkiye’yi “işgalci olmak ve terör çeteleriyle işbirliği yapmakla” suçlamış ve kendi toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına saygı göstermesini istemiştir. Rusya ise Türkiye’nin eleştiri ve çağrılarına, asıl Türkiye’nin Astana Anlaşmasındaki hükümlere uyması ve Soçi mutabakatı ile üstlendiği görevleri artık geciktirmemesi karşılığını vermiştir.</p>
<p>Bu karşılıklı suçlama, iddia ve talepler, Erdoğan’ın geçenlerde  “Astana sürecinin bittiğini” ilan etmesiyle yeni bir aşamaya evrilmiştir. TSK Suriye sınırına yığınak yapmaya ve yedeğindeki ÖSO güçleri de İdlib’i kuşatan Suriye ordusuna ve Rus birliklerine kuzeyden saldırmaya başlamıştır. Bu saldırılar sırasında 4 Rus askeri öldürülmüştür. TSK 12 gözlem noktasına ek olarak bazı kontrol noktaları kurma hazırlığına başlamıştır. Bu bağlamda Türkiye’den giden yeni bir askeri konvoy İdlib şehir merkezine girerken 2 Şubat gecesi bombalanmıştır. Maalesef Astana barış girişimi ya da İdlib çıbanı, sekiz askerimizin şehit olması ve beşinin de yaralanmasıyla başlayan, Rusya ve Suriye ile Türkiye arasında çok ciddi bir gerginliğe dönüşmüştür. Rusya bu olayın önceden bilgi verilmeyen ve gece yapılan bir askeri sevkiyat nedeniyle gerçekleştiğini iddia etmiş, “Haber vermediler, hedef oldular” diyerek Türkiye’yi kusurlu bulurken Suriye’yi savunmuştur. Ne acıdır ki bu hafta da 5 şehidimiz var!</p>
<p>Her gün biraz daha içine sürüklendiğimiz Suriye bataklığında işlerin sonu nereye varır kestirmek zor. Ama hâlihazırda İdlib’i cihatçı terör örgütlerinin elinde bırakacak şekilde ve sadece kendimize zarar üreten, şehitler veren, neyi gözettiği belirsiz savruk bir politikanın sürüklediği bir tuzağın içindeyiz. Şimdiye kadar dökülen kanlar ve verilen şehitler, sergilenen dış politikanın ağır bedelini ve ülkeye hayır getirmediğini acı biçimde ortaya koysa da, bu politikanın hangi amaçla ve hangi akla hizmet için sürdürüldüğünü açıklayamıyor. Bir yandan Rusya kendi bölgesel ve küresel planlarına uyacak şekilde Türkiye’yi “idare etmeye” çalışırken, bir yandan da ABD öteki kolumuzdan çekiştirip ittiriyor. Adeta Amerikan-Rus çarmıhına gerilmiş gibiyiz. Yaptıklarımızın bölgede barış ve huzura mı, yoksa ABD planı uyarınca bölünecek bir Suriye’de İdlib’in cihatçı terör örgütleri elinde kalması için körüklenen cehennem ateşine mi hizmet ettiğini, korkarım ki yaşayarak göreceğiz.</p>
<p>Uluslararası çıkar çatışmaları İdlib’de düğümlenmiş vaziyettedir. İdlib’deki durum son derece endişe vericidir. Bu düğümü çözmek çok zor! ABD, Rusya &#8211; Türkiye arasındaki ilişkileri bozmaya çalışıyor, Türkiye’yi savaşa kışkırtıyor! Türkiye ise, Suriye yönetiminin İdlib’deki saldırılarını durdurması için NATO, Avrupa ve dünyanın ciddi ve somut yardım ve desteğini beklemektedir. Bu da gösteriyor ki, İdlib daha çok askeri çatışmalara gebedir. Oysaki Türk ulusunun yaşamı tehlike ile karşı karşıya kalmadıkça, savaş bir cinayettir. Barış ise, sorunları çözmek ve uzlaşmak demektir. Barış tacı, saltanat tacıyla kıyaslanamayacak kadar güzel ve değerlidir!  Türkiye oyuna gelmemelidir…</p>
<p>Çünkü TSK tarafından Suriye sınırındaki askeri birliklere zırhlı araçlarla komando takviyesi yapılıyor. Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı’nda güvenlik tedbirleri artırılıyor. Görünen köy kılavuz istemez! İdlib daha çok askeri çatışmalara gebedir. Suriye’de uluslararası çıkar çatışmaları sona ermeden barış ve huzur hayaldir!</p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/suriye-batakliginda-idlib-dugumu/">Suriye Bataklığında İdlib Düğümü</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.korfezgazete.com/suriye-batakliginda-idlib-dugumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gümrük’te Kadın-Erkek Farkı</title>
