Perşembe, Mayıs 7, 2026
No menu items!
Ana Sayfa Blog Sayfa 2085

Özçelik-İş Sendikası İskenderun Şube Yönetimi,Yolbulan AŞ’de işçileri ziyaret etti

0

Özçelik-İş Sendikası İskenderun Şube Yönetimi, Yolbulan fabrikalarında çalışan işçileri ziyaret ederek, sorunlarını dinlediler.

Özçelik-İş Sendikasına bağlı Yolbulan Aş Fabrikasında çalışan üyeler şube Başkanı Mehmet Güngör ,Şube Sekreteri Murat Kayış,Genel Merkez Teşkilatlandırma Uzmanı Rıfat Alpboğan, Şube Eğitim Sekreteri Hakan Karakoca ve işyeri temsilcileri, emekçilerle bir araya geldi.

Yol Bulan fabrikalarında çalışan emekçileri çalıştıkları atölyelerinde tezgahları başında ziyaret eden Özçelik-İş Sendikası İskenderun Şube Başkanı Mehmet Güngör yer yer sıcak samimi sohbetlerin yaşandığı gezi sırasında üyelerden gelen soruları cevapladı. Sendika ile işçilerin kenetlendiği sıcak bir ortamda gerçekleşen ziyarette, Sendika Yönetimi, birlik beraberlik içerisinde her sıkıntıların üstesinden geleceklerini belirttiler ve işçilere gösterdikleri ilgi alaka için de teşekkür ettiler.

Dörtyol’da kasislerin kaldırıldığı caddede 2 günde 2 kaza

0
 Dörtyol ‘da  Numuneevler Mahallesi Çankaya Caddesi üzerinde iki günde iki önemli kaza gerçekleşti.
Can kaybının olmadığı kazalarda maddi hasar meydana gelirken sürücüler ise hafif yaralandı.
Mahalle sakinleri daha önce hız kesimi için yapılan kasislerin daha sonra kaldırılmasının kazalara sebebiyet verdiğini, uyarı levhalarının olmamasının da trafik güvenliğini tehlikeye soktuğunu belirterek tedbir alınmasını istedi.

Şehidimiz Uzman.Çavuş Adil Yılmaz Antakya’da son yolculuğuna uğurlandı.

0

Şırnak’ta görevi esnasında şehit olan Uzman.Çavuş Adil Yılmaz Antakya’da son yolculuğuna uğurlandı.

Şırnak’ta görev yerine zırhlı araçla(kirpi) ile intikal esnasında kazarla silahının ateş alması sonucu ağır yaralanan uzman çavuş Adil Yılmaz Şırnak Devlet hastanesine kaldırıldı, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtlanmayan ve şehit olan uzman çavuş memleketi Hatay da torağa verildi.
Şehide Bugün öğle namazına müteakip Antakya mezarlık kompleksinde resmi tören düzenlendi.
Törene Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Ali Çardakçı, Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral İbrahim Koyuer, Hatay Valisi Rahmi Doğan Askeri erkan, şehidin Ailesi, şehidin yakınları  katıldı.
Düzenlenen törenin ardından Şehit Uzman çavuş Adil Yılmaz göz yaşları arasında Antakya şehitliğinde toprağa verildi.

Müjdeyi Vekil Yayman verdi Antakya’ya Edebiyat Müzesi açılacak

0
Hatay’da , Kültür sanat yatırımları devam ediyor.Antakya’da bir edebiyat müzesi açılması söz konusu .
Konuyla ilgili bir açıklama yapan eski Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, Antakya Saray Caddesi üzerinde bulunan tarihi yapının restore edildikten sonra Hatay Edebiyat Müzesi olacağını ve bu güzel gelişmeden büyük sevinç duyduklarını dile getirdi.

Hatay Barosu: Meslektaşımıza ve İcra Müdürüne yönelik menfur saldırıyı şiddetle kınıyoruz!

0

Hatay Barosu, Samandağ Güneypark Hastanesinde Avukat Sercan Gezer ile İcra Müdürü Ali Duman’a yönelik saldırıyı kınadı.

 

Hatay Barosu olayının takipçisi olacağını belirttiği Basın açıklamasında şu görüşlere yer verdi:

“08.06.2021 Tarihinde Samandağ ilçesinde bulunan Güneypark Hastanesinde haciz işlemleri yapmak için bulunan Baromuza kayıtlı meslektaşımız Av. Sercan Gezer ile Samandağ İcra Müdürü Ali Duman saldırıya uğramışlardır. Meslektaşımıza ve İcra Müdürüne yönelik menfur saldırıyı şiddetle kınıyoruz.  Arkadaşlarımız suç duyurusunda bulunmuş olup Hatay Barosu olarak tüm aşamalarda soruşturmanın ve davanın takipçisi olacağız. Olayın failleri en ağır şekilde cezalandırılana kadar susmayacağız.. Olay günü Hastane kameralarının “kayıt yapmadığı” iddiasının da araştırılmasını, ihmali olanların, azmettirenlerin ve kaçan failler ile kendilerini saklayanların yakalanması için bütün kurul komisyonlarımız ile çalışacağız .

Daha önce söyledik, tekrar etmekten yorulmayacağız. Yine söylüyoruz ; vatandaşın ödenmeyen borcunun sebebi avukat değildir. Boşanmasının sebebi avukat değildir. İşsizliğinin sebebi avukat değildir. Avukat vatandaşın yanında ve sözcüsüdür, vekilidir.

Yargının olmazsa olmaz ve temel üç unsurundan biri olan savunma makamını temsil eden avukatlara yönelik saldırılar, doğrudan yargıya yapılmıştır. Avukata atılan yumruk, saplanan bıçak, sıkılan kurşun, söylenen her hakaret adaleti ve bağımsız yargıyı doğrudan hedef almaktadır. Avukata yönelik her türlü saldırıyı yapanlar da, bir gün kendilerinin de savunmaya ihtiyaç duyabileceklerini asla unutmasınlar. Bu saldırıyı yapanlar, azmettirenler, kamera görüntülerini vermek istemeyenler, silenler,  yargılanır iken avukat arayışına gireceklerdir. Yargının eşit ve kurucu unsuru olan bağımsız savunmayı, yurttaşlarımızın hak arama özgürlüklerini temsil eden biz avukatlar, maalesef görevimizi yaparken baskı altına alınmaya çalışıldığımız, duruşma salonlarında, kendi ofislerimizde bile şiddet gördüğümüz, sırf savunma biçimimiz beğenilmedi diye tutuklandığımız, duruşma sırasında, hak arama mücadelesinde, bağımsız yargı talebimizi dile getirdiğimizde susturulmaya çalışıldığımız günlerden geçmekteyiz.

Ancak biz biliyoruz ki herkes sussa bile biz avukatlar haksızlığa, şiddete, baskılara karşı konuşmaya, direnmeye devam edeceğiz. Bu tür saldırıların avukatlık mesleğini yürütmemize engel olmayacağını, savunmanın susmayacağını, sinmeyeceğini bir kez daha yüksek sesle dillendiriyoruz. Çünkü biz avukatlar, yüzyıllardır toplumlara önderlik yapmanın, baskılara direnmenin, hiçbir gücün karşısında boyun eğmemenin, doğru bildiğimizi savunmaktan çekinmemenin haklı gururu ve azmiyle cübbelerimizi onurla ve hiç kimsenin önünde iliklemeden sırtımızda taşıyoruz.

Meslektaşlarımıza ve mesleğimize yönelik saldırıların son bulduğu ve savunma makamını itibarsızlaştırmaya yönelik baskıların da kalktığı günler için mücadele ediyoruz. Etmeye devam edeceğiz.  Meslektaşımıza ve İcra Müdürümüze acil şifalar diliyor, tüm meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. “

 

TBMM ‘de CHP’nin kadın milletvekilleri adına konuşan Hatay Milletvekili şahin:” “Türkiye’nin geleceğinden endişeliyiz. Adaletsizlik, denetimsizlik, sorumsuzluk, yargısızlık devletin tüm kurumlarına işlemiş durumda.”

