
Uyuşturucu Operasyonunda Bir Şüpheli Yakalandı

Hatay Tabloda Sarı Renk Oldu!

‘Mavi Balina’ Oyunu Bir Can Daha mı Aldı?

Asi Der İstanbul’da 14. Kez Kazan Kaynattı
İstanbul’da yaşayan Hataylıların dayanışma amaçlı kurduğu, Antakya, Samandağ, İskenderun Derneği (Asi Der) Çatalca’daki dernek binasında geleneksel bayram yemeği herise pişirdiler.
İmece usulü yapılan herise etkinliği (Hasne) İstanbul’da bir ilk olma özelliğini taşıyor. Dernek Başkanı Yılmaz Gezgin amaçlarının İstanbul’da yaşayan Hataylılarla dayanışma içinde olmak ve kültürel etkinlikleri birlikte yapmak olduğunu söyledi. Asimilasyona karşı durabilmek amacıyla geleneksel kültürü yaşatma arzusunda olduklarını belirten Gezgin; bu sayede kültürel bağların gelişeceğini, Hataylıların birbirini daha iyi tanıma fırsatını bulacaklarını ve dayanışma içinde olmak amacıyla bir araya gelme imkanı bulacaklarını belirtti.
Gezgin, dernek bünyesinde çeşitli kurslar açmanın yanı sıra ihtiyacı olan üniversite öğrencilerine burs vermeyi de hedeflediklerini vurguladı.
Asi Der Dernek Başkanı Yılmaz Gezgin Çatalca’da dernek adına satın alınan arsa üzerinde inşa edilen dernek binasının önemli bir ihtiyacı karşıladığını belirterek Herise yaparak İstanbul’da kazan kaynatmanın mutluluğunu yaşadıklarını, ayrıca isteyenlerin bahçede piknik yapma imkanı da bulduklarını sözlerine ekledi.

Minik Irmak’ın Çağrısına Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Kulak Verdi
Hatay’ın Reyhanlı İlçesinde yaşayan 8 yaşındaki bedensel engelli öğrenci Irmak Sevimli‘nin tablet isteğini 1200 km uzaklıktaki Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz karşılıksız bırakmadı. Başkan Yılmaz, Küçük Irmak’a tablet, kitap ve çeşitli hediyeler gönderdi.

Prof. Dr. Garip Turunç’un Kaleminden: Siparişle Tutuklama, İtaat Kültürü ve Goethe’nin Faust’u