		<link>https://www.korfezgazete.com/gumrukte-kadin-erkek-farki/</link>
					<comments>https://www.korfezgazete.com/gumrukte-kadin-erkek-farki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Çardak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Feb 2020 08:11:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[gümrük]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Çardak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.korfezgazete.com/?p=68578</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yıl, Dünya Gümrük Örgütü’nün en önemli takdir belgelerinden biri olan ‘Liyakat Sertifikası’na; İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneği  (İGMD) Yönetim Kurulu Üyesi Çiğdem AĞDAĞ layık görülmüştür. Gümrük camiasına hayırlı olsun. Gümrüklerde kadın Gümrük Müşaviri olmak zordur. Gösterdiği performans karşılığında başarı gösteren meslektaşımızı kutluyorum. Bundan sonraki mesleki yaşamında ve çalışmalarında başarılar diliyorum.   Liyakatli meslektaşımız başarısından gururlanabilir! [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/gumrukte-kadin-erkek-farki/">Gümrük’te Kadın-Erkek Farkı</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yıl, <strong>Dünya Gümrük Örgütü</strong>’nün en önemli takdir belgelerinden biri olan ‘Liyakat Sertifikası’na; <strong>İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneği </strong> (İGMD) Yönetim Kurulu Üyesi Çiğdem AĞDAĞ layık görülmüştür. Gümrük camiasına hayırlı olsun. Gümrüklerde kadın Gümrük Müşaviri olmak zordur. Gösterdiği performans karşılığında başarı gösteren meslektaşımızı kutluyorum. Bundan sonraki mesleki yaşamında ve çalışmalarında başarılar diliyorum.  </em></p>
<figure id="attachment_66353" aria-describedby="caption-attachment-66353" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-66353" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2020/01/ÇARDAK-300x225.jpg" alt="" width="400" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-66353" class="wp-caption-text">Gümrük’te Kadın-Erkek Farkı</figcaption></figure>
<p><em>Liyakatli meslektaşımız başarısından gururlanabilir! Dernek yönetimi,  üçüncü kez Liyakat Sertifikası’na layık görülmesinin onurunu yaşayabilir. Çünkü 2014 yılında İGMD Yönetim Kurlu Başkanı Turhan Gündüz, 2017 yılında da yine İGMD Yönetim Kurulu Başkanı Serdar keskin bu sertifikaya sahip olmuşlardır. Ancak, bu yıl 26 Ocak Dünya Gümrük Günü kutlamaları çerçevesinde,  Ticaret Bakanlığı’nda düzenlenen törende, sertifikasını Ticaret Bakanı Sayın Ruhsar Pekcan’ın elinden alan İGMD Yönetim Kurulu Üyesi Çiğdem Ağdağ; Kadın Komitesinin kurulmasına öncelik etmesi ve sosyal dayanışma çalışmaları nedeniyle Dünya Gümrük Örgütü’nün ‘Liyakat Sertifikası’na layık görülmüştür. </em></p>
<p><em>Oysa Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü tarafından “26 Ocak Dünya Gümrük Günü Liyakat Sertifikaları” konulu duyuruda; 26 Ocak 2020 tarihinde gerçekleştirilecek Dünya Gümrük Günü kutlamaları çerçevesinde 2020 temasının “İnsanoğlu, Refah ve Gezegenimizin Sürdürülebilirliğinde Gümrükler” olarak, Dünya Gümrük Örgütü’nün yeni vizyonunun ise “Refah düzeyi daha yüksek ve daha güvenli bir dünya için gümrükleri bir araya getirme: Sınırlar ayırır, gümrükler birleştirir” olarak belirlendiği belirtilmiştir. </em></p>