0

CHP’nin kadın milletvekilleri TBMM’de basın toplantısı düzenleyerek hükümetin uyguladığı kadın politikasını eleştirdi. CHP’li vekiller adına açıklamalarda bulunan Hatay Milletvekili Suzan Şahin “Türkiye’nin geleceğinden endişeliyiz. Adaletsizlik, denetimsizlik, sorumsuzluk, yargısızlık devletin tüm kurumlarına işlemiş durumda. Sözleşmeden çıkış şekli de tüm bunların acı bir örneği. Demokrasi, hukuk, adalet ve eşitlik adına atılan her geri adım ülkeyi daha da karanlığa sürüklüyor. Bir kez daha yüksek sesle söylüyoruz; biz kadınlar ülkemizin karanlığa sürüklenmesine izin vermeyeceğiz.” diye konuştu.

 

CHP’nin kadın milletvekilleri, TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Milletvekilleri adına konuşan CHP Hatay Milletvekili Av.Suzan Şahin yaptığı açıklamada şunları söyledi:


Uzun süredir memleketin dört bir yanında hukuk tanımayan girişimlere şahit oluyoruz.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye yeltenme kararı da bu hukuksuzlukların ayan beyan ortaya çıktığı örneklerden sadece birisi olarak, Saray rejiminin yıkımları arasında yerini aldı.

10 yıl önce adını güzel İstanbul’dan alan İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ve onaylayan ülke olarak Türkiye, uluslararası arenada da öncü bir rol üstlenerek tarihe geçmişti.

 

O gün büyük bir gururla;

ülkemiz için çok önemli bir adım”,
yasalaştıran ilk ülke olma onuru bize ait olacak”,
hayatımda attığım iki önemli imzadan biri” diye övünenler,
bir gece yarısı kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına attıkları imza ile de Sözleşme’den çıkan ilk ülke olarak, ülkemiz için bir utançla tarihe geçti.

 

 

İstanbul Sözleşmesi Şiddet Görenin Hayatını Güvenceye Alır

 

Bugün ülkemizde herkesçe malum olduğu üzere, toplumumuzun tüm kesimleri şiddet sarmalının tehdidi altındadır. Şiddet ilk olarak kadınları, çocukları, yaşlıları, toplumun genelinden farklı yaşayanları başka bir anlatımla ekonomik, sosyal ve fiziksel yönden güçsüzleri, güçsüz bırakılanları hedef almaktadır.

Devlet vatandaşının yaşam hakkını korumak, güven içinde yaşama ihtiyacını karşılamak, şiddet mağdurlarının yanında, faillerinin tam da karşısında durmak zorundadır.

İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi konusunda çok yönlü olarak hazırlanmış bir uluslararası sözleşmedir. İstanbul Sözleşmesi, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin sona erdirilmesini hedefleyen, şiddeti önleme ve şiddetle mücadelede devletin yükümlülüklerini belirleyen ilk uluslararası sözleşmedir.

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti insan hakkı ihlali olarak tanımlamakta ve özel veya kamusal alanda cinsiyet ayrımı yapmaksızın her bireyin korunması gerektiğini düzenlemektedir.

İstanbul Sözleşmesi, şiddet gören veya şiddet görme tehlikesi içinde bulunan kadının delil sunmadan ivedi olarak tedbirlerden yararlanma hakkı sağlamakta ve kadının beyanının esas alınması ilkesi ile şiddet mağdurunun hayatını güvence altına almayı sağlamaktadır.

İstanbul Sözleşmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve şiddeti sona erdirmek için yol haritasıdır.

Sözleşmeden Çıkma Kararı Anayasaya Aykırıdır

 

20 Mart tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Milletlerarası Antlaşmaların Onaylanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Cumhurbaşkanına Uluslararası Sözleşmelerden çekilme yetkisi verilmemiştir.

Anayasa’nın 104. maddesine göre, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemez.

İstanbul Sözleşmesi 24 Kasım 2011 tarihli 6251 sayılı kanunla uygun bulunmuştur. Bu sebeple ancak bir kanunla çekilme kararı verilebilir. Temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik, kadına yönelik şiddeti insan hakkı olarak tanımlandığı bir sözleşmeden kararname ile çekilme kararı hukuka aykırı olup yok hükmündedir.

 

 

Karar Yok Hükmündedir

 

Türkiye, insani değerlere dayalı bir uzlaşıyı önce benimseyen, hatta şekillendiren, umut vaat eden, kadına yönelik şiddetle mücadelede öncü ve iyi bir örnek olabilecekken, ne yazık ki AKP hükümetinin sözleşmeden çekilme kararıyla, şiddete karşı uzlaşıyı reddeden bir ülke konumuna düşürüldü.

 

Tüm dünyada kadının insan haklarındaki eşitlik düzeyi gelişirken ülkemizdeki siyasal irade, tam tersi bir zeminde çekilme kararıyla, kadınların eşit bir yaşam talebine karşı çıkarak, sorunun sürmesine üstü kapalı olarak onay vermiş oldu.

 

Hepimizin bir gece yarısı aniden öğrendiği bu karar, Cumhurbaşkanı kararnamesinden yetki alıyor gibi gözükse de, temel hak ve özgürlüklerin bir kararname ile düzenlenemeyeceği Anayasa ile güvence altına alındığından, hukuksuz, Anayasa’ya aykırı bir karardır ve yok hükmündedir.

 

Herkes bilmelidir ki;

 

Meclisin onayı olmadan 83 milyonun iradesini tek kişinin kararıyla gasp eden ve kadınların yaşam çığlığını yok sayan bu zulmü kabul etmiyoruz.

 

Türkiye’nin de temsil ettiği insan haklarına ilişkin kazanımlardan ciddi bir kopuş anlamına da gelen bu karar, AKP hükümetinin halka sürekli yaşattığı ve alışkanlık haline getirdiği hukuk ve Anayasa tanımaz uygulamalarından başka bir şey değildir. Bizler buna alışmayacağız!

 

Ancak bilinmelidir ki; kadınların yaşam hakkını koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı hukuki usullere uygun yapılsaydı bile; bu çekilmeyi içimize sindirebilmemiz yine mümkün olmayacaktı.

 

Çünkü; İstanbul Sözleşmesi, insan haklarını güvence altına alan, kadınların yaşam hakkını koruyan ve kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığını söyleyen bir sözleşmedir.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ETKİN UYGULANSAYDI;

–     Kocasından şiddet görmesine rağmen korunamayan Nahide Opuz’lar

  • “Ölmek istemiyorum” diye haykıran Emine Bulut’lar
  • Aldığı koruma kararları uygulanmadığı için sokak ortasında öldürülen Ayşe Tuğba Arslan’lar anıt sayaçlarda yer almayacaktı.

 

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ETKİN UYGULANSAYDI;

  • “Beyaz pantolon giymesinin, telefonla mesajlaşmasının” tahrik indirimi sayılması sebebiyle cellatları serbestçe dolaştığı için her an öldürülme korkusuyla yaşayan,
  • Israrlı takibe maruz kalarak, can güvenliği ile tehdit edilen,
  • Emeğine el konulan, yemeğin tuzu fazla olmuş diye şiddet gören ve anıt sayaçlarda adını bile sayamadığımız nice kadının yaşam güvencesi olacaktı.

 

İstanbul Sözleşmesinden çekilmek demek, insan haklarını güvence altına alma iradesinden çekilmek, kadınları yaşatma sorumluluğu ve kararlılığından vazgeçmektir.

 

Bu vazgeçişe biz kadınların itirazı var. Aile Bakanının söylediğinin aksine Türkiye’de TCK 103 Kadın Platformu, platformu destekleyen 300’e yakın kadın örgütü ve kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmemeye kararlıdır.

 

 

Bir Günde 4 Kadın Erkekler Tarafından Öldürülebiliyor !

Bu ülkede her 4 kadından birinin kendisini güvende hissedememesi, kadın erkek eşitliğine inanmadığını itiraf eden, eşitliğin fıtrata aykırı olduğunu söyleyen ve kadın cinayetleri abartılıyor diyen ataerkil zihniyetin sonucudur.

 

Bu zihniyetin en yakın örneği Cumhurbaşkanının, yıllarca milletvekilliği, meclis başkan vekilliği ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti İçişleri Bakanlığını yapmış kadın siyasi parti genel başkanına “Gelin hanıma gayet güzel ders veriliyor. Bu daha biiiir. Daha neler olacak neler. Daha dur bakalım bunlar iyi günler” diyerek savurduğu tehditler kadına yönelik şiddettir.