Yeryüzündeki en korkunç şeyin ne olduğunu bilir misiniz diye sorsam, ne derdiniz? Aramızda kalsın, ben söyleyeyim; sonunda insanın her şeye alışması. Alman yazarı Erich Maria Remarque, 1941 yılında yayınlanan (Liebe Deinen Nächsten) ‘İnsanları Seveceksin!’ kitabında ‘yeryüzündeki en korkunç şeyi’ işte böyle tanımlar. En korkunç şey… Alışmak.
Dünyanın herhangi bir yerinde durup Türkiye‘nin son yıllarına şöyle bir bakın, nelere alışmadık ki! Toplumu hastalandıran siyasi iklim, gergin bekleyiş, derin kederleriyle hırpalayan intiharlı ölümler, kadın cinayetleri, anaları, babaları evlat acısıyla yakan savaşa/teröre isyan eden çığlıklar bu dünyaya sığmıyor artık. Hepimiz ‘kör şeytan’ karşısında dilsiz, çaresiz bırakılmış gibi hissettiren bu zulmü hemen alt etmenin somut bir reçetesi yok belki ama geleceğe inanarak umudumuzu kalbimizin derinliklerinde koruyabiliriz.
Maalesef bir dönemin demokratik değerleri önceleyen, özgürlüklerin önünü açmakla övünen AK Parti iktidarı, bugün Aysberge çarpan Titanik misali, güvertede müzik devam ediyor ama, koridorlarda telaş içinde yaşananlarla demokrasiden uzaklaşmış durumda. Şimdi, Avrupasız bir Türkiye’nin daha güzel olacağına inanan ve her şeyi ‘biat’ esasına dayandıran bir AK Parti var artık karşımızda… Yasamanın, yargının ve yürütmenin tek elde toplandığı, adaletin düştüğü ağlanacak acınası bir alaturka sistemde, paşa gönlü nasıl isterse, önümüzdeki seçime dönük, son kez koltukta oturma amacıyla yönetiliyor ülke…
ADALETİN DÜŞTÜĞÜ AĞLANACAK ACINASI DURUM
Keşke, yüreğimin dili olsa da konuşsa. Mehmed Âkif Ersoy; “Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem / Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizârım!” diyor. Ben de, uzak ülkemde hukuk düzeninin ve adaletin düştüğü ağlanacak acınası durum hakkında yazacaklarımın belki bin katını yüreğimde hissediyor, bin kat acı ve sızı hissediyorum. Ancak yüreğimin dili olmadığından hepsini yansıtamıyorum. Ama söze de bir yerlerden başlamalı, hüznümü ve derdimi dillendirmeliyim.
İnsan esas itibarıyla iki sebeple ağlar; sevinçten ya da hüzünden. Yargının gözyaşları sevinçten değil maalesef. Zira yargının sevinci ancak bağımsız adalet dağıtmakla mümkün olabilir. Uzun zamandır bağımsız adalet dağıtmadığı ise malum. Bugünkü hukuk ve yargı düzenini belirleyen mevcut ucube Anayasa, biri 12 Eylül tarihinde biri de 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan iki halkoylaması ile değiştirilerek hukuku ve yargıyı tek kişinin atamalarına/emrine bağlayan bir nitelik taşımaktadır. Bu nedenledir ki yargı bağımsız dağıt(a)madığı adalet ve vesile olduğu zulüm nedeniyle acziyetten ve vicdan azabından ağlıyor. [Nitekim ORC araştırma şirketinin 2021’de yaptığı bir ankette “Yargıya güveniyor musunuz?” sorusuna verilen cevapta “hayır güvenmiyoruz” diyenlerin oranı yüzde 74.9’dur. Ve ne yazık ki yargıya olan güven her geçen gün daha da azalmaya devam etmektedir.]
Günlerdir, aylardır sosyal medya üzerinden birilerinin gözaltına alınmasını, tutuklanmasını isteyen bir bakan ile “Siparişle tutuklama olmaz. Türkiye bir hukuk devleti. Kanunlar, kurallara göre hukuk işler” diyen bir adalet bakanı konuşuluyor.
Adalet Bakanı Gül doğru söylüyor. Siparişle tutuklama olmamalı… Ancak gerçeğin bu olmadığını da en iyi o biliyor. Sipariş üzerine tutuklama deyince hemen akla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına rağmen hâlâ serbest bırakılmayan HDP Eski Eş Genel Başkanı Demirtaş ve İnsan hakları savuncusu Kavala geliyor… Geçen ocak ayında Avrupa Parlamentosundan bir kez daha Demirtaş ve Kavala’nın serbest bırakılması istendi.
Genel kanaat o ki, başta Demirtaş ve Kavala olmak üzere binlerce suçsuz insan sırf muhalif olduğundan dolayı sipariş üzerine tutuklanmıştır. Demirtaş, Kavala ve yüzlerce siyasi tutsak Saray siparişi üzerine tutuklandı ve AİHM kararına rağmen siparişçilerin direncinden dolayı hâlâ hapisteler.
Birkaç gün önce, dört yıla yakın cezaevinde tutuklu bulunan Osman Kavala’nın değerli eşi Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Buğra’nın Cumhuriyet‘teki röportaj’nı okudum. Buğra’nın sözleri aynen şöyle: “Eşim Ekim 2017’den beri cezaevinde. Son derece ağır suçlamalarla yargılanıyor. Bu anlaşılması zor süreç, bizim hayatımızın dört yılına mal oldu. Onun cezaevinde geçirdiği dördüncü yazın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bu alışılacak bir şey değil. Toplumun buna alışmakta olduğu düşüncesi ise yaşadığımız şeyin ağırlığını daha da artırıyor. İnsan bazen takatinin tükendiğini hissetmiyor değil, ama ne kadar zor olsa da dayanmak ve güçlü durmak zorundayız. Başka çaremiz yok.” Geçenlerde yıllardır tanıdığım saygın muhafazakâr, çok iyi bir düşün adamı “Zulüm var ama…” diye başlayan cümleler kurmuştu yaşanan haksızlıkları telefon görüşmemde ona anlattığımda. İslamcı aydınımız zulmün farkında idi, çünkü ona da – Kavala ve Demirtaş gibi – onlarca zulüm hikayesi ulaşıyordu “Ama iktidar bizim iktidarımızdı, onun için susmak, katlanmak gerekiyordu…. Hem uyarınca sonuç alınabilir miydi ki, yöneticimizin karakteri biliniyordu vs…”
Problem şu bana göre : Bizde aşağıdan yukarıya denetleme geleneği oluşmuş değil. İslamî itaat kültürünün hâkim olduğu bir topluma dönüşüldü ülke. Günümüzde de cemaatler dünyasında “ulul emre itaat” ayeti iktidara sadakat için kullanılıyor. İlahiyatçı Prof. Mehmet Evkuran’ın “Sünni Paradigmayı Anlamak” adlı kitabında (Ankara Okulu Yay.) yazdığı gibi:
“Toplumsal disiplin oluşturma çabası, Sünnî paradigmada belirgindir. Sünnî siyaset teorisi, iktidarlara meşruiyet ve hükmetme hakkını sunarken, kitlelere de imâm/sultân/emîr’e (yönetici) itaat etme yükümlülüğünü telkin etmiştir. Muhalefet, Sünnî kültürde siyasal ve dinsel bir suç olarak görülmüştür ve hâlâ da böyledir…”
Tüm bu yanlışlar insanların İslam’la ilişkilerine aşındırıcı etki yapıyor. Özellikle genç nesillerin iktidarın yanlışlıklarına bakıp “İslam buysa” gibi çıkarımlarda bulunması ülkenin geleceği adına kaygı veriyor. Adaletsizlikler var, oysa muhafazakar düşüncenin olmazsa olmazı adaletsizlikten kaçınmaktır. Yolsuzluklar var, iktidar eliyle zenginleştirmeler var, bunun yanında yaygın bir yoksullaşma var, bürokraside yaygın adam kayırma var, toplumun belli kesimlerine yönelik dışlama var, siyasi çıkar için sürdürülen kamplaştırma, hepse atıp düşmanlaştırma politikası var, var, var… Bunlar çoğaldıkça, dindar – muhafazakar çizgi, taşınamayacak bir bagaj altına giriyor. Oysa ki, birkaç hoca, birkaç alim, birkaç şeyh çıkıp, “Şunlar şunlar yanlış gidiyor” diyebilseydi, muhafazakar camia adına, İslam’ın tüm görünülürlüğü, ruhunu şeytana satmış siyasi alandaki bir kısmı çarpık, bir kısmı adeletle ve insan hakları ile problemli manzaralardan ibaret olmazdı.
RUHUNU ŞEYTANA SATMAK
İyilikten evvel niyet gelir, ‘iyi niyet’. İyi niyetin hakikatinde, “iyiliğe” inanca duyulan sadakat saklıysa eğer, önce onu korumak için mücadele etmeliyiz. Bu öncelik önyargılarımızı değiştirmez belki ama bu mutlak olmayan adalet, vicdan bilincini uyandırır. Günahları, suçları, hataları ‘iyilikle’ yıkama, düzeltme arzusudur iyi niyet. İnsan, şeytanın peşine takılıp giderken bile hakikati arama ve onunla samimiyetle yüzleşme çabası içindeyse eğer, ruhunun öteki parçasında uyuyan kötülüğü de yenebilir. Koyu bencilliğin, güç köleliğinin zıttı olan iyi niyet, insanı kendi benliğinin zehirli kısmından da arındırır kimi zaman. Hakikat sırrının önünde eğilebilme cesaretini ve alçak gönüllülüğü gösterir.
İnsanlık ve edebiyat tarihinde bu mücadeleyi anlatan eserler çoktur ama sanırım en çok iz bırakanı hâlâ Goethe‘nin meşhur Faust‘udur. Kadim hikâyelerden esinlenen, şeytanla bahse giren insan teması daha önceki yüzyıllarda da pek çok öyküye ve oyuna konu olmuş. Alman ozanın on sekiz yaşında yazmaya başlayıp seksen üç yaşında ölümünden kısa bir süre evvel bitirebildiği oyun aslında en temel insanlık meselesidir kuşkusuz.
Oyunun baş kahramanı Faust, felsefeyi, tıbbı, tabiatı ve teolojiyi araştırmış yeryüzünün sırlarını tüketmek için çözmüştür. Bir bilim adamı olarak ihtiyacını duyduğu keşiflerden mahrum kaldığını ve hayatını istediği gibi yaşamadığını kavrar. Bu çelişkiyle kıvranırken, eğer Mefisto kendisini bu huzursuzluktan kurtarabilirse eğer ruhunu şeytana satacağını söyler. Şeytan da Faust’u hayata bağlayacağına ve hazlarda manayı bulacağına dair ona söz verir. Ve onu gençleştirerek dünyayı kendi bakışlarıyla gösterir.
Basit gibi görünen bu tema, iyilikle kötülük arasında bir sarkaç gibi salınırken mütemadiyen acı çeken ruh halini resmeder.
Son iki yıl içinde bulunduğumuz pandeminin bu ‘yapay cehennemde’ nefes almaya çalışırken Anayurdumda birkaç yıl önce geçirdiğim tatil sürecinde bir dostumun hediye ettiği eski bir çeviriyle Faust’u tekrar okumak yaralanan ruhuma iyi geldi. (19 yıllık bir hükümdarlıktan sonra) sahip olduklarıyla tatmin olmayan (davalarını 2023’e, 2053’e, 2071’e taşımak isteyen) iktidar, güç, başarı, yaratıcılık, inanç, her ne istiyorsa hepsinin daha fazlası için ruhunu şeytana satan Faust mitinde insanlığın zaaflarını bu defa daha sarih bir bakışla gördüm.
Metinde, Faust Mesfisto’yla anlaşmaya çalışırken ona dizginlenemez arzularından ve çaresizliğinden bahseder:
“Ben kendimi girdaplara, en ıstıraplı kamlara, aşk hınçlarına, ferahlatıcı inkisarlara terk ediyorum. Bilgi hastalığından kurtulan kalbim, gelecek hiçbir ıstıraba karşı kapalı olmayacaktır. Ve bütün insanlığa mukadder olan şeyleri kendi içimde tatmak istiyorum. Ruhumla en yükseği ve en derini kavramak, onun saadetlerini ve acılarını bağrımda toplamak böylece kendi benliğimi onun benliği üzerine yaymak ve tıpkı onun gibi sonunda da uçuruma yuvarlanmak istiyorum”.
İnsan olmak böyledir. Doğuştan kendisine bahşedilen özelliklerle yetinmez. Kendini ve dünyayı daha çok tanıma, daha güçlü olma, duygu katmanlarında yoğunlaşarak en derinlere dalma arzusuyla hakikatten uzaklaşabilir. Sahip olduğu erdemleri bazen öldürmek ister. Hata yapmakta ısrar eder. Kötülüğü hoş görerek suç işler. İyiliği reddederek kendinden iyice uzaklaşır. Hazzı kışkırtan arzularıyla iradesi çelişir. Sahip olma dürtüsüyle dokunduğu her şeyi kirletir. Niccolò Machiavelli’nin “Hükümdar” eserinde dile getirdiği “sevilen yönetici olmaktansa korkulan yönetici olmak yeğdir” anlayışını benimseyip, veren sevgiden uzaklaştırır. Korktuğunda öfkeyle hayatı bir ucundan yakar.
Mefisto Faust’un dileğine şöyle cevap veriyordu:
“İnan bana, ben ki binlerce yıldır bu sert lokmayı ağzımda çiğniyorum. Hiçbir insan bu eskimiş hamuru, beşikten mezara kadar hazmedememiştir. Bizlerden biri sıfatıyla bana inan: bu bütün ancak Tanrı için yapılmıştır. Bizi ebedi zulmet içine atmıştır ve ancak size gece ile gündüz nasip olmuştur”.
Netice itibarıyla Faust’un “Peki o zaman ben neyim?” sorusuna şeytanın cevabı açıktır: “Sen eninde sonunda ne isen o’sun”. Hepimiz öyleyiz ama ömür denen şu dikenli, garip sınavda, hepimizin iyi olabilmek adına bir umudu vardır. Bunu hatırlayalım ve kaybetmeyelim. Cansever’in dediği gibi “Ne gelir elimizden insan olmaktan başka”.
Öğrencilerin Sesini Duyun!