<p><em>Dolayısıyla da Dünya Gümrük Örgütü’nün ‘Liyakat Sertifikası’na layık görülen İGMD Yönetim Kurulu Üyesi Çiğdem Ağdağ’ın, Dünya Gümrük Örgütü’nün yeni vizyonuna katkıları merak konusudur, tartışılabilir. Acaba İGMD yönetimi,  Çiğdem Akdağ’ı ‘Liyakat Sertifikası’na aday gösterirken hangi kriterleri dikkate almıştır? Çünkü genel olarak İGMD’de Gümrük Müşavirleri uluslararası standartlardaki başarıları ile algılanmıyor; “bizden mi, bizden değil mi, hangi gruba, hangi düşünceye aidiyeti var” gibi saçma sapan bir yolun içine girilmiştir. Eğer belirli bir grubun, düşüncenin insanı değilseniz sizi görmezlikten geliyorlar. Öyle olunca da mesleğinde gerçekten başarı gösteren Gümrük Müşavirleri küstürülüyor. </em></p>
<p><em>İGMD yönetimi kadın meslektaşımız Çiğdem Ağdağ Hanımefendi’yi Dünya Gümrük Örgütü’nün ‘Liyakat Sertifikası’na aday gösterirken, bu konuda bir araştırma yapmış mıdır? Yoksa sadece tercihini Çiğdem Ağdağ’dan yana mı kullanmıştır? Bu konu belirsizdir.  Ama ‘liyakat’ sözü; ‘layık olma’, yakışmak’, ‘yaraşmak’ veya ‘uygun olmak’  anlamına geliyor! Peki, bir kişi, bir işe nasıl yakışır, hangi nedenlerle uygun veya layık olur? Bir kişinin liyakati, yani Dünya Gümrük Örgütü’nün ‘Liyakat Sertifikası’na layık olduğu nasıl değerlendiriliyor? İGMD yönetimi lütfeder de açıklarsa öğreneceğiz!</em></p>
<p><a href="https://www.korfezgazete.com/reklam-tanitim/"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-64723 size-full" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg" alt="" width="728" height="90" srcset="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg 728w, https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim-300x37.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 728px) 100vw, 728px" /></a></p>
<p><em>Ben şahsen, İGMD Yönetim Kurulu Üyesi Çiğdem Hanımefendiyi birebir tanımıyorum! O yüzden hakkında fikir yürütmem ahlaki olmaz! Ama herhangi bir meslektaşımın İGMD Yönetim Kurulu Üyeliğine nasıl seçilebileceğine dair görüş ve düşüncelerim var. Ayrıca Çiğdem Hanım’ın Dünya Gümrük Örgütü’nün en önemli takdir belgelerinden biri olan ‘Liyakat Sertifikası’na layık görülmesine de bir şey diyemem! Ancak, geçen yıl İstanbul’da yaşanan bir olayı burada hatırlatmakta fayda görüyorum. </em></p>
<p><em>Hatırlayanlar olacaktır! Geçen yıl Eylül ayında, İGMD üyesi kadın gümrükçüler, İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) ev sahipliğinde Cemile Sultan Korusu’nda toplanmıştır. ‘Gümrük Dünyası’nda Kadınların Rolü’ başlıklı toplantıya, Ticaret Bakan Yardımcısı Gonca Yılmaz Batur da katılmıştır. Benim iştirak etmediğim o toplantıda bir konuşma yapan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, “İGMD Genel kurul toplantısında, yönetim kuruluna ilk kez bir kadın üyenin seçilmesi milattır” dedikten sonra, konuşmasını çok ilginç ve hafızalarımızdan asla silinmeyecek şu sözlerle sürdürmüştür: </em></p>
<p><em>“Bazı meslekler var; kadınlar sanki o mesleklerde bulunamaz gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa biz şunu görüyoruz ki, hangi meslekle ilgili bu algı yayılmak isteniyorsa, kadının varlığına en çok orada ihtiyacımız var. İşte gümrük müşavirliği de böyle. Gümrükte en önemli hususun, mevzuata uygun malın girişine ve çıkışına izin vermek, uygun olmayana geçit vermemektir. Bunu sadece gümrük memuru sağlamayacak. Yarı kamusal görev yapan gümrük müşavirlerimiz de yapacak. İşte bu konuda en hassas olanlar kadınlardır. Kadın gümrük müşavirlerinin varlığı artarsa, ne olur biliyor musunuz? Sözgelimi gümrükte vergi kaybına yol açacak suistimaller azalır. Çünkü kadınlar, mevzuata çok bağlıdır, titizdir”  </em></p>