 

Bu anlayış ve eril dili şiddetle kınıyoruz. Son derece talihsiz bir açıklama olarak görüyoruz. Bu ve benzeri sözler “üç beş yıl yatar çıkarım” diyen kadın katillerini cesaretlendirmektedir.

 

Kadına yönelik şiddetin bu söylemlerle körüklenmesi her gün bir kız kardeşimizi daha aramızdan alıyor. Bir günde 4 kadın erkekler tarafından öldürülebiliyor.

 

Kimi 23, kimi 36, kimi 60 kez şikayette bulunuyor, ancak resmi makamlar görevini yapmadığı için kadınlar güpegündüz öldürülüyor.

 

Kadın örgütleri de şiddetin can yakıcılığına dikkat çekiyor:

–     2020 yılında en az 300 kadın cinayeti, 171 şüpheli kadın ölümü,

  • 2021 yılının sadece ilk 5 ayında ise en az 112 kadın cinayeti, 79 şüpheli kadın ölümü gerçekleştiğini kayda düşüyor.

 

Akp Minareyi Çalmış Kılıfını Hazırlıyor

 

Şiddeti önlemek kararlı bir mücadele ile olur ve şiddet politiktir. Bunun için doğumdan ölüme kadar yaşamın her alanında şiddeti önlemeye ilişkin politikalar üretilir, uygulanır ve uygulatılır.

Ancak Aile Bakanı, İçişleri Bakanı adeta aklımızla alay edercesine kadın cinayeti konusunda ortak tanım yapamadığı gibi hepsi, adeta ‘kadın cinayetleri azalıyor’ demek için, minareyi kılıfına uydurma yarışındalar.

TÜİK Başkanı kadına yönelik şiddet konusunda ricalar veya protokoller sonucunda doğru verilere ulaşılamadığını itiraf ediyor.

İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Aile Bakanlığının ne verileri ne kategorileri birbirini tutuyor, ne de istatistikleri… Kadınların sırf kadın olduğu için öldürüldüğünü geçiştirmeye çalışarak söyleyemediklerinden, 6284 kapsamında cinayetler diyerek aklımızla alay ediyorlar. Resmen minareyi çalıp kılıfını ona göre hazırlıyorlar.

 

Diğer yandan, kadın cinayetleri artıyor ve kadınlar İstanbul Sözleşmesini uygula diye haykırıyor.

 

10 yıldır İstanbul Sözleşmesi etkin uygulanmadığı gibi İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından sonra kadınlar kendilerini şiddet karşısında daha da güvensiz hissediyor.

 

Sığınma evleri ve kadınları koruyan mekanizmalardaki yetersizlikler, iyi hal indirimi ve haksız tahrik indirimi adı altında cezasızlık hali, istismar ve şiddet faillerinin serbest bırakılması, bu güvensizliği daha da körüklüyor.

 

Çekilme kararından sonra erkeklerin avukatlarını arayarak, ‘Sözleşmeden çıktık, karıma şiddetten aldığım cezayı toplam cezamdan düşebilir miyiz?’ dedikleri, şiddet uygulayan faillerin salıverildiği, kadınların evlerinin önüne bıçaklı ve kanlı çarşaflar bırakılarak ölüm tehditleri yapıldığı, 6284 sayılı yasada delil aranmaz ibaresine rağmen kadınlardan delil istendiği, karakollardan geri çevrildiği haberleri basına yansıyor.

 

Daha da vahimi İstanbul Sözleşmesi karşıtları yüksek sesle ‘Sıra 6284’te, hatta Medeni Yasa’da, CEDAW ve Lanzorette Sözleşmesi’nde’ demeye başlarken, Twitter’da #morardınızmı diye utanç verici etiketler açılıyor, 12 Nisan tecavüz günü ilan edilerek TT yapılıyor.

 

Bu utancın sahipleri kadınların feryatlarına gözlerini kapamış, kulaklarını tıkamış Saraylarında zevk-i sefa içinde yaşamlarını sürdürüyor.

Kadınların feryatları umurlarında mı acaba?

 

 

Bu Ne Perhiz Bu Ne Lahana Turşusu

 

Kadına Yönelik Şiddetin sebeplerinin araştırılması için meclis araştırma komisyonu kuruldu. Bir yandan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkacaksın bir yandan araştırma komisyonu kuracaksın. Bu ne samimiyetsizlik, bu ne yaman çelişkidir !

Samimiyetsiz bulduğumuz meclis araştırma komisyonu bugüne kadar 8 toplantı yaptı, bugün az sonra 9’uncusunu yapacağız. Başından beri Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi konusunda uygulamadaki eksiklikleri vurguluyoruz.

 

2014 yılında aynı adla kurulan komisyonun ve İstanbul Sözleşmesinin etkin uygulanması konusunda, kurulan alt komisyonun raporları yayımlanmamışken ve her iki komisyonda da uygulamada sorunlar olduğu konusunda hemfikir olunmuşken, yeni bir komisyon daha kuruldu.

 

Komisyonda istişareden sürekli kaçınan tavır ve bakış açısı ile ne yazık ki, ortak akıl üretme çabamız da karşılıksız kalıyor.

 

Komisyona bakanlar geliyor, ancak sorduğumuz soruların hepsi “yürütmenin bu alana müdahale yetkisi yoktur” denilerek geçiştiriliyor. ‘‘Cumhurbaşkanının öncülüğü ve talimatıyla..’’ ifadesi ile söze başlayıp, Saray’daki tek bir kişinin isteğiyle her şeyin geçtiğini ve emir telakkisi olduğunu ifade ediyor. Bu itirafların hepsi tutanaklarda mevcuttur.

 

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına ilişkin sorularımız ise hukuka uygundur ya da yazılı yanıt veririz denilerek geçiştiriliyor.

 

Burada bir kez daha hatırlatmak isterim ki; KEFEK eski Başkanı Canan Kalsın’ın “İstanbul Sözleşmesi Toplumu Bozuyor Demek Akla Ziyan Bir Tutum” diye attığı tweetinden kısa bir süre sonra başkanlıktan alındığına, seçim yapılmadan odasının boşaltıldığına hepimiz şahidiz ve bunu da unutmadık. Gelinen noktada Sayın Kalsın’a partisi AKP tarafından neden operasyon yapıldığını bugün çok daha iyi anlıyoruz!

 

 

İç Hukukumuz Yeterli Değil

 

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına ilişkin ‘iç hukukumuz bizim için yeterli’ diyorlar.

 

Oysa ki; iç hukukumuz da yeterli düzenlemeler olmadığı için biz CEDAW’ı ve İstanbul Sözleşmesi’ni kabul ettik, onayladık, yürürlüğe koyduk.

 

Uluslararası hukukun bir parçası olarak 4320, 6284, Medeni Kanun, Türk Ceza Kanunu, Kadının statüsü genel müdürlüğü, KEFEK ve yasal düzenlemeler, CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi çerçevesinde hayata geçirildi.  Hatta Türkiye İnsan Hakları Kurumunun adına ‘Eşitlik’ eklendi.

 

Kadın haklarının genişletilmesi için bu sözleşmelere imza attık.

 

Dün bu ilerlemenin bir parçası olmaktan gurur duyarken, bizim ülkemizin ev sahipliğinde imzalanan bir sözleşmeden, bir gece yarısı kararnamesiyle çıkılması bir samimiyetsizliğin ikrarıdır.

 

Sırada Ne Var ? Endişeliyiz !

 

Baştan hiç çekince koymadığımız, milletin meclisinden oy birliği ile geçirdiğimiz İstanbul Sözleşmesi’ni “ben girerim, istediğim gibi çıkarım” denilerek, demokratik tüm haklar yok sayılarak çekilme kararı tüm kadınlara dayatıldı.

 

Bu dayatmadan sonra arkasından ne gelecek diye toplum olarak endişeliyiz.

 

Ara buluculuk, nafaka, cinsel istismara af, erken evlilikleri hoş görme gündeme yeniden mi gelecek ve kadın hakları açısından daha büyük tehlikelerle karşı karşıya mı kalacağız?