Milletvekili Serkan Topal, ülkemizde ‘Yurt Kaosu’ yaşandığını vurguladı. CHP Hatay Milletvekili Serkan Topal, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’de “yurt kaosu” yaşandığını vurguladı.
CHP Hatay Milletvekili Topal, “8,5 milyon yükseköğretim öğrencisi olmasına rağmen yalnızca 730 bin yataklı yurt var. Bir odada 8-10 kişi kalıyor. Öğrencilerin sesini duyun. Bu sorunu bir an önce çözün” dedi.
Öğrencilerin, dışarıda, üniversitenin kapısında yattığını öne süren Milletvekili Topal, “Bu görüntüden bir milletvekili olarak utanıyorum. ‘Eğitim sorunu yok, sorun çözüldü’ diyenlere sesleniyorum: Bu öğrencilerimiz, geleceğimizin gençleri neden burada yatıyor?” diye sordu.
Milletvekili Topal, iktidarın öğrencileri yatak taşımak zorunda bıraktığını öne sürerek “8,5 milyon yükseköğretim öğrencisi olmasına rağmen yalnızca 730 bin yataklı yurt var. Bir odada 8-10 kişi kalıyor. Öğrencilerin sesini duyun. Bu sorunu bir an önce çözün” dedi.
Atakaş Hatayspor, Fenerbahçe Maçı Hazırlıklarını Sürdürüyor
Atakaş Hatayspor, ligin 7. Haftasında konuk edeceği Fenerbahçe maçı hazırlıklarını sürdürüyor.
Göztepe deplasmanından 2-0’lık galibiyetle dönen Bordo Beyazlı ekip, Pazar günkü maçın hazırlıklarını kendi tesislerinde sürdürüyor.
6. hafta maçları sonunda Atakaş Hatayspor 13 Puanla 3. Sırada yer alırken, konuk edeceği Fenerbahçe ise yine 13 puanla ve gol averajıyla 4. Sırada yer alıyor.
Antakya’da Pazar günü yeni statta oynanacak karşılaşma saat 16.00 da başlayacak.