<p><em>Açıkça söylüyorum: İTO Başkanının “Kadın Gümrük Müşavirlerinin varlığı artarsa, Gümrük’te vergi kaybına yol açacak suistimaller azalır” cümlesi, erkek Gümrük Müşavirlerine hakarettir, iftiradır. Ne demek yani, kadın Gümrük Müşavirleri titiz de, erkek Gümrük Müşavirleri titiz değiller mi? Gümrük’te vergi kaybına yol açanlar, mevzuata bağlı olmayan erkek Gümrük Müşavirleri midir? Gümrük’te vergi kaybına yol açanlar, olsa olsa mevzuata bağlı olmayan, ahlaksız iş insanları olabilir. Vah gümrükler vah!</em></p>
<p><em>İTO Başkanı kusura bakmasın ama bu zihniyet,  kadına endeksli ve hastalıklı bir zihniyettir! Bu sözler,  erkek Gümrük Müşavirlerine hakaretten de öte, küfürdür. Yani erkek Gümrük Müşavirleri, Gümrük Mevzuatı’nın uygulanmasında hassas davranmıyorlar da kaçakçılık mı yapıyorlar? Gümrük’te muayene ve denetim yok mudur? Türkiye’de görev başında olan Gümrük Müşavirlerinin tamamı kadın olsa, Gümrük’te vergi kaybına yol açacak suistimallaler olmayacak mı? Kadınlar mevzuata çok bağlı da erkekler bağlı değil mi? </em></p>
<p><em>İTO Başkanının bu yöndeki görüşü ahlaki değildir! Gümrük Teşkilatı’nın kuruluşundan bugüne kadar, gümrüklerde yaşanan yolsuzluk ve rüşvet olayları bir türlü sonlandırılamıyor? Neden? Gelmiş geçmiş güümrükten sorumlu bakanların hepsi de erkek olduğu için mi? Şimdiler de gümrüklerden sorumlu Ticaret Bakanı kadındır. Peki, gümrüklerde yolsuzluk ve rüşvet olayları sıfırlanmış mıdır? Bilen varsa söylesin! Halep oradaysa arşın buradadır!</em></p>
<p><em>Kaldı ki, gümrüklerden sorumlu Ticaret Bakanımız kadın!   Kadın Ticaret Bakan Yardımcımız var! Ticaret Bakanlığı personelinin üçte biri kadın! Gümrük müşavirlerinin neredeyse yüzde 10’u kadın! Gümrük müşavir yardımcılarının yüzde 5’i kadın! İGMD Yönetim Kurulu’nda kadın üye var! Peki, gümrükler tertemiz midir? Gümrükleri kirletenler erkek Gümrük Müşavirleri midir? </em></p>
<p><em>Bu arada, bir gerçeği hatırlatmakta fayda var: Bugüne kadar erkek Gümrük Müşavirleri bir ‘ODA’ çatısı altında örgütlenmeye layık görülmemiştir. Türkiye’de Kadın Komitelerinin kurulmasına öncülük etmesi ve sosyal dayanışma çalışmaları nedeniyle,  Dünya Gümrük Örgütü’nün Liyakat Sertifikası’na layık görülen kadın meslektaşımız Çiğdem Ağdağ, belki Gümrük Müşavirleri Birliği’nin kurulmasına da öncülük edebilir ve tüm Gümrük Müşavirlerini kamu kurumu niteliğinde bir ‘birlik’ çatısı altında birleştirebilir. Erkeklerin,  110 yıldır başaramadığı bu işi, belki kadınlar başarabilir. </em></p>
<p><em>Atatürk’ün de dediği gibi, şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir. Gümrük Müşavirleri ve Yetkilendirilmiş Gümrük Müşavirleri Birliği’ni kurmak da belki liyakatli bir kadına kısmet olabilir. Bence de İGMD yönetimine ilk kez bir kadın üyenin seçilmesi bir milattır! İleride İGMD Başkanı da seçilse şaşırmamak gerek! </em></p>