 

Türkiye’nin geleceğinden endişeliyiz.

 

Adaletsizlik, denetimsizlik, sorumsuzluk, yargısızlık devletin tüm kurumlarına işlemiş durumda.

 

Sözleşmeden çıkış şekli de tüm bunların acı bir örneği.

Demokrasi, hukuk, adalet ve eşitlik adına atılan her geri adım ülkeyi daha da karanlığa sürüklüyor.

 

Bir kez daha yüksek sesle söylüyoruz:

Biz kadınlar ülkemizin karanlığa sürüklenmesine izin vermeyeceğiz.

 

Tek bir kişinin keyfi kararıyla haklarımızdan da kazanımlarımızdan da vazgeçmeyecek, bir kişi daha eksilmeyeceğiz.

 

İstanbul Sözleşmesi’nin yaşatacağına olan inancımız tükenmeyecek.

 

İstanbul Sözleşmesi bizim.

İstanbul Sözleşmesi yaşamak isteyen kadınların.

Atatürk ilke ve devrimlerinden kaynağını alan yaklaşımlardan asla vazgeçmeyeceğiz, Cumhuriyetin kurucu ilkelerinin dünyaya örnek olup, kadını özgürleştiren geçmişini, geleceğe taşıma mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz. Demokratik değerleri pusulamız bilecek, bu yolda yürüyeceğiz. Hukuk devleti ve adalet arayışımızdan asla vazgeçmeyeceğiz.

 

İstanbul Sözleşmesi kadınları, biz de İstanbul Sözleşmesi’ni yaşatacağız.

 

Amasız, fakatsız uygulanana kadar mücadeleye devam edeceğiz.

 

Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz.

 

 

Bekbele’de aynı yerdeki 12’nci kaza !

0

 

İskenderun’un Bekbele Mahallesi Bekbele Sağlık ocağı önündeki kavşakta sabah saatlerinde iki otomobil çarpıştı.

Okul bölgesine giden ve herhangi bir trafik işareti bulunmayan yolun bu bölümünde 12’inci defa meydana gelen kazada, her iki otomobil de maddi hasar aldı.

Mahalle sakinlerinden sıklıkla trafik kazası olan bu bölgede trafik işaret ve levhaları konması talep edildi

Film gibi bir hikaye anne sandığı kadın annesi olmadığını söyleyince gerçek anne ve babasını arıyor

0

Hatay’da yaşayan Nebahat Sönmez (55), annesi bildiği Nebahat Akduman’ın 8 yıl önce ölüm döşeğindeyken “Sen benim kızım değilsin, öz annen Bursa’da. İsmi de Şahinde” sözleri üzerine Bursa’ya taşınıp, gerçek anne ve babasını aramaya başladı.

Sönmez’in iletişime geçtiği Şahinde isimli iki kadınla yapılan DNA testi negatif çıktı. O dönem babasının Işıklar Askeri Lisesi’nde subay, annesinin ise Bursa Kız Lisesi’nde öğrenci olan ‘Berat’ adındaki kız olduğunu öğrenen Sönmez, bu kadına ulaştı. Ancak Berat adlı kadın, DNA testi yaptırmayı kabul etmedi.

Hatay’da yaşayan evli ve 2 çocuk annesi Nebahat Sönmez’in annesi bildiği Nebahat Akduman, 8 yıl önce 83 yaşındayken aniden fenalaştı. Akduman, hasta yatağında Nebahat Sönmez’i yanına çağırarak, “Ben senin annen değilim. Yıllardır senden bu gerçeği sakladım. Senin öz annen İnegöl’de Şahinde isminde bir kadın” dedi. Kısa süre sonra da yaşamını kaybetti.Duydukları karşısında şoke olan Nebahat Sönmez, emekli olduktan sonra geçen yıl ailesiyle birlikte gerçek anne ve babasını bulmak için Bursa’ya taşındı. Sönmez, yaptığı araştırmada İnegöl’de yaşayan annesi olabilecek yaştaki Şahinde isimle iki kadınla iletişime geçip DNA testi yaptırdı. Ancak sonuçlar negatif çıktı.

EVLİLİK DIŞI DÜNYAYA GELMİŞ, BAŞKA AİLEYE VERİLMİŞ

Sönmez’in görüştüğü üvey annesinin eltisi, o dönem babasının Işıklar Askeri Lisesi’nde subay, annesinin ise Bursa Kız Lisesi’nde öğrenci olan ‘Berat’ isimli kadın olduğunu, babasının kendisini uzun süre aramasına rağmen bulamadığını söyledi. Nebahat Sönmez, o dönem zengin bir aileye mensup olan annesinin evlilik dışı hamile kaldığını öğrendi. Ailenin annesini, babasından ayırıp gizlice doğum yaptırdığını, ardından da kendisinin başka bir aileye verildiği bilgisine ulaşan Sönmez, o dönem babasının çocuğu olduğunu öğrenince kendisini ısrarla aradığını, ancak ailesi bildiği kişilerin kendisini kaçırdığını öğrendi.

DNA TESTİNİ REDDETTİ

Bursa Kız Lisesi’nde 1964- 1969 yılları arasında eğitim gören öğrencilerden sadece birinin ‘Berat’ ismini taşıdığı bilgisine ulaşan Sönmez, bu kişinin evine gitti. ‘Berat’ adlı kadına durumu anlatan Sönmez, DNA testi yapılamasını istedi. Ancak kadın test yaptırmayı kabul etmedi ve bir daha görüşmek istemedi. Sönmez, babasını mezarda da olsa bulmak istediğini söyledi.’

BABAMIN KİM OLDUĞUNU SÖYLESİNLER

‘Annesini ve babasını bulmak için Bursa’ya yerleştiğini vurgulayan Nebahat Sönmez, “Yaptığım araştırma sonucunda annemin eltisine gittim. Gerçekleri anlatacağını söyledi. Babamın, Işıklar Askeri Lisesi’nde subay olduğunu, annemin de Bursa Kız Lisesi’nde öğrenci olduğunu söyledi. Biyolojik annemin adresini buldum, evini buldum. Resmi bir kaydım yok. İki defa görüştüm. Üçüncüsünde DNA testi istedim. Kapıyı suratıma kapattılar. Ben babayı arıyorum. Ben, beni bırakan anneyi kesinlikle istemiyorum zaten. Babayı bulabilmek için annemin peşindeyim. Babam beni çok aramış ama kaçırmışlar. 5 defa İstanbul’a götürmüşler. Babam adresi bulduğu gibi tekrar başka bir yere götürmüşler. Ben, beni bırakan anneyi değil, babamı istiyorum. Beni kapıdan kovmakla bu işten kurtulacaklarını sanmasınlar. Bana hakaret etmekle bu iş bitmez. Ben DNA testi istiyorum. Bana babamın kim olduğunu söylesinler, sonrasında herkesin yolu açık olsun” dedi.’

ORTADA ÇOCUK KAÇIRMA VAR’

Biyolojik annesini bulduğunu düşünen Sönmez, “Bir çekinceniz yoksa lütfen gelin bir test yaptıralım. Ben zaten annemi babama ulaşmak için arıyorum. Beni veren kişi de alan kişi de suç işlemiş. Ortada bir çocuk kaçırma olayı var. Ben bu insanların peşindeyim ama babamı bulmak için peşindeyim” diye konuştu.

“HAYATIMI ÇALDILAR”

Babaya dair hiçbir iz yakalayamadığını belirten Sönmez, “Sadece o dönem Işıklar Askeri Lisesi’nde üsteğmen olduğunu biliyorum. Işıklar Askeri Lisesi’ne gittim. Kayıtların Ankara’ya Milli Savunma Bakanlığı’na gittiğini söylediler. Babaya ulaşamıyorum. Anneye ulaşıp babamın ismini öğrenmem gerekiyor. Saklanmakla gerçeklerin ortaya çıkmayacağını zannettiler. Beni kaçırarak, bir babayı kızından ayırarak gerçeklerin ortaya çıkmayacağını mı zannettiniz? Beni doğuran biyolojik anneye seslenmek istiyorum. Kimsen çık ortaya. Babamın yerini söyle, yine çek git. Senin gibi bir anneyi istemiyorum zaten. Ben benim için ağlayan, Bursa sokaklarında dövünen babayı istiyorum. Yazıktır, günahtır. Rahmetli de olsa mezarına gidip dua okumak istiyorum. O beni çok aramış. Köpek yavrusu gibi bir başkasına vermemiş. Benim doğduğumu bilmiyormuş, söylememişler. Askeriyede olduğu için ulaşamıyorum. Yetkililer lütfen bana yardımcı olsun. O dönemler askeriyede kaç tane üsteğmen olabilir. İsimlerini duymak istiyorum Kimsem yok. Türkiye’de tek başımayım. Babam beni aradığı için ben de kendisini arıyorum. Bir evlatla babayı buluşturmanızı istiyorum. Sesimi kimse duymuyor. Ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim? Benim hayatımı çaldılar. Beni doğuran kişi benim hayatımı çaldı. Beni zamanında babama verseydin, insan gibi büyümemi sağlasaydın bu kadar acı çekmeyecektim” ifadelerini kullandı.