İskenderun’da Çeşitli Suçlara Karışan 8 Kişi Yakalandı
İskenderun‘da çeşitli suçlara karışan 8 kişi Polis Özel Harekat ile Jandarma’nın düzenlediği operasyonla yakalandılar.
Hatay Valiliğinden yapılan açıklamaya göre, Kamu düzeni, huzur ve güven ortamının sağlanması, suç ve suçlularla mücadele kapsamında İskenderun ilçesinde meydana gelen yağma, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, mala zarar verme, tehdit, hırsızlık suçlarının önlenmesi, suç işleyen şahısların yakalanması ve suç unsurlarının ele geçirilmesine yönelik 23.09.2021 günü Özel Harekât, Jandarma ve karma ekiplerince koordineli bir şekilde 8 adreste yapılan operasyonda; A.D., R.D., E.K., S.K., O.D., Ş.Ö., Ö.D., H.G., isimli şahıslar yakalanırken, Şahıslardan; 1 adet tabanca, 1 adet şarjör, 8 adet mermi, 5 adet av fişeği, 2 gram metamfetamin ve 1 adet uyuşturucu madde kullanma aparatı ele geçirildiği belirtildi.
Yakalanan şüpheli şahıslar ve ele geçirilen suç unsuru malzemeler gerekli yasal işlemler için İskenderun İlçe Asayiş Büro Amirliğine teslim edildiği açıklamada yer verildi.