<p><em>Ayrıca İTO Başkanı Avdagiç’in kadınlara dönük övgü dolu sözlerini de önemsemek lazım! İTO Başkanı Avdagiç’in görüşüne göre, gümrüklerde vergi kaybının da, suistimallerin de müsebbipleri erkekler ise eğer; gümrük personelinin üçte biri değil de üçte ikisi kadın olsa, Gümrük’te yolsuzluk ve rüşvet olayları sonlanabilir. Gümrük Müşavirlerinin yüzde 10’u değil de yüzde 90’ı kadın olsa, Gümrük’te vergi kaybı da, suistimaller de sıfırlanabilir. Hatta Gümrük’te iş takipçilerinin tamamı kadın olsa, Gümrük Müşavirliği Mesleği popüler hale bile gelebilir! Hele gümrükler tamamen kadınlara emanet edilse; dış ticaret  sektörünün ahlakı da düzelebilir!&#8230; </em></p><p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/gumrukte-kadin-erkek-farki/">Gümrük’te Kadın-Erkek Farkı</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.korfezgazete.com/gumrukte-kadin-erkek-farki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Güllük Gülistanlık Değil!</title>
		<link>https://www.korfezgazete.com/turkiye-gulluk-gulistanlik-degil/</link>
					<comments>https://www.korfezgazete.com/turkiye-gulluk-gulistanlik-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Çardak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jan 2020 07:59:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Çardak]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.korfezgazete.com/?p=67914</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de iyiye giden hiçbir şey yok. Her şey kötüye gidiyor! İktidarın ‘suni’ meseleler yüzünden gerçek sorunları perdeleme çabaları da tutmuyor. Mesela: Kadir Has Üniversitesi tarafından hazırlanan ‘Türkiye eğilimleri’ araştırması, iktidarın tüm kutuplaştırma çabalarına rağmen gerçek sorunların üstünü perdeleyemediğini gösteriyor. Araştırma,  ülkenin en önemli sorunlarının işsizlik, kriz ve hayat pahalılığı olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, yüzde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/turkiye-gulluk-gulistanlik-degil/">Türkiye Güllük Gülistanlık Değil!</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye’de iyiye giden hiçbir şey yok. Her şey kötüye gidiyor! İktidarın ‘suni’ meseleler yüzünden gerçek sorunları perdeleme çabaları da tutmuyor. Mesela: Kadir Has Üniversitesi tarafından hazırlanan ‘Türkiye eğilimleri’ araştırması, iktidarın tüm kutuplaştırma çabalarına rağmen gerçek sorunların üstünü perdeleyemediğini gösteriyor. Araştırma,  ülkenin en önemli sorunlarının işsizlik, kriz ve hayat pahalılığı olduğunu ortaya koyuyor.</em></p>
<figure id="attachment_66353" aria-describedby="caption-attachment-66353" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-66353" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2020/01/ÇARDAK-300x225.jpg" alt="" width="400" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-66353" class="wp-caption-text">Atatürk</figcaption></figure>
<p><em>Araştırmaya göre, yüzde 46.1’le ekonomiye dair konular en büyük sorun olarak görülüyor. Hemen her alanda kutuplaşma algısı düşerken ‘zengin-fakir’ kutuplaşması algısı ise artıyor. Araştırmadan diğer bazı dikkat çeken sonuçlar ise şöyle: Yargının siyasallaştığını düşünenlerin oranı 2018 yılında yüzde 30,8 iken, 2019’da 38,7’ye yükselmiştir. Halkın yüzde 30,7’si, Türkiye’de demokrasinin zayıfladığını düşünüyor. Türkiye’de siyasal kutuplaşma olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 50,8, olmadığını düşünenlerin oranı ise yüzde 49,2 olmuştur.  </em></p>
<p><em>Araştırmada ayrı ayrı sorun alanları değerlendirildiğinde ülkenin en büyük sorunu olarak yüzde 19,8’lik oranla ‘terör’ görülürken, hayat pahalılığı yüzde 18,1 ile ikinci, işsizlik ise yüzde 16,8 ile üçüncü sırada yer alıyor.  Ekonomi ile ilişkilenen sorunlar bir arada değerlendirildiğinde ise işsizlik, hayat pahalılığı ve ekonomik durgunluk toplamda yüzde 46,1 oranla birinci sıraya yerleşmiştir. </em></p>