Doğu Akdeniz Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Hayrettin Yıldırım İTSO’yu Ziyaret Etti

0

Doğu Akdeniz Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü  Sayın Hayrettin Yıldırım İskenderun Ticaret ve Sanayi Odasına  nezaket ziyaretinde bulundu.

Karşılıklı sohbet ortamında geçen ziyarette, bölgemizdeki son ekonomik gelişmeler değerlendirildi. Yönetim Kurulu Başkanımız Levent Hakkı Yılmaz, Doğu Akdeniz Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürü Hayrettin Yıldırım’a nazik ziyaretlerinden  ötürü memnuniyetini dile getirdi.

Aman Dikkat Boynunuzdaki Ağrının Nedeni Fıtık Olmayabilir

0

 

Boyun ağrısı özellikle pandemi döneminde en sık yaşanan ağrıların başında geliyor.

Boyun ağrılarında akla ilk olarak fıtık gelse de, özellikle akıllı telefonların günlük hayatın vazgeçilmezleri arasına girmesi farklı nedenleri de tetikleyebiliyor. Kafatasının arka kısmında bulunan Oksipital sinirlerin, boynu sürekli öne eğmek gibi küçük travmalarla gerilmesi gün içinde şiddetli ağrıları yol açabiliyor.

Memorial Ataşehir Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Mustafa Önöz, oksipital sinirin neden olduğu boyun ağrısı ve tedavi yöntemleri hakkına bilgi verdi.

Teknolojinin yönü hastalıklarımızı da şekillendiriyor

Kafasının her iki arka yanında cildin hemen altından geçen oksipital sinirler, kafanın en tepesinden ense köküne kadar olan hislerden sorumludur. Oksipital sinirlerde meydana gelen travmalar ve gerilmeler şiddetli ağrılara yol açabilmektedir. Bilgisayarın günlük kullanıma girdiği dönemlerde mouse kullanımına bağlı olarak el bileğinde sinir sıkışmaları yaşanmaktaydı. Ofis çalışanlarında aynı sıkıntı yine görülebilmekle birlikte akıllı telefonların yaygınlaşması ve mouse kullanımının azalması ağrıların boyun bölgesinde görülmesine neden olmaktadır. Telefon kullanırken boynun sürekli aşağı doğru bükük olması oksipital sinirlerin gerilmesine ve sinir sıkışmalarına zemin hazırlamaktadır.

Fıtık ağrısıyla karıştırmayın

Boyun bölgesinde yaşanan ağrılardan genellikle sorumlu tutulan fıtık ağrısı ile oksipital nevralji ağrıları karıştırılabilmektedir. Fıtıkta yaşanan boyun ağrılarına kollarda uyuşma, güçsüzlük gibi şikayetler de eşlik etmektedir. Oksipital nevralji de ise fıtık ağrılarından farklı olarak daha çok noktasal, elektrik çarpması veya şimşek çakar tarzda kısa ağrılar yaşanmaktadır. Fıtık ağrıları kolda uyuşma ve güçsüzlüğe neden olurken oksipital nevraljiden kaynaklanan ağrılar kafatasının arkasında, boyun ve omuzlara bazen de kulağın yukarısına, göz kenarına kadar uzanmaktadır.

Sinirlere baskı yapacak hareketlerden kaçının

Oksipital nevralji, genellikle sinirlere baskı yapan küçük travmalar ve gerilmeler nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Başı koltuk kenarına yaslayarak yatmak veya cep telefonu kullanırken boynun sürekli aşağı eğik olması gibi tekrarlayan küçük travmalar oksipital sinirlerde gerilmelere yol açarak ağrı oluşumuna zemin hazırlayabilmektedir. Bunun yanı sıra;

  • Beyin tümörü
  • Boyun omurilik tümörü
  • Kafa travması
  • Diyabet
  • Gut
  • Romatizmal hastalıklar da oksipital nevralji ağrılarına neden olabilmektedir.

Başınızı eğmek yerine telefonu kaldırın

Genellikle tek taraflı oluşan oksipital nevralji çocuklardan ziyade orta yaş ve ileri dönemde daha sık yaşanmaktadır. Kan testi, MR gibi radyolojik görüntüleme yöntemleri ile teşhisi konulamayan oksipital nevraljinin tanısında altın standart iyi bir muayenedir. Ağrı şiddeti ve periyoduna göre tedavi şekli belirlenmektedir. Başlangıç aşamasındaki oksipital nevralji ağrıları için ağrıya neden olan küçük travmaların ortadan kaldırılması önemlidir. Telefonu kullanırken başı öne eğmek yerine telefonu baş hizasına kaldırmak, koltuk kenarında yatmamak, boynu zorlayıcı hareketlerden uzak kalmak gibi önlemlerle ağrı oluşmasının önüne geçilebilmektedir.

Ağrılardan tek seansta kurtulmak mümkün

Boynu rahatlatıcı önlemler ve ilaç tedavisine rağmen geçmeyen oksipital nevralji ağrılarında sinir blokajı denilen, düşük doz kortizon, lokal anestezi içeren enjeksiyonlar uygulanabilmektedir. Sinirin ağrıyı hissetmesini azaltacak enjeksiyon uygulamalarıyla sorunlar tek seansta çözülebilmektedir. Nadir olmakla birlikte bütün tedavi yöntemlerine karşı sonuç alınamayan kişilerde cerrahi yöntemlerle sinire baskı yapan oluşumların bağlantısı kesilerek ağrı giderilebilmektedir. Çok az olmakla birlikte pil uygulamaları da gerekmektedir.

 

Emekli Danıştay savcısı Yılmaz ve Eski Bursa kültür müdürü Gedik ABADER’i ziyaret etti

0

Eski Kaymakam, içişleri bakanlığı baş müfettişi, Emekli Danıştay başsavcısı Halil Yılmaz ve  Bursa il kültür müdürlüğü yapan Ahmet Gedik Abacılı Yörük Türkmen Derneğini (ABADER) ziyaret ettiler.

Yazdıkları kitaplardan (Halil Yılmaz ”İz tarlası”, Ahmet Gedik ”Bursa mutfağı ve Bursa kültürü”)  hediye ettiler.

ABADER başkanı Duran BİLGİN memleketimize yıllarca üst düzeyde hizmet etmiş bu şahsiyetlerin derneğimizi ziyaretlerinden dolayı son derece memnun olduklarını ifade etti.

hemşehrimiz Jan. Uzm. Çavuş Adil Yılmaz Şırnak ‘ta şehit oldu

0
 Hatay’lı hemşehrimiz Jan. Uzm. Çavuş Adil Yılmaz Şırnak’ta şehit oldu.
Şırnak’ta düzenlenen operasyonda askeri kipri aracına teröristlerin açtığı ateş sonucu araç komutanı J. uzman Çavuş Adil Yılmaz şehit oldu. Dün gece ailesine şehadet haberi ulaşan Hatay’ın Altınözü ilçesi Günvuran Mahallesine kayıtlı, Antakya Akasya Mahallesi’nde ikamet eden Adil Yılmaz’ın baba evi bugün Türk Bayraklarıyla donatıldı.
Şehit Jandarma Uzman Çavuş Adil Yılmaz’ın naaşı bugün Antakya’da öğle namazına müteakip askeri törenle Antakya Şehitliği’nde defnedilecek.