Telefon Dolandırıcısı Yakalandı

İsmet İnönü Mahallesinde Covid-19 Aşı Seferberliği

Gazi Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı ve Heyetinden İl Sağlık Müdürüne Ziyaret
SIHHAT-2 projesi kapsamında sağlık okur-yazarlığı eğitimleri için İlimize gelen Gazi Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Seçil ÖZKAN ve beraberindeki heyet, İl Sağlık Müdürü Dr.Mustafa HAMBOLAT‘a ziyarette bulundular.

Mavi-Beyazlıların Başarısı Her Alanda
Hatay Büyükşehir Belediyespor takımları, katıldıkları turnuvalarda elde ettiği başarılarla adından söz ettirmeye devam ediyor.
Mavi-beyazlıların taekwondo takımı, İstanbul’da yapılan 6. Taekwondo WT Dünya Başkanlık Kupası müsabakalarında 7’si gümüş ve 9’u bronz olmak üzere toplamda 16 madalya kazandı.
Hatay Büyükşehir Belediyespor halk oyunları takımı da Türkiye Halk Oyunları Federasyonu’nun organize ettiği yarışmalarda GSK minikler kategorisinde düzenlemeli ve düzenlemesiz dallarda il birincisi oldu.
Halk oyunları takımının eğitmeni Gülay Bayraktar ve sporcular, kulüp başkanı Zekiye Barutçu Yiğitbaşı’nı ziyaret ederek kazandıkları kupaları takdim etti.

Samandağ Kitap Günlerinde Şiir ve Türkü Dinletisi
Samandağ Kitap Günleri etkinlik programı çerçevesinde Kültür Kentleri Birliği Hatay İl Temsilciliğince fuar alanında şiir ve türküler paylaşıldı. Samandağ halkının geniş katılımıyla Hataylı şairler 22 Eylül 2021 Çarşamba akşamı saat 20.00’da başlayan etkinlikte şiirlerini Samandağ Hz.Hızır Parkı’nda seslendirdiler.
Bağlamada Nebih Nafile ve müzik eğitimcisi Selahattin Şah türküleri harmanlarken sırasıyla şair-yazar Neslihan Kanuncu Seçkin, Sevim Yunus Habip, Gülnaz Nurlu Kavvas, Antakya Sanat Derneği yöneticilerinden Edip Yeşil ve Utkun Büyükaşık şiirlerini seslendirdiler.
Şiir ve müzik dinletisine katılan misafirlerin arasından gençler sahneye çıkıp şiirler okudu. Program kapanışında şiirini seslendiren Kültür Kentleri Birliği Hatay İl Temsilcisi Nebih Nafile duygularını şu şekilde ifade etti; Amacımız paylaşmaktı. Yürek dolusu şiir ve türkülerimizi siz değerli Samandağ halkı ile okuduk. Enerjisi yüksek, sevgi yüklü bir etkinlik oldu. Gecenin en güzel sürprizi gençlerimiz sevgili Neslihan Esmer ve Martı Kumru’nun aramıza gelip şiirler okuması oldu. Bu medeni cesaretlerinden dolayı gençlerimizi kutluyorum. Böylece paylaşmanın doruğuna ulaştık. Samandağ Kitap Günleri’ne katkı sunan başta Samandağ Belediye Başkanımız sayın Refik Eryılmaz beye, Başkan Yardımcısı Tahsin Demir beye, fuar yöneticisi Bekir Öztürk Bey ve emek veren bütün canlara kendim ve grubum adına teşekkür ediyorum.
“Güneş Hepimiz İçin” şiir ve müzik etkinliği, Samandağ Belediyesi standında yazarların kitap imzalamalarıyla son buldu.