<p><em>Araştırmanın ekonomiye dair en dikkat çekici sonuçlarından biri de ‘kutuplaşma endeksi’ başlığı altında ‘laik-dindar’, ‘sağcı-solcu’, kutuplaşması algısı belirgin biçimde düşerken, ‘zengin-fakir’ kutuplaşması algısı ise belirgin biçimde yükselmiştir. 2017’de yüzde 9,5 olan algı, 2018’de yüzde 13,7’ye, 2019’da ise yüzde 20,5’e çıkmıştır. Ayrıca hükümetin ekonomi yönetimini başarılı bulanların oranındaki düşüş 2019’da da devam etmiştir. 2017’de yüzde 47,7’yle hükümetin başarılı bulunma oranı 2018’de yüzde 33,5’e, 2019’da yüzde 31,4’e gerilemiştir. </em></p>
<p><em>Araştırma sonuçlarına göre, son bir yılda yaşanan ekonomik gelişmeler Türkiye’nin ekonomik olarak daha kötüye gittiğini göstermektedir. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verilen destekte de düşüş var. 2017’de 49,7 olan Erdoğan’a destek oranı 2018’de yüzde 33,6 olarak gerçekleşirken, 2019’da ise yüzde 30,9’da kalmıştır. Hükümetin dış politikalarını ‘başarılı’ bulanların oranı 2018 yılında yüzde 32,2 iken 2019’da bu oran yüzde 28,5’e gerilemiştir. En fazla tehdit olarak algılanan ülke yüzde 64,5 ile ABD olmuştur. </em></p>
<p><em>Dahası da var: Uluslararası Şeffaflık Örgütü 2019 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre Türkiye, geçen yıla göre 2 puan kaybederek 91’inci sıraya düşmüştür. Türkiye’nin bu hızlı düşüşünün temel nedenleri arasında; “gücün, otoriter rejimlere benzer bir yoğunluk ile yürütme erkinde ve tek elde toplanan, yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkelerine yönelik ihlaller” sıralanmıştır. Uluslararası Şeffaflık Derneği Başkanı E. Oya Özarslan,  “ülkemiz, böylece ülke tarihindeki en düşük sırayı almış durumda” değerlendirmesinde bulunmuştur. </em></p>
<p><em>Hal böyleyken, MHP destekli AKP iktidarının sözcüleri ve yandaşları sahte gündemler yaratarak ekonomik krizin toplumda açtığı tahribatı örtmeye çalışıyorlar. Kâğıt üzerinde üretilmiş istatistikler yardımıyla her şey güllük gülistan gösteriliyor. Hazine ve Maliye Bakanı her kürsüye çıktığında ekonomik pembe tablolar çiziyor. Başlangıçta piyasaya moral vermek ve karamsarlığı dağıtmak için politik kaygılarla söylendiği varsayılsa da, yaklaşık 3 yıldan beri bıktırırcasına tekrarlanan bu asılsız iddia ve çarpıtmalar artık yalama olmuştur. Hep üst perdeden konuşmayı marifet sayan iktidar sahiplerinin söylemlerinin aslının astarının olmadığı her geçen gün daha net anlaşılıyor. Çünkü işte, çarşıda ve mutfakta fiilen yaşanan hayat onları her defasında yalanlamaya devam ediyor.</em></p>
<p><a href="https://www.korfezgazete.com/reklam-tanitim/"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-64723 size-full" src="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg" alt="" width="728" height="90" srcset="https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim.jpg 728w, https://www.korfezgazete.com/wp-content/uploads/2019/12/murat-resim-300x37.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 728px) 100vw, 728px" /></a></p>
<p><em>Anımsanacağı üzere iktidar 2019 sonu itibariyle yıllık enflasyonu yüzde 11,94, işsizliği yüzde 13,40 olarak açıklamıştı. Merkez Bankası’nı zorlayarak yaptırdığı indirimler sonucunda ise politika faizi yüzde 11,25’e düşürülmüştür. Kırpılarak ve dayatılarak oluşturulan bu rakamlar bir yandan emekçilerin ücretlerini kısmak için kullanılmakta, bir yandan da halka bir başarıymış gibi sunulmaktadır. </em></p>