Antakya Belediyesi Bilim Merkezi derslere devam ediyor

0

 

   Antakya Belediyesi Bilim Merkezi, pandemi kısıtlamalarının esnetilmesi ve okulların açılmasıyla birlikte kursların hijyen koşullarına uygun olarak kaldığı yerden devam ettiğini duyurdu. 

    Antakya Belediyesi’nden konuyla ilgili yapılan açıklamada şunlar yer aldı; “ Antakya Bilim Merkezi 3. -10. sınıflar arası seviyelerdeki öğrencileri sınav yaparak başlattığı kurslara pandemi nedeniyle verilen ara sona eriyor. Daha önce yapılan sınavları kazanan öğrenciler haftada iki gün ve günde üç saat olmak üzere ders almaya devam edecek.  

Etaplar halinde gerçekleştirilecek olan eğitim sürecinde sonraki etaplarda tekrar sınav yapılacak ve yeni gruplar Bilim Merkezi’ne kabul edilecek.  Eğitime hak kazanan öğrenciler akıl ve zeka oyunlarında zihinsel gelişimlerini destekleyecek oyunlar öğrenirken grup oyunlarıyla işbirliği yapmayı öğrenecek.  

Astronomi dersinde ise planetaryumda uzay ve güneş sistemini yakından tanıyacak, teleskopla güneş gözlemi yapacaklar.  

Robotik kodlama dersinde ise psikomotor becerilerini geliştirerek takım çalışmasıyla projeler ve ürünler ortaya koyacak.” 

Antakya Belediyesi açıklamasının devamında eğitime devam edecekleri için mutlu olduklarını, daha çok öğrenciye ulaşmak için gayret sarf edeceklerini belirttiler. 

AK Parti Hatay Milletvekili Özel: “Eğitim altyapımızı yeniliyoruz”

0

Ülke genelinde son yıllarda eğitime yapılan yatırımdaki artış dikkat çekerken bu artıştan İskenderun, Belen ve Arsuz’da payını aldı.

 AK Parti Hatay Milletvekili Abdulkadir Özel, AK Parti iktidarı boyunca bütçeden en çok pay ayrılan yatırım alanlarının başında eğitim geldiğini belirterek yeni yapılan okullar ve eğitime kazandırılan dersliklerin de bunun en önemli göstergelerinden birisi olduğunu ifade etti.

2003 yılından bu zamana kadar Hatay genelinde 789 okul ve 8 bin 840 dersliğin tamamlanarak eğitim camiasına kazandırıldığını vurgulayan Özel, 71 okul ve 909 dersliğin ise yapım çalışmalarının devam ettiğini belirtti.

İskenderun, Belen ve Arsuz’da ise 2018-2021 yılları arasında yeni okul yapılması yönünde bir seferberlik başlatıldığını dile getiren Özel, anaokulu, ilköğretim ve lise düzeyinde olmak üzere eğitimin her kademesi için yeni okul yapıldığını ve 2021 yılında da çalışmaların hızla devam ettiğini vurguladı.

“31 yeni okul ve 397 derslik”

Özel, “2018-2021 yılları arasında İskenderun’da 10 yeni okul ve 141 derslikle birlikte mesleki ve teknik anadolu lisesi gemi yapım atölyesi, Belen’de 3 okul 1 halk eğitim merkezi olmak üzere 52 derslik, Arsuz’da 7 okul bir spor salonu olmak üzere 62 dersliği toplamda ise 20 okul ve 255 yeni dersliği eğitim camiamıza kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. 2021 yılında İskenderun’da 5 okul 66 derslik, Belen’de 2 okul 28 derslik ve Arsuz’da 4 okul 48 derslik olmak üzere toplamda 11 okul 142 dersliğin arsa, ihale ve yapım gibi çalışmaları devam ediyor. Bunlarda tamamlandıktan sonra bölgemiz eğitim anlamında cazibe merkezi haline gelecek ve son 3 yıl içerisinde 31 okul ve 397 yeni derslik yapmış olacağız. Sınıflarımızın hepsi yeni teknolojilerle donatılarak yavrularımızın en iyi şekilde eğitim almalarına imkân tanıyacak şekilde dizayn ediliyor” şeklinde konuştu.

Sadece yeni okul ve derslik yapmakla yetinmediklerini, eğitim öğretime devam edilen ve zaman içerisinde yıpranmış okullarda güçlendirme ve onarım çalışmaları yürüttüklerini dile getiren Özel, 2018-2021 yılları arasında İskenderun, Arsuz ve Belen’de toplamda 26 okulun güçlendirme çalışmalarını tamamladıklarını 40 okulda ise çalışmaların devam ettiğini söyledi. Aynı şekilde 32 okulda ise onarım çalışmalarının tamamlandığını, 11 okulda çalışmaların devam ettiğini ifade eden Özel, öğrencilere ve öğretmenlere en iyi ortamları sunabilmek için gayret gösterdiklerini sözlerine ekledi.

Samandağ Güneypark Hastanesi’ne haciz işlemi için giden Avukat ve İcra Müdürüne Saldırı

0

Hatay’ın Samandağ ilçesinde özel bir hastanede icra memuru ve Avukata saldırı yapıldığı belirtildi.

Einilen bilgilere göre , Dün  saat 15:30 sularında, Güneypark Hastanesi’nde haciz işlemleri yapmak için bulunan Hatay Barosuna kayıtlı Av. Sercan Gezer ile Samandağ İcra Müdürü Ali Duman saldırıya uğradılar

Avukat Sercan Gezer ile ve İcra Müdürü Ali Duman darp raporu aldıktan sonra suç duyurusunda bulundular.

Bu arada, Samandağ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

Yaklaşık 40 Avukat ifadeye katılarak meslektaşlarını yalnız bırakmadılar.

Samandağ İlçe Emniyet Müdürlüğüne  gelen Hatay Barosu Başkanı Av. Hüseyin Cihat Açıkalın açıklamada bulundu.

Hatay Baro Başkanı Av. Hüseyin Cihat Açıkalın açıklamasında şunları söyledi:

”Meslektaşımız Sercan Gezeri’n ve icra müdürümüz Ali Duman beye yapılan bu çirkin saldırı sebebiyle buradayız.

Biz hep söylüyoruz söylemeye de devam edeceğiz söylemekten dilimizde tüy bitti vatandaşın ödenmeyen borcunun sebebi Avukat değildir.

Boşanmasının sebebi Avukat değildir. İşsizliğinin sebebi Avukat değildir. Avukat vatandaşın yanında ve sözcüsüdür, vekilidir.

Dolayısıyla artık bunlar son olsun istiyoruz! Yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz ve takipçisi olacağız en ağır şekilde cezalandırılması hususunda Hatay Barosu olarak konunun takipçisiyiz.

Avukat arkadaşlarımızla beraber bundan böyle bu tür saldırıların karşısında hukuki olarak en sert şekilde cevap vereceğiz ve artık yeter diyoruz.”

Hatay barosuna bağlı Avukat İbrahim Ersöz de yaptığı açıklamada da şu ifadelere yer verdi:

”Mesleğimizi ve meslektaşlarımızı korumaya and içtik bundan sonra da korumaya devam edeceğiz.

Böyle bir olayın yaşanması bizi üzmüştür bu tip olayların yaşanmaması açısından hepimize görev düşer hem vatandaş olarak hem Baro olarak  hem güvenlik görevlileri olarak bu tip şeylerde herkesin üstüne düşen görevi yerine getirmesi lazım! Ancak biz bu tür olayların yaşanmaması açısından elimizden gelen her şeyi yapacağız. Yaşandıktan sonra da Avukatlarımızın yanında dimdik durmaya devam edeceğiz.”

Başkan Savaş Altınözülü Muhtarlar İle Buluştu

0

Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş, Altınözülü muhtarlar ve mahalle sakinleri ile buluştu.

Akamber Çok Amaçlı Salon’da “çözüm ortağı” olarak adlandırdığı muhtarlarla istişareler gerçekleştiren Savaş, muhtarlar ve mahalle sakinleri ile fikir alışverişinde bulunarak talepleri dinledi.

Altınözü’nün Fatikli, Akamber, Altınkaya, Kazancık, Kamberlii, Koz Kalesi ve Sofular muhtarları ile görüşmesinde mahallelilerin  yoğun ilgi ile karşıladığı Lütfü Savaş, Altınözü’nde yapılan hizmetler hakkında bilgiler verdi.