12.5 Milyon Liralık Kaçak Ticari Ürün Ele Geçirildi!
Ticaret Bakanlığı, Gümrük Muhafaza ekiplerince Hatay‘da gerçekleştirilen 3 operasyonda, 12,5 milyon lira değerinde kaçak ticari ürün ele geçirildiğini duyurdu.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Hatay Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince yürütülen analiz çalışmalarında, riskli görülen gümrük beyannameleri mercek altına alındı ve şüpheli olduğu düşünülen 3 işlem tespit edildi. Muhafaza ekiplerinin takibine takılan ilk işlemde, yurt dışından getirilerek, antrepoya alınan 1 ton 350 kilogram ağırlığındaki hayvan yeminin, paravan şirket üzerinden vergileri ödenmeksizin iç piyasa sürüleceği saptandı. Yapılan araştırmada, 4 milyon lira değerindeki ürünü Türkiye’ye getiren firmanın, gümrük beyannamesinde belirtilen adreste faaliyet göstermediği belirlendi. Bunun üzerine araştırma derinleştirildi ve usulsüz düzenlenen faturalara ulaşıldı.
Olaya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında ürünlerin tamamına el koyuldu. Diğer operasyonda ise yapılan analiz sonucu riskli bulunarak, X-ray taramasına sevk edilen 2 konteynerde; beyan edilen üründen daha fazla ürün olduğu, beyan edilmeyen ürünlerin gümrük kontrolünden kaçırılmak istendiği anlaşıldı; 1 milyon 500 bin lira değerinde PVC masa örtüsüne el koyuldu. Türkiye’ye getirilen tekstil ürünlerine ilişkin yapılan araştırma kapsamında da fermuar ithal eden firmanın işlemleri riskli görüldü.
Müfettiş incelemesinin de devreye sokulduğu araştırmalarda, firmanın gümrük işlemlerinde ürünlerin kıymetini düşük göstermek üzere sahte fatura kullandığı, böylece gümrük vergisini olması gerekenin çok altında ödediği saptandı. Kapsamlı inceleme sonucunda firmanın, 7 milyon lira değerinde ürünü bu yöntemle Türkiye’ye sokarak, piyasaya sürmeyi amaçladığı belirlendi. İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 olayda ele geçirilen 12,5 milyon lira değerindeki kaçak eşyaya ilişkin soruşturma başlattı.

Vatandaşları Rahatsız Edip Para İstediği İddia Edilen Şahıs Gözaltına Alındı
İskenderun sahil kordonunda vatandaşları rahatsız edip, para istediği ileri sürülen şahıs, polis ekipleri tarafından gözaltına alındı.
Hatayspor Kadın Basketbol Takımı Galibiyetle Döndü
Hatayspor kadın basketbol takımı #EuroCupWomen ilk maçında İsrail’in Elitzur Holon takımını 76 – 59 mağlup etti.
Tebrikler!

Antakyalı Engelli Karateci Sabit Köse Avrupa Şampiyonu Oldu





