<p><em>Oysa gerçek durum bu değildir! Türkiye ekonomisi şu anda dünyanın performansı en kötü ve kırılgan ekonomilerinden biridir. İktidarın eğip büktüğü, kırpıp çırptığı verileri esas alsak da gerçek şöyle: Türkiye’yi enflasyon, işsizlik ve faiz açısından dünyanın diğer ülkeleriyle kıyasladığımızda da bunu açıkça görmekteyiz. </em></p>
<p><em>İşte yalan söyleneni açık düşüren uluslararası rakamların diliyle dünya aynasındaki yerimiz: </em></p>
<p><em><strong>ENFLASYON:</strong></em><em> 2019 yılında 181 ülke arasında enflasyon oranı Türkiye’den yüksek sadece 11 ülke bulunuyor. Bu 11 ülkenin 3’ü Asya’da, 3’ü Latin Amerika’da, 5’i de Afrika’dadır. Nijerya, Ruwanda ve Malavi ise bizimkine eş düzeyde fiyat artışı yaşamıştır. Geri kalan 167 ülkede fiyatlar genel düzeyi yıllık yüzde 11,94’ün altında kalmıştır. </em></p>
<p><em><strong>İŞSİZLİK: </strong></em><em>Türkiye çalışabilir yaştaki yurttaşlarımızın iş aradıkları halde yüzde 13,40’ının iş bulamadığı bir ülkedir. Bu oran 15-24 yaş grubu gençlerde yüzde 25,3, yüksek eğitim mezunu gençlerde yüzde 30’u buluyor. İş aramaktan umudu kesenler hariç, iş arayan işsiz sayısı 4 milyon 396 bin olmuştur. Dünyadaki 181 ülke arasında işsizliğin bizden daha yüksek olduğu ülke sayısı 25’tir. Bunların 15’i Afrika’da, 6’sı Avrupa’da, 4’ü ise Asya’dadır. Bize benzer olan da 2 ülke var: İspanya ve Haiti. Geri kalan 154 ülke yurttaşlarına iş temin etmek açısından bizden daha iyidir. </em></p>
<p><em><strong>FAİZ ORANI: </strong></em><em>Siyasi iktidarın hem borca batan yandaş şirketleri korumak hem de “faizin haram” olduğuna inanan Müslüman ahaliye şirin görünmek için zoraki indirdiği politika faizinde de durum parlak değildir. Şu anda Merkez Bankası’nca yeni açıklanan yüzde 11,25’lik politika faizi, dünyanın en yüksek faiz oranlarından biridir. 181 ülke içinde bizden daha fazla faiz uygulayan sadece 20 ülke bulunuyor. Mısır, Zambiya, Moğolistan, Mozambik ve Şeyşel Adaları’ndaki oran ise bizimki kadar. Yani, 181 dünya ülkesi arasında bir “faizcilik yarışı” yapılsa ilk 20’ler içinde koşuyor durumdayız. Onu bunu “faiz lobisi yandaşı” diye suçlayanların hali budur. Kaldı ki, dışarıdan alınan kredilere de en yüksek faiz veren ülkelerden biri yine Türkiye’dir. </em></p>
<p><em>Sonuç olarak; enflasyon, işsizlik ve faiz konusunda durumu Türkiye’den daha kötü olan 11-25 ülkeden çoğu Afrika’nın yoksullarıdır. Bir kısmını da halen iç savaş yaşayan Suriye, Yemen, Libya, Afganistan ve Irak ile ağır ekonomik kriz içindeki Arjantin, Venezuela ve İran gibi ülkeler oluşturuyor. Hiç değilse bu ülkelerin belli mazeretleri var. Ya bizim mazeretimiz ne? </em></p>
<p><em>Tüm bu verilerin ortaya çıkardığı acı gerçek şudur: Ülkemiz güllük gülistanlık değil! Deprem yalnızca Manisa, Elazığ ve Malatya’da yaşanmıyor.  Türkiye’de kimliksel, toplumsal, sosyal, kültürel ve siyasal deprem de yaşanıyor! Türkiye’nin gündemi bilerek, çılgınlıklarla, suni meselelerle işgal ediliyor. Toplum olarak artık uyanmak ve düşünmek gerekiyor! </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diğer güncel İskenderun haberleri için: <a href="https://www.korfezgazete.com/iskenderun-haber/">İskenderun Haber</a><br />
Diğer güncel Hatay haberleri için: <a href="https://www.korfezgazete.com/?s=hatay">Hatay Haber</a></p><p>The post <a href="https://www.korfezgazete.com/turkiye-gulluk-gulistanlik-degil/">Türkiye Güllük Gülistanlık Değil!</a> first appeared on <a href="https://www.korfezgazete.com">Körfez Gazetesi</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.korfezgazete.com/turkiye-gulluk-gulistanlik-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