“MUHTARLARIMIZ VE VATANDAŞLARIMIZ İLE BİRLİKTE OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Başkan Savaş, “ Bugün Altınözü’ndeyiz. İlçe başkanımız, muhtarlarımız ve meclis üyesi arkadaşlarımız ile buluştuk. Pandemiden biraz rahatlayan şehrimizde köylerimize ziyaretler gerçekleştiriyoruz. Köylerimizin sıkıntılarını dinlemek üzere muhtarlarımız ile güzel bir istişare toplantısı oldu. Bütün muhtarlarımıza teşekkür ediyorum” dedi.

LÜTFÜ SAVAŞ:  MUHTARLARIMIZ İLE YÜZ YÜZE GELECEK POZİSYONDAYIZ

Lütfü Savaş konuşmasının devamında şöyle dedi :  “ Gerçekleştirdiğimiz buluşmada herkes yapılanları ve dertlerini anlattı. Çok şükür muhtarlarımızla yüz yüze gelecek pozisyondayız. Çünkü yıllardır köylerimizin dertlerine derman olmaya çalıştık. Ama köyler yıllardır ihmal edildiği için maalesef daha birçok eksiklikler var. Ama elzem ihtiyaçlardan başlayarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. Köylerde muhtarlarımızla ve vatandaşlarımız ile birlikte olmaya devam edeceğiz. İnşallah pandeminin son günleri olur. Biz de eskiden olduğu gibi özellikle taşradaki bütün hemşehrilerimiz ile buluşma imkânı buluruz. Ve hizmetleri de daha tempolu yapmaya devam edeceğiz”

Altınözü CHP İlçe Başkanı Hamit İsaoğulları da konuşmasında ”Aylardır pandemi nedeniyle başkanımız ile bir araya gelememiştik. Uzun süre sonra başkanımız ve muhtarlarımız ile buluştuk. Zaten büyükşehir süreç içerisinde vatandaşlarımızın yanında oldu. Muhtarlarımız hem bizlere teşekkür ettiler hem de yapılacak hizmetleri dile getirdiler” dedi.

Keskincik Mahalle Muhtarı Mehmet Belge de, “ Muhtarlarımız ile güzel bir istişare toplantısı oldu. Keskincik Mahallesi yoğun ve ilçede en büyük nüfusa sahip bir mahalle. Lütfü Savaş’tan önce hiçbir hizmetten faydalanamıyorduk. Mahallem adına başkanımızın gerçekleştirdiği hizmetlerden dolayı teşekkür ederim” dedi.

“YÜZ YILDA YAPILMAYAN HİZMETLERİ BAŞKANIMIZ SAYESİNDE BEŞ YILDA YAPTIM”

Lütfü Savaş’tan gerçekleştirdiği hizmetlerden dolayı memnuniyetini ifade eden Sivrikavak Mahalle Muhtarı Süheyl Dağlı,  “Başkanımızın mahallemize gelmesinden dolayı çok memnunum. Böyle bir başkanı kolay bulamayız. Yedi yıldır muhtarım ve yedi yılda sadece Lütfü başkanımızdan hizmet alabildim. Daha önce köyümüze ayda bir defa bir saat su gelirdi. Ama şimdi çok şükür başkanımızın gelişi ile 24 saat su kesilmiyor. Başkanımıza ne kadar teşekkür etsek azdır. Yüz yılda yapılmayan hizmetleri başkanımızın sayesinde beş yılda yaptım” dedi.

Altınözülü gençlerle de sohbet eden Lütfü Savaş, vatani görevini yapmak üzere askere giden gençlere hayırlı tezkereler de diledi.

PALAVRA

0

Mehmet Çardak

Araştırmacı / Yazar

m-cardak@windowslive.com      

Sevgili Okurlarım! Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine göre¸ Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, CNNTÜRK canlı yayınında COVİD-19 destekleri olarak bugüne kadar yapılan harcamaların 133,7milyar lira olduğunu açıkladı.

Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi AK Parti Grup Toplantısı’nda, salgının başladığı günden buyana 661 milyar liralık bir kaynakla milletin her kesiminin, her ferdinin yanında yer aldıklarını söyledi.

AA’nın haberinden anlaşıldığına göre; demek ki, devletin ‘Maliye’ ve ‘Hazine’sinden sorumlu bakan Elvan, COVİD-19 harcamalarının ne kadar olduğunun dahi bilmiyor ve Erdoğan O’nu düzeltme mecburiyetinde kalıyor.

Erdoğan’ın işi gerçekten çok zor!

Ama yurttaşların, yani bizim işimiz daha da zor!

Çünkü arada tam 527,3 milyar lira fark var.

Büyük, küçüğün 5 katı!

Oysa desteğin 661 lirası, halka kullandırılan krediler.

Salgın kapsamındaki hibe ve desteklerin yüzde 80’iborç…

Kaldı ki iktidarın salgın döneminde Devlet bütçesinden yapılan hibe ödemesi sadece 9 milyar Türk Lirası’ndan ibaret.

Dolayısıyla da bu açıklananlar gerçek değil, sun’idir. Açıklanan her şey palavra!

en doğrusu,  gerçeği öğrenmek için işsiz/ücretsiz kalan işçilere ve işyeri kapatılan esnafa sormak lazım!

Bakalım halkımız ne diyor?

Milleti aptal sanıyorlar…

Ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu’ (TÜİK) verilerine göre, Türkiye ekonomisi 2021 yılının ilk çeyreğinde,  geçen yıla göre yüzde 7 büyümüş ama milletin haberi yok!

Vatandaşların hiçbirinin büyümeden nasibi yok!

Oysa Türkiye’de işsizlik artıyor.

Hiçbir yeni yatırım yok.

İşyerleri kapanıyor.

Yabancı yatırımcı kaçıyor.

Enflasyon yükseliyor

Çarşı-pazar yangın yeri gibi.

Fakat ülke olarak yüzde 7 büyüyoruz.

Helal olsun, elini tutan mı var?

Ekonomideki yüzde 7’lik büyüme gayet memnun edici bir durum ama gerçek değil!

Çevrenize bir bakın, ‘gerçektir’ diyen kaç kişi çıkar?

İşsizlik artıyor, daha az çalışıyoruz ama daha çok gelir elde ediyoruz, öyle mi?

Kundaktaki bebekler, göldeki ördekler bile inanmaz buna…

Büyümede baz ve stok etkileri önemli. Daha da önemlisi;

  • TCMB net rezervleri -50 milyar civarında iken,
  • Cari açık yükselirken,
  • Dolar kuru 8,60’ı aşmışken,
  • TÜİK enflasyonu %18, gerçek enflasyon yüzde 28’e yaklaşmışken,
  • Murt 2022’ye kadar ödenecek dış borç toplamı USD 185,6 milyarı bulmuşken,

Bu büyüme rakamı pek anlam taşımıyor.

Kaldı ki, yeni camiler inşa ederek, genç hafızlar yetiştirerek hiçbir ekonomi büyümez!

Ekonomi kurumlarının bağımsız olmadığı bir ülkede halkı böyle aptal yerine koyuyorlar!

Oysa insan hayatında yalnız ekmeğe değil, şerefe de ihtiyaç duyar!

Diyetisyen Büşra Sipahioğlu Gelişim’de

0

Bölgenin sağlık alanında büyümeye ve gelişmeye devam eden İskenderun Gelişim Hastanesi, kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. İskenderun Gelişim Hastanesi ailesine katılan Diyetisyen Büşra Sipahioğlu, danışan kabulüne başladı.

Büşra Yücel Sipahioğlu Kimdir?

1994 yılında İstanbul’da doğan Diyetisyen Büşra Sipahioğlu, Haliç Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nü tamamladı. Kariyeri boyunca Özel Nişantaşı Hastanesi, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Biruni Üniversite Hastanesi, Yeni Yüzyıl Üniversite Hastanesi ve Esenler Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde diyetisyen görevini yürüttü. Diyetisyen Büşra Sipahioğlu, İskenderun Gelişim Hastanesi’nde danışan hizmeti vermeye devam edecek.

Makyajı Temizlemeden Uyumak Göz Kuruluğuna Zemin Hazırlıyor

0

Yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren kuru göz hastalığı, neredeyse toplumun yarısını etkiliyor. Kuru göz tedavisinin gecikmesi ise gözde kalıcı hasara neden olabiliyor. Farklı nedenlerle ortaya çıkabilen bu hastalığın görülme sıklığı ve şiddeti özellikle kadınlarda menopoz sonrası artış gösteriyor. Kadınların göz makyajını yatarken temizlememesi ve kullanılan malzemelerinin kalitesiz olması da göz sağlığını bozup, kuru göz problemine zemin hazırlayabiliyor. Göz kuruluğunun önüne geçebilmek için rutin muayenelerin aksatılmaması gerektiğini belirten Memorial Ankara Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Koray Gümüş, kuru göz hastalığı hakkında bilgi verdi.

Göz kuruluğu görmeyi tehdit edebilir

Göz kuruluğu yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkileyebilen ve tedavi edilmediğinde görmeyi de tehdit edebilen bir göz hastalığıdır. Belirtileri arasında gözde yanma, batma, kaşıntı, sulanma, kum varmış hissi, kızarıklık, gün içerisinde görmede dalgalanma ve gözde hissedilen yorgunluk bulunmaktadır. Birçok kişi bu şikayetleri yaşamakta ancak göz kuruluğu rahatsızlığı olduğunun farkında olmamaktadır.

Göz kuruluğu günlük hayatı olumsuz etkiler

Klima, kuru ve kirli hava gibi dış ortamla etkileşim halinde bulanan gözlerimizi belirli aralıklarla kırpma ihtiyacı hisseder ve günde ortalama 10 binin üzerinde göz kırpma hareketi gerçekleştiririz. Bu durum, gözde bir kuruluk olduğunda, konforsuzluk ve görme kalitesindeki bozulmanın her göz kırpmada hissedileceği anlamı taşımaktadır.

Romatolojik hastalığı olanları da tehdit ediyor

Kuru göz hastalığı farklı nedenlere bağlı olarak gelişebilmekte ve temel olarak üç ana grupta incelenmektedir. Bu ana nedenler; aköz yetmezlik denilen gözyaşının miktarca az olması, lipid eksikliği ya da kirpik dibi iltihabına bağlıolarak buharlaşması ve iki durumun bir arada bulunmasıdır. Aköz yetmezliğe bağlı kuru göz hastalığı genellikle romatolojik hastalığı olan kişilerde görülmekte ve sıklıkla ağız kuruluğu şikayeti ile birliktelik göstermektedir. Gözyaşının buharlaşması ile karakterize kuru göz hastalığınada sık rastlanmaktadır. Her yaşta ortaya çıkabilen bu tip göz kuruluğu, yaşla birlikte artış göstermektedir.

Menopoz sonrası kuru göz hastalığının görülme sıklığı artar

Göz kuruluğu hastalığının başlama yaşı altta yatan nedene göre değişmektedir. Örneğin, romatolojik temelli hastalıklara bağlı gelişen göz kuruluğu ile buharlaşmaya bağlı gelişen şikayetlerin başlama yaşları farklı olabilmektedir. Ancak yaşla birlikte özellikle kadınlarda menopoz sonrası kuru göz hastalığının görülme sıklığı ve şiddeti artmaktadır. Bu nedenle, kadınların bu dönemde çok yakın kontrolde olmaları gerekmektedir. Bunun yanı sıra, özellikle son dönemde artan dijital ekran maruziyeti nedeniyle kuru göz hastalığı çok daha erken yaşlarda çocuklarda ortaya çıkmaktadır. Bu problemin oluşmasını tetikleyen durumlar; ilerleyen yaş, kadınlarda menopoz, ekran maruziyeti, kuru iklim, bazı sistemik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar, klima kullanımı, az su içmek, kötü beslenme, kontakt lensler ve kapak hijyenine dikkat edilmemesi olarak sıralanabilmektedir.

Göz makyajına dikkat!

Kadınların yanlış makyaj malzeme seçimi, göz makyajının düzenli temizlenmemesi, göz makyajında kullanılan malzemelerin kalitesi ve yapılan makyajın göz ön yüzeyine yakınlığı göz sağlığını direkt olarak etkileyebilmektedir. Gözyaşının önemli bir parçası olan yağ, göz kapaklarındaki meibomian bezlerinde üretilmektedir. Üretilen bu yağ, kirpikli kenardan göz ön yüzeyine salgılanmaktadır. Dolayısıyla, yapılan makyajların günlük ve düzgün bir şekilde temizlenmemesi bu bezlerin uçlarının tıkanmasına ve uzun dönemde bu bezlerin ölümüne yol açarak, kuru göz hastalığının oluşumuna zemin hazırlamaktadır.

Bunun yanı sıra seçilecek makyaj malzemelerinin kalitesi de oldukça önem taşımaktadır. Makyaj malzemeleri içinde bulunan bazı kimyasal maddeler kirpik diplerinde iltihaba neden olurken, makyajın yapılma şekli ve yoğunluğu da göz sağlığını etkileyebilecek bir diğer etkeni oluşturmaktadır.

Sürekli makyaj yapan kadınlar rutin göz muayenesini ihmal etmemeli

Sürekli makyaj yapan kadınların rutin göz muayenesini ihmal etmemesi önemlidir. Genel göz muayenesinin yanı sıra kuru göz ve oküler yüzey testlerinin detaylıca yapılması gerekmektedir. Klinik tecrübelerimiz maalesef toplumumuzda kapak hijyenine yeterince önem verilmediğini göstermektedir. Kadın hastalarda özellikle kapaklar, kirpikli kenarlar, meibomian bezler, gözyaşı ve gözün ön yüzeyi yüksek teknolojik cihazlarla analiz edilmeli ve tüm hastalara kapak/ kirpik dibine özel masaj ve temizliğin önemi anlatılmalıdır. Bu konuda farkındalığın artırılması, kuru göz hastalığının önüne geçilmesinde oldukça önem taşımaktadır.

Ofis ortamında yapılacak özel tedavilerle göz sağlığınızı koruyabilirsiniz

Rutin hijyen bakımının yanı sıra, ofis ortamında doktor kontrolünde düzenli aralıklarla yapılacak özel tedaviler de göz sağlığını korumaktadır. Türkiye’de yakın zamanda kullanılmaya başlanacak bu tedavi yönteminin amacı alt ve üst kapaklara sıcak uygulamayla beraber ritmik masajlar yaparak, bezlerdeki katılaşmış yağın boşaltılmasını sağlayarak daha sağlıklı bir gözyaşı elde etmektir.

Tedavinin gecikmesi gözde kalıcı hasara neden olabilir

Gözle ilgili şikayeti olsun olmasın herkesin yılda bir göz muayenesine gitmesi gerekmektedir. Erken tanı ve tedavi son derece önemlidir. Özellikle kuru göz hastalığının tedavisindeki gecikmeler, gözde kalıcı hasarların oluşmasına neden olabilir. Kuru göz hastalığı tanısı alan hastalarımızda da takip aralığı hastalığın durumuna göre değişmektedir.

Hatay BAL derbisi berabere bitti

0
Spor Toto Bal Ligi 4. Bölge 1.Grup ilk maçında Antakya Belediyespor ile 5 Temmuz İskenderunspor karşı karşıya geldi.
Antakya Atatürk Stadında oynanan maç 1-1 berabere bitti.

PROTOKOLDEN YOĞUN İLGİ

Antakya Belediye Spor ile 5 Temmuz İskenderun Spor arasında Antakya Atatürk stadında oynanan karşılaşmayı Hatay Valisi Rahmi Doğan, İskenderun Kaymakamı İskender Yönden, Arsuz Kaymakamı Musa Sarı, Antakya Belediye Başkanı İzzettin Yılmaz, İskenderun Belediye Başkanı Fatih Tosyalı, Gençlik ve Spor il müdürü Cemil Şensöz, Hatay ASKF Genel Başkanı Mehmet Öztürk, İskenderun Spor 2. Başkanı Gülcan Polat, 5 Temmuz İskenderun Spor kulüp Başkanı Kemal Nadir Ünal’ın da bulunduğu çok sayıda protokol üyeleri izledi.